Dalış / Veysel Kobya

 

“Sesler göğe uzanır. Niyetin yağmur avuçlarında. Peki ya sen, sahi sen kimsin?”

Antredeki boy aynasının önünde öylece duruyordu. Birden banyoya yöneltti adımlarını. Lavabonun üstünde, duvara asılı kare aynayı eline aldı. Yüzündeki sert ifadeye baka baka boy aynasının karşısına geçti. Sırrını göğsüne yapıştırdığı kare aynayla boy aynasındaki görüntüsüne baktı. Boy aynasının içindeki kare aynadan yansıyan görüntüsüne, iki aynanın birbiri üzerindeki yansımasından oluşan sonsuz yansımalarına baktı, baktı. Aynaların ardını saran sırrı düşündü, göğsüne ve duvara dayalı olanları. Neyi görmeyi beklediğini bilmiyordu. Yalnızca seyrediyordu.

“Durgun su bulanır akmayı unuttuğunda. Kendine set çeken sensin. Peki ya sen, sahi sen kimsin? ”

Aynayı tutan elleri yorulmaya başladı. Zaman ufacık yükleri bile ağırlaştırıyordu. Taşımak zordu. Taşımaktan yorulup odasına yöneldi. Yatağına uzandı. Sokak lambasının loş ışığı duvara vuruyordu. Sol elini kaldırıp ışığa set çekti. Duvarda beliren gölge elini izlemeye başladı. Parmaklarını, parmaklarının boğumlarındaki mafsalları izledi uzun süre. Eli ve elinin gölgesi arasında gidip geldi bakışları.

“Gölge ışığa özlemdir. Gölgende bir yerlerdesin. Peki ya sen, sahi sen kimsin? ”

Işığa doğru kaldırdığı parmaklarını birleştirip büktü. Avcunu çukurlaştırdı. Sandalı andıran gölgeyi duvara vuran sarı ışık dalgalarında yüzdürdü.

“Su, devam etmek isteyeni kaldırır. Suyun dibine bıraktıkların da sensin. Peki ya sen, sahi sen kimsin?”

Sağ elini yumruk yapıp işaret parmağıyla orta parmağını serbest bıraktı. Duvarda oluşturduğu yeni gölgeyi, sandala bindirip bir süre yüzdürdü. Gölgesi iki ayağı anımsatan parmaklarını hafifçe eğip küçük gölge bedeni sandaldan aşağıya bıraktı. Suyun derinliklerine doğru yol alan bir kaya gibi düşürdü sağ elinin gölgesini. Işığın izinde, dibi boylamak üzere olan gölge bedenle birlikte yol alıyordu belleği.

Arandı durdu. Ufaklığının alınmayan bisikletini buldu dipte. Ne de güzeldi. Yirmi yedisinde avunsun diye kendi kazandığı parayı bastırıp aldığı bisikletten ne kadar da uzaktı. Bisiklete binmeye çalıştı ama çok küçüktü. Usulca yükseltti onu, yüzeye çıksın, biraz rahatlasın istedi. Suyun dibi ağırdı. Bisikleti yokluğun ağırlığından arındırıp yüzeye doğru saldı.

Dibin sonsuzluğunda ilerlerken, suyun örselediği kadın cesedini gördü. Cesede doğru hızla ilerledi, cesedin üzerine çöküp ağladı. Uzun zaman olmuştu. Öyle ki kadının yüzü eskimiş, tanınmaz hale gelmişti. Kimdi, diye düşündü. Bulamadı. Unuttuğu, yabancılaştığı ölü bedene sarılıp bir süre daha ağladı. Elini kadının ölü yüzünde gezdirdi ve onu bacaklarından göğsüne kadar saran yosunları yoldu. Yalnızca bir beden, diye düşündü. Zamanla çürür gider ve unutulur. Yine de keşke toprak örtseydi onu. Toprak içinde boşluk taşır, suysa çok ağır. Ölü bedeni iki eliyle kavrayıp nazikçe yüzeye saldı.

Bulanıklığın içinde, aklının karmaşasındaki iplerden birine dokundu. Sıkışıp kaldığı yere kadar izleyip kurtardı onu, yüzeye saldı. Sonra bir başkasına, sonra bir başkasına. Düğümler, fazlaca düğümlenenler, birbirine dolaşanlar, ucunu kaynağını bulamadıkları… İnandıklarından birine geldi sıra. Hakikatinden fazla büyütüp batırdığı inancın abartı tozlarını silkeledi. Yanılgının yarattığı hayal kırıklığıyla debelendi durdu bunu yaparken. Dibin derinliği giderek ağırlaşıyordu bedeninde. Basınç fazla, dip karışık, dokunulacak şeylerin sayısı hiç bitmeyecekmiş kadar çoktu. Kendini yüzeye doğru bırakmalıydı. Ayaklarını uzatıp gölge bedenini serbest bırakmayı denedi. Yükselemedi. Bedeninden dibe kadar uzanan ağlara dikkat etmemişti. O, bunca ilerlerken bir yerlere takıldıkları besbelliydi. Arandı durdu. Koparmayı denedi, gücü yetmedi.

“Her bir şey dokunur bir diğerine. Her şey birleşir sonsuz döngüde. Döngünün içinde kendini arayan sensin. Peki ya sen, sahi sen kimsin? ”

Aynaları düşündü. Yansımaların içindeki kendini. Sonunu düşünürken anda kaçırdıklarını ayırt etti. Ne yolun gerisi ne de göremediği varış yeri… Yolda olmayı yeğledi. Dipte bir hareketlilik oldu o an, sanki bulanıklığı toplayıp sürükleyen bir dalga. Bedeninden dibe uzanan ağların gevşediğini hissetti. Şimdi fazlaca yoruldum, dedi. Biraz nefeslenme vakti. Nasılsa yine çağırır beni dip, yine görüşürüz nasılsa. Burada işler bitmez, uçsuz bucaksız bir harman burası.

Kendini yüzeye doğru bıraktı. Dönüşü varışından çok daha uzun bir seyirdeydi şimdi. Elleri bedeninin üzerine düşüp kalmış, gözleri yeni bir rüyanın kapısına doğru kapanıyordu.

“Yol bitip tükenmez. Macerasıdır vadettiği. Yolculukta anlam yüklediklerin de sensin. Peki ya sen, sahi sen kimsin? ”

 

Fotoğraf: https://goo.gl/mrxM3r

1 Yorum Dalış / Veysel Kobya

  1. Çok güzel bir hikaye. Uzun uzun, düşündürerek ve meraklandırarak okuttu kendisini. Yazarı tebrık ederim.

    Sonunda unutan/terkeden bireyi eleştırmektense unutmanın/terketmenin gerekli olduğunu vurgulamasını bekler, umardım. Dipten yüzeye çıkardıkları yüzünden yüzeye çıkamayıp unutulan, dipte kalan ve rüyasından uyanamayan bir kahraman hayal etmiştim hikayeyi okurken.

    Yine de bu farklılığın yazar ıle aramızdakı fikirayrılıklarından kaynaklığının farkındayım. Hikayenin bu şeklinin de oldukça güzel ve derin oluğunu eklemeden geçemeyecegim.

    Paylaştığınız için teşekkürler.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.