Craven Soluğu / Ayfer Karakaş

 

Dava, tekme tokat devam ediyor. Yüzüme fırlatılan rüzgârlar, ayaklarımı kanatan dikenler, ellerimi parçalayan tel örgüler… Ne zormuş aşk ülkesinde yaşamak. “Uyu kızım uyu,” diyor anne yürekli biri, ama kim bilmiyorum. Bildiğim şey ise ninniler de kondursalar ağzımın kıyısına uyusam da yedi yüz yıl, büyüyemediğim. Fakat bazen bir gözyaşı, öyle bir büyütüyor ki yedi yüz yıl birden atlıyorum larvamda. Hep hokerde uyuyorum. Uyandığım sabahların herhangi birinde bir gün kelebeğine dönüşebilme ümidiyle.

… seni!

Boğazıma takılıyor içtiğim çayın soğuk yudumu. Yutkunuyorum ve Craven, diyorum, Craven gitti ve kaç yüz yıl oldu değişen bir şey yok, sakalı kırmızı bilmenin adı.

Savaş oyunları oynuyor çocuklar; bu yaşta savaşmayı ve yarışmayı öğreniyorlar. Sen ve ben olsaydık savaş oyunu oynamayacaktık, eminim. Senin kalbinde bir Pandora kutusu gizli ve ben kendi kalbimdeki Pandora kutusunu senin kalbinden sonra keşfettim. Gözlerine baktım ve kirlenen dünyamızın aksine temiz kalabilen gözlerini gördüm.

gözlerin nasıl öyle lacivert.

senin gözlerin bile beyaz olabilirdi.

Bunca yıldan beri neden seninle karşılaşmadık? Seninle, diyorum ama öyle bir gün var, bunu biliyorum ve bu bana yaşama dair güç veriyor. Varlık olarak yanımda olmasan da varlık olarak var olduğunu bilmek bile insanın insana dair umudunu canlı kılıyor. Bir gün bulutlardan düşeceğim.

Şu andan itibaren yazdıklarım kimseyi ilgilendirmiyor. Beni bile.

Kafamın içinde dönüp duran cümleler, sorular… Benim muhtemel soru-cevaplarım mı? Maeutik- doğurtmaca, Sokrates, diyeceğim; çünkü ne zaman soru-cevap ikilemini yan yana getirsem bu üçlemeyi sıralıyorum ve artık sıralamak istemiyorum. Muhtemel soru-cevaplarım, her neyse hiçbirini umursamıyorum artık. Kendi kendime konuşmalarım sıklaşıyor artık.

sorular aklımda devasa.

cevaplar aklımın zırhını delen dev asa.

***

Uyuyormuşum, uyurgezemişim, uyanıkmışım…

Somut işlem dönemindeki birkaç çocuğun içine Platon kaçmış gibi beni çapraz sorguya aldıkları günden beri nasıl bir yanılgıdır aldı beni. Sonra insanları düşündüm, insan olmayı, insanı düşündüm. Dedim ki sizin sanılarınız benim sanrılarım oldu. Sanrıların bittiğine inanıyorum.

– Hayır, Sevgiye Muhtaç Bir Kızın Anıları, adlı bir hikâye hiç yazılmadı, hiç yayımlanmadı, kimse tarafından okunmadı ve kesinlikle söylüyorum. Yazılmayacak yayınlanmayacak ve okunmayacak da. Sevgili insanlarım, kendi iç meselelerinize dönebilirsiniz ve lütfen ayağınızı yorganınıza göre uzatmayı unutmayınız. Hayırlı günler diliyorum. HAYIRRR!

Ellerim titriyor ve rüzgârın şu anda hüzünlü olduğunu anlayabiliyorum ve sizi temin ederim ki “Rüzgarla Konuşanlar” filmini hiç izlemedim.

doğrular… şaşırtan doğrular

o doğrular şimdi yanlışlar

yanlışlar… aldatan yanlışlar

o yanlışlar şimdi doğrular

 

Fotoğraf: http://bit.ly/2IJ2NIU

1 Yorum Craven Soluğu / Ayfer Karakaş

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.