Deli Zühre / Kemal Çevik

Doksan iki yaşını devirmesine karşın, beli bükülmemiş,  fidan boyu hayatın onca ağırlığına meydan okumuş. Kim bilir, belki de bu diklenişin derinliğinde, bir gün ansızın çıkıp geleceğine ve onu bağrına basacağına inandığı umudunun gücü yatıyor. Yıllardır usunda yaşattığı umuduyla söyleşmeye başlayacağı yeni, uzun bir gecenin hazırlığı içinde Deli Zühre.

Kucağındaki meşe odunlarıyla evinin kapısından içeri girerken yüreğinin derinliğinden gelen bir iç çekişle, her tarafta gölgesinin dolaştığı, umudunun hayalini gözlerinin önüne getiriyor, onunla sarmaşıyor.

Uçup gitmesine kendisinin sebep olduğu umuduyla, söyleşmek, dertleşmek için odasını ısıtmanın hazırlığına koyuluyor. Deri ve kemikten ibaret, incecik parmaklarının arasına aldığı geven parçalarını, ince kuru ağaç dalları ve kalın meşe odalarını ustaca sobaya yerleştiriyor. Ardından kibriti çakıp geveni tutuşturuyor. Yağlı gevenden çıkan alevler kısa sürede odunları çıtır çıtır yakmaya ve sac sobayı gümbürdetmeye başlıyor.

Yüzü, kurumuş, çatlamış toprağı andırıyor. Gözlerinin çevresi birbirine dolaşmış iplik yumağına benzemiş. Konuşurken ağzını zorlukla büzüştürüyor. Üstündeki kat kat elbiselere karşın bedeni ince bir dal misali…

Sobanın sıcaklığı, suyu kanı çekilmiş bedenine hoş bir ferahlık veriyor. Sıra Rüstem’le dertleşmeye geliyor. Rüstem’in resmini duvardan alıp sofun üstüne usulca oturduğunda, dışarıda ıslık çalarcasına esen rüzgâra puhu kuşunun sesi de karışıyor:

– Duyuyor musun Rüstem? Yine Puhu kuşu ötüyor:

– Pepuu

– Kekuu

– Kim yaptı?

– Ben yaptım.

– Kim öldürdü?

– Ben öldürdüm

– Kim yıkadı?

– Ben Yıkadım.

– Vah! Vah! Vah!

Kaç defa anlatmıştın bana puhu kuşunun hikâyesini Rüstem!  Hep dinlemiyormuş gibi yapıyordum, sırf inat olsun diye! Oysa kana kana su içercesine sana çaktırmadan dinliyordum hep. Çünkü ben de yetimdim. Ne sabır vardı sende be Rüstem.  Benden yedi yaş büyük olduğun için, tam beş yıl aynı odada, ayrı yataklarda yattık. Benim gibi bir deliye nasıl katlandın onca yıl?

Hatırlıyor musun o günü? Tarladan gelirken yolda ayağım kaymış,  çamurun içine düşmüştüm. Beni yerden kaldırıp yüzüme düşen saçlarımı düzeltmiştin. Aslında çok hoşuma gitmişti. Çünkü o ana kadar  saçlarıma hiç sevgi eli değmemişti. Lakin ben ne yapmıştım? Vahşi bir hayvan gibi elini itmiştim. Çünkü benim elimi hep böyle itmişlerdi.  Dolaplara gizlenmiş kuru ekmeğe uzanan elime bile öyle vahşice vurmuş, beni azarlamışlardı. İşte bana tek dokunuşun, o andan ibaretti. Bak şimdi saçlarım beyaza kesti. O aya benzetip sevdiğin yüzüm,  suyu çekilmiş, kuruyup çatlamış tarlanın toprağına döndü. Ama bu halimle bile o nasırlı ellerinle saçlarımı okşamanı, yüzümde usulca gezdirmeni arzuluyorum. Hadi, beyaz atımıza bin gel kapıya Rüstem!

Sen, kaybolduğundan beri her gün Allah’a yalvardım Rüstem, beni puhu kuşu yapsın diye.  Eğer puhu kuşu olsaydım, dağda, bayırda, ormanlarda, kayalıklarda uçar, senin için öterdim.

Sen gidip de gelmeyeli, tam yetmiş dört sene oldu.  Biliyorum,  biraz uzaklaşayım, belki Deli Zühre değişir diye düşünüp terk ettin yurdunu, sıcacık yuvanı…  Gittiğinde ben on sekiz yaşındaydım. Biliyorsun sana on üç yaşındayken varmıştım. Daha doğrusu vermişlerdi sana. Tam beş yıl elini sürmedin bana. Bekledin büyük bir sabırla çocukluğumu yaşamamı ve her şeyin benim rızamla olmasını.  Geceleri gelip üzerime çullanırsın diye korkudan hep gözüm açık yatardım. Nereden bilebilirdim ki senin sevgi ve merhametle dolu bir kocaman bir yürek taşıdığını?

Sana yeminle söylüyorum Rüstem, yüreğim aha şu gümbür gümbür yanan sobanın ateşine benziyor hâlâ. Keşke o gün boynuna sarılıp “Gitme” deseydim. “Gitme! Tarlamız, ineğimiz, koyunlarımız, keçilerimiz yeter bize.” deseydim. Diyemedim Rüstem, diyemedim. Boşuna bana Deli Zühre dememişler. O katır inadıma, gururuma yenik düştüm. Yoksa hep yanımda olacaktın. Boy boy çocuklarımız olacaktı.

Hep seni bekledim Rüstem, peşimden azgın boğalar gibi dolaşanlara ağızlarının payını verdim.  Bilirsin, ben Deli Zühre’yim.

-Sen benim ay yüzlü, fidan boylu Zühre’msin, dediğin anlar hiç aklımdan çıkmıyor Rüstem!

Ama ben ne yapıyordum, bağırıp çağırmaktan yüzüne çemkirmekten başka?

-Neden böyle davranıyorsun, ay yüzlüm? Benden sana zarar gelmez. Bak sen de yetimsin ben de yetimim. Yetimliğimizdir bizi yoldaş kılan. Bana ‘Bir kız var yukarıki köyde, delidir biraz, ama sen onu adam edersin.’ dediler.  Yaşını bile söylememişler bana,  sonradan öğrenmişim. Lakin olan oldu artık.  Sen de bilirsin ki bizi büyüklerimiz baş göz ettiler. Ama istemediğin sürece sana elimi sürersem namerdim.” dediğin anları unutamıyorum.

Yemek yapmayı, ev işlerini bile sen öğrettin bana Rüstem! Beni deliliğim, katır inadım, huysuzluğumla sevdin. Biliyor musun? Evden ayrıldığın andan itibaren özlemeye başladım seni. Derin bir kuyu açıldı o gün yüreğimde. Ama uzun sürmez, döner gelirsin bir gün diye umudum vardı. O umutla yaşadım yıllarca. Sen varken ektiğin tarlaları, sen yokken ben ektim. Senin yerine odunları ben taşıdım evimize. Senin yapman gereken ne varsa tümünü yaptım yuvamız dağılmasın, ateşi sönmesin diye!

Nerden bilebilirdim ki Balya madeninin umudumu yuttuğunu?

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LcpG

38 Yorum Deli Zühre / Kemal Çevik

  1. Gereksiz tek bir kelimenin kullanılmadığı ,su gibi akıp giden bir üslup.
    Günlük yaşamın aldatıcı sıradanlığı içinden damıtılmış güzel bir öykü.

    • Anlamlı sözlerinden büyük güç aldım. Senin beğenin, çok keyifli ve mutluluk verici. Çok teşekkürler. Selamlar, Sevgiler

  2. Bence,kitap bizim köyün eski yaşanmışlığı o kadar güzel betimlenmiş ki süper bir kitap olmuş.En kısa sürede alacağım.Süper insan ve kitap yazarı KEMAL ÇEVİK Amcam.

    • Çok teşekkürler Ersin’ciğim! Kitap olması için de bütün gücümle gayret edeceğim. Güzel sözlerin bana güç verdi.
      Selamlar, sevgiler

  3. Çok güzel bir yazı çok beğendim.Biraz acıklı biraz hüzünlü böyle yazılarınızı okumaya devam edicem.

  4. Cok beğendim cok guzel bir yazi yalin ve sade bir dille anlstilmis.Karakterler yaziyi okurken gozunuzde canlaniyor.Basarilarinizin devamini dilerim.Kaleminize saglik.

  5. Duygu yüklü ve bir o kadar da akıcı öyküyü okurken anlatılan sobanın sıcaklığını hissettim, bir rüstem oldum bir puhu kuşu oldum, anlamaya çalıştım çocuk zühre’yi de, deli zühre’yi de ve yaşlanmış zühre’yi de.
    Anadoluda ve ülkemizde yaşanılan böylesi vahim bir olay ancak bu kadar güzelleme ile anlatıla bilinirdi. Keşke çocuk gelin olmasaymış veya keşke her damat Rüstem kadar sevebilseymiş.
    Kemal bey kaleminizi yüreğinize sağlık. yazmaya devam lütfen.

    • Hasan Bey! İnsancıl yüreğinizin duygusu yansımış sözlerinize. Yorumunuz öyküme yeni bir boyut katmış.
      Çok teşekkürler.
      Selamlar. Saygılar

  6. Öncelikle çok duygulandım.Bu kadarmı güzel anlatılır, Anadolu kadının çektiği zorluklar.Bir o kadar da güçlü olması beni çok gururlandırdı. Yazının akıcılığı ve yorumu çok güzel ve yazının dili çok başarılı emeğinize ve yüreğinize sağlık.

  7. Kaf dağının ardında anka kuşu misali Cengiz aymatov Yaşar KEMAL Nazım HİKMET Orhan KEMAL V.B Kadar içten etkiledi.KEMALLERDE bir keramet olduğu kesinleşti. TEBRİKLER. Başarınızın devamını dilerim. KEMAL BEY saygılarımla.

    • Saydığın yazarlarımızın yanında okyanusta bir damla kadar olursam ne mutlu bana. Güzel ve onurlandıran sözlerin için çok teşekkürler.
      Selamlar, sevgiler.

  8. Abicigim çok güzel bir yazı,bir o kadarda enteresan.Bu sevgiyi eskilerimiz çok güzel yaşadılar.Darısi yeni gencligin başına.Ellerine sağlık .

    • Anlamlı sözlerin ve yoğun işlerin arasında zaman ayırarak; okuyup yorumladığın için çok teşekkürler.
      Selamlar, saygılar.

  9. Ben de dedesini Balya madeninde yitirmiş birisi olarak öykünden çok etkilendim.İyi bir anlatım dili ve betimlemeler,güzel bir başlangıç.Daha güzel ve güçlü üretimler çıkacağı şimdiden belli devam dostum.Yüreğine,eline,diline sağlık.

    • Değerli zamanını ayırıp okumandan çok mutlu oldum. Ayrıca öykümün içinde, gerçek bir yaşanmışlığın izini görmüş olman duygulandırdı beni. .Çok teşekkürler. Güç verdin.
      Selamlar, saygılar.

  10. Çok sözle bir şeyler anlatmak nispeten daha kolaydır. Asıl zor olan, az kelime ile çok şey anlatabilmektir. Siz de bunu başarıyla gerçekleştirmişsiniz. Kısacık bir öykünün içerisine, dev bir romanı sığdırmışsınız adeta. Hem yapı hem içerik hem de duygusal olarak dolu dolu bir öykü ortaya çıkmış. Duygusal ve edebi olarak böylesine doyurucu bir eseri yazabilmek için, yeterli hayat tecrübesi ve fikir olgunluğuna sahip olmak gerekir. Sizde de bu meziyetlerin fazlasıyla bulunduğunu bir ayna gibi yansıtıyor bu öykü.
    Yeni yazılarınızı merakla bekliyoruz, takipteyiz.
    Saygılar.

    • Recep’ciğim,
      Yureklendirici yorumun icin çok teşekkürler.
      Źaman ayırıp, katkı yapman beni çok mutlu etti. Yüreğine sağlık. Selamlar, sevgiler.

  11. O kadar güzel,sade betimlenmiş bir yazı ki okurken her şey gözümde canlandı.Akıcılığı ve duruluğuyla mükemmel.Emeğinize sağlık.

    • Çok kıymetli ve sınırlı zamanını ayırıp, okuduğun ve katkı sunduğun için çok teşekkür ederim. Senin de yüreğine sağlık.
      Selamlar, sevgiler.

  12. Çok güzel bir öykü. Hem gülümsedim, hem üzüldüm.
    Hiçbir kaba kuvvete boyun eğmeyen Zühre ana, ölümde bile tarlayı kendi ekerek mücadelesine devam etmiş.
    Ama, Balya maden işletmesinin yol açtığı sorunlar hiç de doğal değil ve günümüz kuşaklarına devredilmiş.
    En yüksek kar etme hesapları yapılırsa biz de ilerki kuşaklara iletiriz.

    http://www.radikal.com.tr/turkiye/bir-tarih-madeni-balya-633086/
    Bir tarih madeni: Balya
    21/05/2002 02:00
    A+ A-
    1860-1940 yıllarında Fransızlar tarafından işletilen Balya Kurşun Madeni’nden geriye 4 milyon ton zehirli atık kaldı.

    • Yaptığınız katkı ve paylaştığınız cok değerli bilgiler için teşekkür ederim.
      Selamlar, sevgiler.

  13. Değerli Kemal ağabey Emek harcanmış bir eser.Yapısı ve inandırıcılığı güzel.Kendini Okutan ve algılanması kolay bir yapıt.Emeğinize sağlık.

  14. Değerli Kemal ağabey Emek harcanmış bir eser.Yapısı ve inandırıcılığı güzel. Kendini Okutan ve algılanması kolay bir yapıt.Emeğinize sağlık.

    • Zaman ayırıp okuduğun ve bu güzel yorumu yaptığın için çok teşekkür ederim. Selamlar, sevgiler.

  15. Sevgili Kemal ağabey Bir öyküyü dair en yerinde tespit ve yorum,öncelikle yazara aittir.Çünkü; eserin ilk okuru yazardır. Samimi bir sohbet havasında olması ve rahat okunması öyküyü güezllestirmiş.Öykünün temel meseleleri iyi işlenmiş. Dil ve üslup güzel ama girişte bazı cümleler uzun olsun diye sözcük süslemeleri yapılmış.Akıcılık gayet iyi. Hiç bir umudumuzun yutulmadığı günler dileğiyle.Elinize sağlık saygılar ERTÜRK YILMAZER

    • Ertürk Hocam, görüşleriniz benim için çok değerli. Sizde bu duyguları yaratabildiysem ne mutlu bana. Çok teşekkürler.
      Selamlar, Sevgiler.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.