Devir Teslim / Sevda Yıldız Taşdelen

 “Her bitiş yeni bir başlangıcın habercisidir.
Yolun sonuna geldim dediğin anda
Yepyeni bir başlangıç yaparsın oysa.”

Burası Saklışehir’in, Sondurak ilçesine bağlı, Emek Mahallesi, Güven Sokak’ta bulunan Huzur Sitesi… Burası komşuluğu, dostluğu, güveni, saygıyı, sevgiyi ve huzuru bulabileceğin, anılarda yolculuk yapabileceğin özel bir yer.

Huzur Sitesi; tek katlı, balkonlu, panjurlu, birbirinin aynısı evlerden oluşuyor. İnsanlar bu sokağa gelince kendini masal diyarındaymış gibi hissediyor. Dinle beni evlat, “Ben gittikten sonra görevi sen devralacaksın ve bu masal diyarının bir kahramanı olacaksın. Koca bir asrı devirdim ben burada.
Sağlam durup etrafına faydalı olursan, belki sen benden daha fazla kalırsın bu masal diyarında. Mevsimler gelip geçecek, sen sapasağlam durmalı, insanların sığınağı olmalısın. Şimdi etrafına iyi bak.

Sitenin girişindeki bir numaralı evde Asalet Soylu Hanımefendi yaşıyor. Doksan sekiz yaşında olmasına rağmen tam anlamıyla adı gibi asil, genç kızlara rakip olacak kadar endamlı ve güzel bir Türk kadını kendisi. Ben Asalet Hanım’ı tanıdığımdan beri saçını hep aynı model topuz yapıp her sabah en güzel giysilerini giyer, Nutuk’u alır, gözlüğünü takar, balkonunda kahvesini içer. Asalet Hanım bu siteye taşındığından beri her günü böyledir. Bir gün ona ‘Kitapta yazılanları görebiliyor muşunuz?’ diye sorduğumda başını hafif yukarı kaldırıp bu mahallenin yaşı en büyük insanı olmanın haklı gururuyla
Bu gözler Mustafa Kemal’i gördü, tılsımlı benim gözlerim, diye cevap vermişti. Atatürk’e âşık bir hanımefendi olan Asalet Hanım, kocası Mustafa Efendi on yıl önce vefat ettiğinde buraya yerleşti. Amerika’da bir üniversitede görevli olan biricik oğlu Kemal Bey de yılda iki kez annesini ziyarete gelir, gönlünü alır, annesiyle birkaç gün vakit geçirip gider. Asalet Hanım günlerini Türk sanat müziği dinleyerek, yanına gelen arkadaşlarıyla sohbet ederek geçirir.

İki numaralı dairede Cavidan Ellibirekran Hanımefendi yaşıyor. Soyadı Ellibirekran değil tabi ki ama elli bir ekran televizyonuna o kadar bağımlı ki herkes onu böyle tanıyor. Laf aramızda yetmiş beş yaşındaki Cavidan Hanım, sitenin haber ajansı gibidir. Ülkemiz bir yana, dünyada neler olup bitmiş, dolar kaça yükselmiş, enflasyon ne durumda, Amerikan başkanı ne açıklamış, hangi dizi saat kaçta, Miami’de hava sıcaklığı kaç derece, kim tatilde, kim evlenmiş, kim ayrılmış her şeyi bilir. Büyük kızı üç yıl önce ona televizyon koltuğu aldığından beri günün yirmi saatini bu koltukta elli bir ekran televizyonunun karşısında geçiriyor. Geriye kalan dört saatlik sürede de ihtiyaçlarını gideriyor. Her akşamüstü de sitenin içinde yürüyüş yapıp olanı biteni gördüğü herkese anlatıyor.

Balkonunu ve odasını süsleyen rengârenk çiçekleriyle Huzur Sitesi sakinlerinin gözünü gönlünü doyuran, çiçeklerin yaydığı kokularıyla siteyi pirüpak yapan üç numaralı evde ise emekli Doktor
Fehmi Yüksekdoz Beyefendi yaşıyor. Seksen yaşındaki Fehmi Bey, uzun yıllar genel cerrah olarak birçok ilde görev yapmış. Emekli olduktan sonra, daha emekliliğin keyfini süremeden eşi Müstesna Hanımı kaybetmiş. Eşinin ölümünden hemen sonra alzheimer hastalığına yakalanmış. Buraya geldiğinde eşinin öldüğünü hatırlamıyordu. Hatta bir eşi olduğunu, kızını ve oğlunu bile hatırlamıyordu. Çocukları, doktorunun tavsiyesi üzerine Fehmi Bey’in balkonunu rengârenk çiçeklerle donattılar. Bazen kendi adını, yemek yemesi gerektiğini bile unutan Fehmi Bey, bir tek çiçeklerini sulamayı ve bakımlarını yapmayı unutmuyor. Geçenlerde ‘Nasılsın Fehmi Bey?’ diye seslendiğimde Fehmi Bey kim, diye sordu. Her gün çiçekleriyle konuşuyor, yapraklarını temizliyor. Çiçeklerinin her birine ameliyat ettiği hastaların adını vermiş ve onların bakımını yaptıkça onları ameliyat ettiğini söylüyor.
Valla ben onun doğrucusuyum. Bana öyle anlattı.

Bütün gün birbirleriyle didişmeleriyle bilinen Hakkı ve Sevim Kaşıbeyaz çifti ise dört numaralı evde yaşıyorlar. Yalnızken her fırsatta tartışan bu muhteşem ikili, komşuları ziyaretlerine gelince mutlu mesut yaşayan iki aşığa dönüşüveriyorlar. Hakkı Bey ve Sevim Hanım öğretmenlikten emekli olunca deniz kıyısında bir ev alıp oraya yerleşmişler. Ancak küçük oğlunun borçları yüzünden başı belaya girince tek çare o evi satıp, oğullarının borçlarını ödeyip, hayatını kurtarmışlar. Hakkı Bey’in deyimiyle, üç hayırsız oğlu olan Kaşıbeyaz çifti evlatlarının evlerinde yer edinemeyince iki yıl önce buraya yerleşmeye karar vermişler. Yani aslında bu kararı hayırsız üç gelini vermiş. Hakkı Bey öyle söylüyor. Anne ve babaları buraya yerleştikleri gün gelen üç hayırsız oğlandan bir daha hiç haber alınamadı. Hakkı Bey oğullarının astronot olup uzaya gittikleri kanaatinde, zirâ dünyamızda olsalar en azından bayramlarda muhakkak ziyaretimize gelirlerdi, diye Sevim Hanım’ı teselli ediyor.

Beş numaralı dairede yaşayan Efsun Hanım burada geçirdiği dört yıllık süreçte yatağından hiç kalkamadı. Geçirdiği beyin kanaması sonucu felç olan Efsun Hanım’ın, bakıcısından başka gideni geleni yok. Genç yaşta kocasını trafik kazasında kaybeden Efsun Hanım’ın bir kızından başka kimsesi yokmuş. Damadının işleri için kızının da başka şehre taşınması gerekince onu buraya yerleştirip gittiler. Geceleri odasında yalnız kaldığında, uykuya dalana kadar ağıt yakıp türküler söyler. Sesi ta buralardan duyulur.

Altı numaralı evde ise Ayten Hanım kalıyor. Yılın üç ayını oğlunun yazlığında, üç ayını yurtiçi ve yurtdışı turlarında, geriye kalan altı ayını da burada geçiren Ayten Hanım uzun yıllar müzik öğretmenliği yapmış. Altın sarısı saçları, yemyeşil gözleri, manikürlü- ojeli tırnaklarıyla, yetmiş iki yaşında olmasına rağmen topuklu ayakkabılarıyla Huzur Sitesi’nin gözdesidir. Emekli olduğundan bu yana Türk sanat müziği cemiyetlerinde ses sanatçılığı yapmaya devam eden Ayten Hanım ve musiki cemiyetinden arkadaşları yılbaşı gecelerinde Huzur Sitesi’nde konser verirler. Konser bitiminde çekilen fotoğraflar tek tek dağıtılır. Günlerce konserle ilgili konuşulur, mutlu olunur. Onları ziyarete gelmeyen evlatlarının bile acısı birkaç günlüğüne unutulur. Sonbahar hüznüne bürünmüş Huzur Sitesi’nde, adeta bahar coşkusu gelip başköşeye kurulur.

Bak evlat, insanlar da ağaçlar gibidir. Sonbahar gelir dökülüverir yaprakları. Biraz sabırlı olup beklerse bir gün yeniden bahar gelir ve yeşillenir kuruyan dalları. İşin sırrı, hayatın tüm şartlarına karşı sapasağlam durabilmektedir. Hepimiz gelip geçiciyiz bu dünyada. Bize düşen görevi layıkıyla yerine getirmek boynumuzun borcu. Her canlıya bir ömür biçilmiştir. Nefes sayılıdır. Benim de vaktim bu kadarmış. Ben burada geçirdiğim yüz on dört yıl boyunca üzerime düşen görevi yerine getirdim. Burada yaşayan insanlar, gün oldu gölgemde dinlenip soluklandılar, gün oldu benimle dertleşip yeniden umutlandılar. Buradan kimler gelip kimler geçti, bir bilsen. Etrafıma hep güzel düşüncelerle baktım. Bu kapıdan içeri kimleri aldım, kimleri dışarı uğurladım. Hayat bu ya, buraya çocuklarının kollarında yürüyerek gelen insanlar, bir sedyenin üzerinde soğuk ve cansız bedenleriyle yapayalnız uğurlandılar. Ben de şimdi kuruyan bedenimle topraktan ayrılıp gideceğim. Benim kuruyan bedenimin içinde can buldun, köklerime sarılıp hayata tutundun. Sakın pes etme küçük Çınar. Gölgende soluklanacak, dinlenip, seninle sohbet edip huzur bulacak, daha çok yaşlı insan var.

 

 

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LcpU

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.