Selma Hangül: “Deneme, zifiri karanlık bir odada el yordamıyla yakaladığımız hayatın tüm detaylarını aklımıza yazmaktır.”

Söyleşi: Mahmut Yıldırım

Eylül sayımızda, Eksik adlı deneme kitabı ile okuru selamlayan Yazar Selma Hangül ile söyleştik.

Selma Hangül için deneme nedir? Bir deneme yazarını diğer yazar ve insanlardan ayıran yönler nelerdir? Deneme yazmanın zorlukları ve dahası bu söyleşide.

Deneme yazarı Selma Hangül ve kitabı Eksik ile tanışmaya hazır mısınız?

 

Son Gemi okur ve yazarlarına kendinizden ve “Eksik” adlı deneme kitabınızdan bahseder misiniz? Eksik’te okuru neler bekliyor?

Uzun zamandır edebî olanı okumaya gönül vermiş biriyim. Okudukça eksik taraflarımı fark etmeye, fark ettikçe nedenlerini sorgulamaya, yazmaya ve detaylara odaklanmaya başladım. Bunlarla birlikte, yaşadığımız duygulardan en ağır basanının eksiklik olduğunu düşünmekteyim, İçinde yaşadığımız her an, bir öncekine bağlı ancak bir önceki andan  bağımsız… Tam bir şeyler diğerlerinin parçası mı acaba derken yeni yollar, yeni satırlar ekleniyor yaşama ve bu durum kapanmayan bir eksiklik olgusunu yaratıyor gibi. İşte bu olgunun yarattığı boşluğu görmekti/göstermekti amacım Eksik’te.  Belki de bir bakıma ıskalanan bir hayat yerine kanca atılarak sımsıkı tutunduğumuz bir hayatı görebilmek Eksik’in asıl yolu.

 

Kitabın sayfalarını kitaba da adını veren “Eksik” adlı deneme ile açıyoruz. “O çok küçük ânın zihninize açtığı deliğin gün ya da günler boyu kapanmayacağını biliyorsunuz.” sözüyle devam ederek hayatımızda iyi-kötü ânların bizi sürükleyişini anımsıyoruz. Sizin iyi-kötü ânlarda sığınağınız nereler oldu?

İyi ya da kötü olarak adlandırdığımız her an’ın  zaman içinde renk ve form değiştirerek karşıma çıkmasından anladım ki “iyi ve kötü” zamanın elinde birer kukla. Çünkü zaman, yaş olgusu ile bizi yoğurmaya devam ediyor ve ortaya çıkan her neyse, kimi zaman mutlu ediyor bizi, kimi zaman ise karanlık kuyulara gönderiyor. Üstelik ne kadar zaman daha o kuyuda  kalacağımızı ise ruhumuzun sağlamlığı netleştiriyor.  Buna bağlı olarak iyi anlarımız için değilse bile kötü anlarımızın detaylarını depolamak yıpratıyor en çok. Edebiyat bunun için var bence. Mutlu anlarımızı sözcüklerin en seçilmiş olanıyla kodluyor ve zihnimizin en güzel alanına yerleştiriyor. Olumsuz giden şeylerin ise nedenlerini bilmem kaç yıl önce okuduğunuz bilmem hangi satırdan tortularla açıklıyor ve bir ışık açıyor zihnimizin karanlık odalarında. Yani dönüp dolaşıp romana, hikâyeye, denemeye, sohbete sığınıyorum ben. Çünkü oralarda kendi ayak izlerime rastlıyorum ve yönümü buluyorum.

 

WhatsApp Image 2018-08-31 at 19.33.58 (1)

 

Salah Birsel, deneme için “Yazının tadı çıkarılarak yazılan bir türdür, belki de tek türdür.” der. Bundan dolayı denemelerin kahve söyleşileri gibi daldan dala konmasını ya da başladığı yerde değil,  başlamadığı yerde bitmesini sever. Peki, sizin için deneme nedir? Bir yazıya başlarken daha çok kaleminizin götürdüğü yerlere mi gidersiniz yoksa kurgunuzdan kolay kolay sapmadan yola devam mı edersiniz?

Bana göre deneme, zifiri karanlık bir odada el yordamıyla yakaladığımız hayatın tüm detaylarını aklımıza yazmaktır. Bu söylediğim ilk etapta mümkün görünmeyebilir. Zira insan renk ister, form ister, koku ister. Görmek için bunlara ihtiyaç duyar belki de. Ama inanın deneme yazarken bu saydıklarınıza pek de gerek kalmıyor.  Çünkü deneme için hayata bakmayı bilmek, hayatı detaylarıyla görmek ve kimi zaman acılarla yoğurulmuş coğrafyalardan ayağımıza dikenler batarak ilerlemek, bazen kokusuz bir meyveyi koklatabilmek gerekir. Tüm bunlar için ihtiyacımız olan sözcükler ve sınırsız düşün gücüdür.

Bir yazıya başlarken sonunda şunu yazmalıyım, bunu söylemeliyim diye koşullamam kendimi. Bazen başladığım yazı çok farklı noktalara evrilir; bazen gitmez tıkanır yolları, yarım kalmaya meyillidir yazı. İşte o zaman anlarım ki her yazının bir kaderi var ve başladığım o yazının kaderini ben yazmıyorum.

Bir çerçeve içinde yazmak diğer alana duyularını kapatmak demek ve bu tarz bir yazma anlayışı bana göre değil. Buna rağmen kurgusal yapı içerisinde oluşturduğum yazılar, deneme türünün dışına konuşlanıyor demek daha doğru olacak.

İlk denemenizi ne zaman, nerede ve hangi duygularla yazdınız?

İlk denememi üniversite yıllarımda yazdım ancak yazdığım şeyin deneme olduğunu anlamak için zamana ihtiyacım vardı. O yıllarda sıklıkla yazdığım inceleme/araştırma yazılarından etkilenmiş olmalıyım diye düşündüm çok sonraları. Çünkü o yıllarda yazdığım denemelerde daha ziyade eserlerden, yazarlardan yola çıkarak anlatıyordum hislerimi/düşüncelerimi.

Edebiyat efsanesi George Orwell kült klasiklerin yazarı olarak hatırlanıyor, fakat o aynı zamanda usta bir deneme yazarı. Yazma eylemini şu şekilde açıklamaktadır: “…Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve yazma güdülerinin temelinde bir gizem yatar.” Bu kitabı neden yazmalıyım dediğinizde aklınızdan neler geçti acaba? Siz neden yazıyorsunuz?

Aslında yazmak için çok büyük bir tutku duymak, “düşünmek” kavramının önüne geçiyor. Bir bakıma, elinize batan dikeni ya da kıymığı çıkarmak kadar rahatlatıcı bir eylem yazmak. Ancak burada plansız, gelişigüzel, amaçsız yazmaktan bahsetmiyorum. Bir derdinizi, olayı, duyguyu, düşünceyi anlatmak için kompoze olmuş bir yazıdır aslolan. Tabi ilk yazdığınız yazılar bu genellemenin dışına çıkabiliyor. Çünkü yeni yeni öğreniyorsunuz satırlar arasında yürümeyi ve yönünüzü bulmak zannedildiği gibi kolay olmuyor. Çok okumak çözüm olmadığı gibi çok yazmak da çözüm olmayabiliyor.

Yazın dünyasına adım attığımızda George Orwell’ın dediği gibi bencilleşiyor muyuz, kibirle yoğuruluyor muyuz ya da tembelleştiriyor mu bizi yazma güdüsü bilemiyorum ama emin olduğum tek şey yazma isteğinin ertelenemeyişi. Ertelediğiniz her dakika zihninizi yoklayan, sizi huzursuzluğa iten bir eylem yazmak.  Ve bunun için uygun zamana, mekâna ihtiyacınız olduğunu da anlamıyor. Bence yazan değil ama yazma eyleminin kendisi bencilce zorluyor kalem tutan eli. Üstelik tek amacı var: ortaya çıkmak. E durum böyle zorlayıcı olunca “burası” dediğimiz yerde başlıyor yolculuğumuz.

 

 

Her bir denemenin içinde kendimi veya bir başkasını bulduğum yazılarda sanki karşılıklı sohbet ediyormuşçasına sizi dinledim. Denemelerinizde okuru yönlendirdiniz, doğru bildiği yanlışları gösterdiniz fakat sonunda ise “Madem böyle istediniz, siz bilirsiniz!” diyerek okuru bir şeylere zorlamadınız. Neler söylemek istersiniz?

Çünkü denemenin alanı bu. Ya da şöyle söyleyeyim, başkalarına yol göstermek değil amacım. Amacım, göremediğimiz detaylar içinde hayatı ıskalamayı engellemek. Amacım söyleyeceklerimi kalemin ucuna getirmek, rahat bir nefes almak. Yani bir bakıma sözün gücüne dayanarak nefes almak… Eğer okur da satırlar arasında gezinirken benim nefes alış verişime ayak uydurursa ne mutlu bana.

 

Günümüzde deneme türünün roman ve öyküler arasında boğulduğunu düşünüyor olabiliriz ama 16 ve 17. yüzyıllarda Montaigne, Burton, Browne, Bacon gibi yazarlar bu türü icat ederken onlar da istatistik olarak devrin romanları, tiyatroları, öyküleri arasında boğuluyorlardı. Kalıcılık sınavında binlerce rakiplerini geride bırakıp bugüne kaldılar; deneme türünün, iyi örneklerini uzun süre okunur kılan bir yönü de var demek ki. Iskalanan deneme türü için neler söylemek istersiniz? Gelecekte “deneme”nin yeri üzerine düşünceleriniz neler?

Deneme diğer türler arasında hep özeldi benim için. Çünkü bir edebiyatçının/yazarın  bakış açısıyla hayata bakmak 3D filmleri için özel olarak yapılan gözlükleri takmak gibi bence. Hayat içindeki bulanık olan görüntüleri mükemmel diyebileceğiniz bir alana çekiyor bence. Bu noktada görüntü netleştiren bir tür olunca denemeden kolay kolay vaz geçilemiyor.

En sevdiğim yazarların denemelerini okurken soluklandıkları yerleri görebiliyorum; nerede mola verdiklerini, nerede yeniden başladıklarını, nerede sıkıştıklarını ya da zincirlerini kırdıklarını… Tüm bunları görmek için okuyorum denemelerini ama en çok da baktıkları yerleri merak ediyorum. Hangi pencere Sahra’ya açılıyor, hangisi okyanusa? Bunu görmek iyi hissettiriyor ve eminim zaman ilerledikçe deneme okurları artacak ve bu tür, ilgi görerek hakkı olanı alacak.

 

Boşlukta kalan, olaylara karşı sesini çıkaramayan insanların iç seslerini aktarıyorsunuz denemelerinizde. Hemen bir iddia atayım ortaya; bir yazı gerçekten deneme ise, bu adı hak ediyorsa, sıkılmazsınız. Neden sıkılmayız?

Çünkü biz varız içinde. Atan kalbimiz, dokunduğumuz elimiz var içinde. Yüreğimiz, duygularımız, acılarımız, bazen de hissizliğimiz var.

 

Yazdıklarınız tüm soruları cevaplamıyor, cevapladığından çok soru soruyor belki ama bunu yaparak hayatın gerçekliğini, karmaşasını kucaklamamıza yardımcı oluyor, hayatı karşılarken bize can yoldaşı olabiliyor. Peki, deneme yazarı ile yaşam koçunu birbirinden ayıran nedir?

Yaşam koçu  tek sorun üzerinden yol göstererek ilerliyor belki ama benim yol göstermek gibi bir amacım ya da isteğim yok. Ortak paydada buluştuğumuz ve yaşadığımız anların farklı taraflarına bakıyorum. Yön tayin etmiyor, yol göstermiyorum. Deneme türü için de aslolan bu değil midir zaten? Sorular yeni sorgu süreçleri yarattıkça, çetrefilleştikçe derine inebiliyorsunuz. Diğer türlü yüzeysel bir hayat simülasyonu içinde devinip duracağız çünkü.

WhatsApp Image 2018-08-31 at 19.33.58

 

Deneme yazarını sıradan bir insandan veya diğer türlerde yazanlardan ayıran nedir? Deneme yazarlığı için ne tür özelliklere sahip olmak gerekir?

Aslında çok ciddi belirgin bir özellik söylemek doğru olmaz gibi. Ancak gözlem yeteneğimizi geliştirmemiz ve detaylara odaklanmamız düşünce ve duygularımızı anlamlandırma noktasında kilit özellik taşıyor diyebilirim.

 

Her türün kendine has birtakım zorlukları vardır. Deneme yazmanın zorluğu nedir?

Devinim isteyen bir tür deneme. Zihninizin sürekli meşgul olması gerekiyor dış ve iç dünyayla. Kaldı ki ortaya çıkacak yazı ikisinin harmanı. Yani zorluyorsunuz içinizi ve dışınızı. Çünkü biliyorsunuz ki gördüğünüz kadarsınız.

Deneme yazarken yazarlığınıza yardımcı olması için birden çok okuduğunuz kitaplar var mı? Bunun yanında, varlığını çok önemli kabul ettiğiniz yazarlar, kitaplar hangileridir?

Farklı bir yazma sürecim var maalesef. Yazacağım tür neyse onun dışındaki türde kitaplar okumak içimi rahatlatıyor. Tam olarak nedenini bilemiyorum ama güdümlü bir konu belirleme sürecini bertaraf etmek istiyorum sanırım. 

Dünya ve Türk edebiyatından onlarca yazar var elbette ama Umberto Eco, Albert Camus ve Halil Cibran en çok ilgimi çekenler. Özellikle Umberto Eco’nun “Beş Ahlâk Yazısı” adlı deneme kitabı farklı pencereler açması açısından çok önemlidir benim için. Halil Cibran ise kültürel anlamda sıkıştığımda başvurduğum bir yazar. Türk edebiyatında Salah Birsel ve Şevket Rado da satırlarında dolaşmaktan keyif aldığım, okurken kendimi bulduğum yazarlardan. Tabi bu saydığım isimler dışında onlarca yazardan beslendiğim aşikar.

 

WhatsApp Image 2018-08-31 at 19.33.57

Sizin gözlem gücünüzü bir süreliğine alsak ortaya nasıl denemeler çıkabilirdi?

Deneme yazamam o zaman. Çünkü denemenin özü zaten gözlem. Gözlem olmadan kuru bilgiden öteye geçmez satırlarım.

Bir sonraki çalışmanızla ilgili bir ipucu alabilir miyiz?

Şu sıralar iki ayrı koldan yürüyen çalışmalar var aslında. Biri, kalemle işi olan herkesin uğradığı bir istasyon: öykü. Öykü kitabı için hazırlıklar yapmaya çalışıyorum. Eliyorum yazıları, olmadı  düzenliyorum, beğenmiyorum, yeniden yazıyorum… Yani aslında biraz daha cebelleşeceğiz gibi öykü kitabıyla.

Bir diğeri ise birçok yazarın eserine yönelik inceleme/araştırma yazılarının içinde bulunduğu bir kitap. Öyküden önce filizlenecek gibi.

-Bir deneme yazarıyla tanışmak, söyleşmek, edebiyat düşüncelerinden faydalanmak benim için büyük bir lütuftu. Son Gemi Dergisi adına teşekkürlerimi sunarım.

-Ben teşekkür ediyorum Eksik’e yolculuğunda eşlik ettiğiniz için.

About Mahmut Yıldırım 12 Articles
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.