Çuval / Melikşah Selanik

Bir sürü önemli iş yaptım o gün. Yenilikçi bir insan olarak uzaktan erişimle teknolojik toplantılar yaptım mesela. Zaman çok önemliydi, teknoloji kullanılmalıydı. Kullandım sonuna kadar. Çok önemli kararlar aldık. Vizyonumuzu konuştuk, hitap edeceğimiz kitle ile nasıl iletişim kurmamız gerektiğini tartıştık. En güzel fikirler benden çıktı bence. Bu fikirleri tartışırken, yüksek sesle düşündük, bir takım hoşlanmadığımız konuları havada parmak uçlarımızla tırnak içine aldık ve toplantı sonunda, hepimiz tüm potansiyelimizi kullanmış  ve aldığımız eğitimlerin hakkını vermiş olmanın haklı gururuyla birer sol klik yaptık, karşımızdaki insanların sanal görüntülerinin altındaki kırmızı düğmelere.

Fakat içimdeki başarı hissi birkaç saniye sonra kayboldu, ekrandaki insanların yüzleriyle beraber. Daha bir sürü iş vardı, günün geri kalan kısmında başarmam gereken. Belki onları da başardıktan sonra, daha kalıcı bir başarı hissedecektim; ümidimi kaybetmedim. Arka arkaya telefonlar, mailler derken yapılacaklar listesi, yapılmışlar listesine dönüşüyordu. Tek sorun her yapılan işin, yeni yapılacak yeni işler doğurması idi. Bir şeyler başarmış olmanın tatmini, bu sonsuz listenin en son satırın daydı. Sonu görünmeyen dipsiz karanlık bir kuyunun dibinde su bulabileceğini ummak gibiydi benimki.

Kuyunun dibini o günde bulamamış, ağzımda bir pas tadı koşmaya karar vermiştim. Belki bedenimle ulaşacağım hedeflerde yakalayacaktım bu sefer başarmışlık duygusunu. Yepyeni koşu ayakkabılarımı giydim ve çıktım dışarı. Isınma hareketleri ile yürüyordum, diğer tarafında koşuya başlayacağım üst geçide doğru kararlı adımlarla, ta ki tüm merdivenleri kaplayan ve birazdan hayatımı değiştirecek o çuvalı görene kadar.

İçine beş altı adamın en az çenelerine kadar sığa bilecekleri büyüklükteydi çuval ve kendi  başına üst geçitten karşıya geçmeye çalışıyordu. Aşırı kilo ve belki de şeker hastalığından ayak bilekleri şişmiş yaşlı bir teyzenin hareketlerini andırıyordu hareketleri. Büyük bir mücadele ile bir adım atılıyor, o adımın sevinci  ile diğer atılması gereken adımın hüznü birbirine karışıyordu. Bütün bunlar olurken ben çuvalın arkasında sabırsızca ve sinirli bir şekilde duruyordum. Sabırsız ve sinirli olduğum zamanlar normalde olduğundan daha hızlı hareket eder ve yerimde duramam ve fakat bu Allah’ın cezası çuval yüzünden geçecek bir yer yoktu. Günün en önemli başarısını yaşama olasılığı ile aramda bir dağ gibi dikilmiş, öylece duruyordu.

Çuvalın öbür tarafında ki adamı canlandırdım bir an için gözümde. Boyundan büyük bir işe kalkışma lafı için çekilen kamu spotunda baş roldeydi adam.  Ben yardım edersem belki boyu boyuna olabilir diye düşünüp, yardım etmeye karar verdim adama. Zira diğer seçenek olan beklemek için gereken sabır haznem çoktan boşalmış, sinir haznesindeki son damlaları tüketiyordum o sıralarda.

Yaşlı bir teyze olsa kalçalarına denk gelecek yerlerine yumuşakça dokundum önce.  Yaşlı bir teyzenin kalçalarına dokunmak zorunda kalsam, ancak bu kadar tedirgin olurdum. Tek fark tedirginliğimin, çuvalın pisliğinden kaynaklanıyor olmasıydı. Gözümün önüne gelen, biraz sonra koşarken, o çuvala dokunduğum ellerimle yüzüme dokunacağım görüntüsü midemde huzursuz bir kedi gibi kıpırdanmaya başlamıştı bile. Zaten teyzenin kalçalarına dokunmam da hiç bir işe yaramamıştı. Çuval biraz önce attığı adımın pişmanlığı ile kararsızca bekliyordu. Artık çoktan kirlenmiş ellerime baktım bir süre ve artık daha fazla kirlenmeyecek olmalarının verdiği rahatlıkla, tüm gücümle kavradım, teyzenin kalçalarını. Yıllardır bu anı beklemiş gibi sıçradı yerinden teyze. Ya “oh nihayet” ya da “Napıyorsun evladım” diyordu sanki içinden. Her ne diyorsa desin, artık genç bir kız gibi çıkıyordu merdivenleri. Güçlü adımlar ile sallanıyordu kalçalar. Memeler nasıldır acaba diye düşünürken hatırladım öndeki adamı.

Boyundan büyük işe kalkan adam, sırtında koca çuval, üst geçidin o merdiveninde sıkışmış, ne aşağı gidebiliyor ne yukarı. Tam o sırada mucizevi bir şey oluyor ve çuval hafifliyor. Ya Allah’ın işi ya da bir başka adamın eli. O eli de Allah yarattığına göre, kesin Allah’ın işi.  Her ne ise, artık en üst merdivene ulaşılmış, gerisi kolay. İşte o zaman anlıyorum, bana uzatılmasını istediğim el, aslında adama uzattığım.

Merdivenlerin bittiği yerde yol genişliyor, geçiyorum çuvalın yanından, öndeki adam karşımda. “Aşağı indirmek için yardım edeyim mi?” diye soruyorum. Teşekkür ediyor kırık bir Türkçe ile. Anlıyorum ki anlamıyor, ne dediğimi. Bakışlarını kaçırıyor benden, yüzünde utangaç bir ifade, sanki aldığı yardımdan dolayı mahcup. Benim yüzüme içimin hüznü yansıyor muhtemelen ama o görmüyor, bakışları yerde. Rahat bırakıyorum onu olduğu yerde.

Üst geçidin öbür tarafında başlıyorum koşmaya. Yeni ayakkabım rahat, bırakıyorum bacaklarımı kendi hallerine, kafamda çuval ve o adam. Terler alnımdan süzülürken, yüzüme giden elimin kirini hatırlıyor duraksıyorum bir an. Elime bakıyorum. İçimde tuhaf bir tatmin duygusu. İşte o an fark ediyorum, elimdeki kir değil, gerçekten işe yaramış olmanın verdiği tatmin duygusu. Tüm avucumla siliyorum, yüzümde biriken terleri. Parmak uçlarımdan damlarken, ter damlaları, derin bir nefes alıyorum. Sanki ciğerlerim daha büyük artık. Huzurla koşuyorum.Yarın tekrar işe yaramaz bir adam olacağımın farkında değilim henüz

1 Yorum Çuval / Melikşah Selanik

  1. İşte o zaman anlıyorum, bana uzatılmasını istediğim el, aslında adama uzattığım… :) Çok güzelmiş… Emeğine sağlık…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*