Değirmenler Durmayacak / Cem Gümüş

Bir sigara yaktım ve izledim.
Kıyamete kadar bekleyecektim.
Tanrı canımı alana kadar..
(Toza Sor, John Fante)

 

Yanılmıyorsam 1999 yılıydı. Tam buradan kafamı kaldırıp yukarıya bakmıştım. Gördüğüm şeyin adını bilmiyordum. Ama ne olduğunu tahmin edebilecek yaştaydım. O bir değirmendi. Sürekli dönüp duran bir değirmen. “Bu bir değirmen mi babacık?” diye sormuştum babama. Babam gerekli açıklamayı yapsa da ben onun adını değirmen koymuştum. Değirmenden eksik bir yanı yoktu sonuçta. Dile kolay on sekiz sene geçmişti ve ben hiç unutmuyorum o günü. Annemin düştüğü an da tıpkı o günkü gibi gözlerimin önünde hâlâ. Değirmeni izlerken düşen bir beden, ardından kocaman bir gürültü ve kanlar. Devamını hatırlamıyorum. Çünkü en az benim kadar korkan yabancı bir el gözlerimi kapatmıştı. İyi ki kapatmış. Hafızama unutamayacağım birkaç dakika daha eklemek hiç de iyi olmazdı.

İşte o gün bugündür unutmuyorum burayı. Her sene bir defa gelip o değirmeni izliyorum. Dönüyor, dönüyor, dönüyor. Her dönüşünde birkaç ay ya da birkaç yıl geriye gidiyorum. O gürültüyle tekrar çınlıyor kulaklarım, her çınladığında başımı eğip düşünüyorum. Tıpkı annemin düşüşündeki bakışım gibi, meraklı ve korku dolu. Annemle beraber benden düşenleri, onunla birlikte ölenleri görüyorum. İşimi, ekmeğimi, emeğimi, aklımı, fikrimi, mutluluğumu, heyecanımı; dedemi, babamı, sevgilimi görüyorum. Gördükçe görüyorum benden yitip gidenleri. Kendimi görüyorum sonra, yerde yatan ölüme bakıyorum. Gözlerim yaşlı, ellerim titrek. Onurum düşüyor sonra, haysiyetim düşüyor. İnsanlar ezip geçiyor beni umarsızca. Yitirdiklerimi tekrar tekrar yitiriyorum. Görüyorum, değirmenin uçlarında un ufak olmuş akan hayatımı. Sonra biraz daha izliyorum. Değirmen döne döne o güne geliyor. Annemi görüyorum. Yüzü gülüyor. Aşağıya hiç bakmıyor. Hep gökyüzünü seyrediyor. Onu oradan indirmek istiyorum. Ona inmesini söylemek istiyorum. Bağırıyorum. “Anne,” diyorum. “Ne olursun, in o değirmenden.” Ama sesim simitçinin bağırışına karışıp kayboluyor. Patlamış mısırların patlama sesine karışıyor sesim, jeton şıngırtıları değiyor sesime, çarpışan arabaların arasında eziliyor sesim. Küçük çocuklar sesime takılıp yere düşüyor, kimileri sesime takılmadan geçiyor ve sırf bu yüzden yüzleri gülüyor. Oyuncak silahların mermileri deliyor sesimi. Kanıyor sesim. Küçük çocukların oyuncak trenlerinin vagonlarına biniyor, makinist nereye isterse oraya gidiyor sesim.

Anneme hiçbir şekilde gitmiyor sesim. Değirmeni durdurmak istiyorum sonra. Koşa koşa gidiyorum görevlinin yanına. “Durdur şu dönme dolabı kardeşim, annem düşecek.” diyorum. “Olmaz.” diyor. Anlıyorum, “Durmaz.” diyorum. Kafamı kaldırıp dua etmeye başlıyorum. “Allah’ım,” diyorum içimden. “Kopsun kıyamet, kopsun da dursun şu değirmen.” Kopmuyor kıyamet. Elimi küçük bir el tutuyor sonra. Kendime geliyorum. Küçük yabancıya gülümsüyorum. Kulağımı gösteriyor eğil dercesine. Eğiliyorum. Tıpkı benim gibi kokuyor. “Söyle bakalım.” diyorum, konuşmuyor. Kokusunu içime çektikçe çocukluğuma gidiyorum. Bana sımsıkı sarılıyor. “Adın nedir?” diye soruyorum. “Cem” diyor. “Ben de,” diyorum. “Ben de Cem.” Aynı anda “Gümüş.” diyoruz sonra ve tekrardan aynı anda “Cem Gümüş.” diyor, gülüyoruz. Biz gülerken büyük bir sessizlik oluyor. Kulağımızı yırtan, büyük bir sessizlik. Simitçi susuyor, mısırlar patlamıyor, jetonlar şıngırdamıyor, arabalar çarpışmıyor, çocuklar düşmüyor. Şarjörler bitiyor, trenler duruyor. Tam zamanı, diyorum içimden. Küçük Cem’e dönüp, bana yardım etmesini istiyorum. “Bağıralım.” diyorum. “Olmaz.” diyor. “Annem duyarsa merak eder. Yükseklik korkusu var.” İkimiz de başımızı kaldırıp değirmene bakıyoruz. Yoğun sessizliği yarıp geçen kocaman bir gürültü duyuyoruz.

Ellerimle küçük çocuğun gözlerini kapatıyorum.

 

 

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LfZh

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.