Deniz Öyküleri / Derya Balcı

Denizin öykülerini dinledik o gece. Nemli, ıslak, karanlık satırlarda gizlemişti yüzünü. Kimse bilmiyordu; özlemi, derdi, kederi… O geceye kadar. Hep birlikte bir büyük devrilmişti kahkahalar eşliğinde. Ne bilen vardı ne de duyan. Sahibi yoktu bilinmezliğin zifiri akşamın içinde. Bir sen bir ben bir de o… ? Kulağımda çınlayan hüzün çığlıkları… hahha… hah haaaa…. Günışığını göremeyecektik sanki. Deniz anlatmaya devam ediyordu öykülerini çığlıklar arasında inceden inceye… Her biri yüreğimizi delip geçiyordu iz bırakmadan. Kan damlaları akıyordu gözlerimizden acı dolu.

Her bir öykü içimizden birinin öyküsüydü. Yaşayacağımız günleri anlatıyordu geçmişe dair günlerden…

Ders zilinin çalmasına beş dakika var daha. Haydi kantine gidip birer kahve alalım, dedim arkadaşlara. Mehmet ile Ali gelmek istemediler. Zorla sürükleyip götürdüm onları. Birer kahve ısmarladım. Biri şekersiz sade, diğeri bol şekerli sütlü. Benimki ise üçü bir aradalardan. Yudumladık kahvelerimizi dilimiz yandı doğrusu sıcaklıktan. Ali, şimdi edebiyat dersi hiç çekilmez yaaa, dedi . Al benden de o kadar, dedim. İkimiz de derse girmek istemiyorduk. Mehmet ise tam bir şiir aşığı olarak edebiyat dersine koşa koşa giderdi her zaman. Bize katılmıyordu tabi. Mehmet, siz gelmezseniz gelmeyin ben bu dersi kaçıramam, sonra hocanın yüzüne bakamam.  Eyvallah beyler size kolay gelsin ben derse, dedi ve yanımızdan ayrıldı.  Ali ile beraber Mehmet’in arkasından baktık ve gülüştük içten içe. Mehmet bu, edebiyat aşkı ile yanıp tutuşuyordu. Nereden bilebilirdik bu aşkın nedenini…

Ah benim denizim

Rüzgârda dalgalarını savuran denizim

Balıkçıları bağrına basan

Ekmek deryası denizim

Bir zaman akışında bulduğum

Yaşamım…

“Bir kadının dökülen saçlarındadır aşk. Gülüşündedir sımsıcacık duyguları. İncitmeden bakmaktır gözlerine.” Ali ile yolda bulduğumuz notu okuyorduk. Okuldan ayrılalı beş dakika olmuştu. Özgürdük kuşlar gibi. Dert tasa yok. Ders yok. Hoca dırdırı yok. Oğlum ödevini neden yapmadın? Sorusu yok. Oh be ne güzel değil mi Ali? dedim. Ali oralı bile olmadı. Kendini yolda bulduğumuz nota kaptırmış, beni duymuyordu. Ne yazıyordu ki kağıtta? Ben sonunu okumamıştım doğrusu. Ali ise gözünü  küçük kağıttan ayıramıyordu. Ne oldu Ali? hayırdır?  Ne yazıyor kağıtta? dedim. Ali afallamış bir vaziyette, baksana şuna, dedi. Kağıdın altında kimin ismi var “Mehmet” Bizim Mehmet olmasın bu?  Ben de meraklandım ve notu tekrar okudum. “Bir kadının dökülen saçlarındadır aşk. Gülüşündedir sımsıcacık duyguları. İncitmeden bakmaktır gözlerine.” Mehmet bize ne demişti… Evet ya, derse girmezsem bir daha hocanın yüzüne bakamam demişti. Oğlum Ali, demedi deme bak. Mehmet bizim edebiyat hocasına aşık! dedim. Heyecanlanmıştım. Sanki Amerika’yı keşfetmiştik! Bak sen bizim Mehmet’e… Saman altından gizli gizli suları akıtmış da bizim haberimiz yokmuş. Hadi Ali okula gidelim de Mehmet’e sürpriz yapalım, dedim ve Ali ile okulun yolunu tuttuk. Yolda bulduğumuz kağıt elimizde, hızlı hızlı yürümeye başladık. Mehmet’in en değerlisini ona geri verecektik. Derse girmek olmazdı tabi. Zilin çalmasını beklemek gerekti. Okulun önüne geldiğimizde bir an durduk. Ne yapacağız şimdi, dedi Ali. Bir an önce Mehmet ile konuşmak, ona düşürdüğü notunu büyük bir keyifle vermek istiyordu. Heyecanlı olduğu elinin titremesinden belliydi. Yerinde duramıyor, zıp zıp zıplıyordu. Dur Ali, dedim. Kendine hakim ol, sabret. Çıkacaklar elbet. Ali bu; durdurmak imkansız. İllaki aklına koyduğuna yapacak. Gel sınıfın önüne gidelim, pencere kenarındadır saf aşık, diyerek beni kolumdan çekiştire çekiştire sınıfın önüne götürdü. Okulumuz üç katlı bir bina. Bizim sınıf giriş katında bahçeye bakıyor. Divan şiirindeki gül ile bülbülün aşkından esinlenen edebiyat hocalarımız, sınıfın önündeki bahçeye güller diktirmişler. Kırmızı, sarı, pembe güllerle dolu sınıfımızın önü.  İşte o güllerin arasına gizlenmiş pencereden içeri bakmaya çalıştık Aliyle. Ama bizim Mehmet’i göremedik bir türlü. Çatlayacağız meraktan ve heyecandan. Elimizde kağıt sallayıp duruyoruz. Hocanın bizi görmemesi lazım. Görünürlerde Mehmet yok. Gözüm tahtadaki yazıya ilişti. Ali şu yazıya bak, dedim. Hoca tahtaya ne yazmış baksana. Ali gözlerine inanamadı. Olamaz dostum böyle bir şey. İnanamıyorum ya! dedi ve elindeki nota tekrar baktı. Şiirin devamı gözümüzün önünde sınıf tahtasında yazıyordu.

Bir kadının dökülen saçlarındadır aşk.

Gülüşündedir sımsıcacık duyguları.

İncitmeden bakmaktır gözlerine.

Dokunabilmektir ellerine

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.