Çingen / Esma Taylan

 

Her sene olduğu gibi bu yaz da, pılımızı pırtımızı toplayıp atıyoruz kendimizi reno steyşınımıza. İstikamet Trakya. Babaannemin köyü. Babaannem, eşyalarla birlikte arka koltuğa, babam direksiyon başına, ben de her zamanki gibi bagaj mevkiine yerleşiyorum. En sevdiğim yer. Sırtımı arka koltuğa, ayaklarımı cama yaslayıp, bin bir hayal kurarak etrafı izliyorum. Benim için cennete giden yol bu. Köy yolu.
Köyde, sabahları horozlar ötmeden uyanan ve tarlaya giden kadınların peşine takılıyorum.

Traktörle gidip, traktörle dönüyoruz. Kadınlar ve çocuklar traktörün kasasına istifleniyoruz. Giderken bir tur atıveriyoruz göbecikleri, dönerken ikinci turu salıyoruz. Öğle vaktine kadar tarlada çalıştıktan sonra, güneş en tepeye varmadan toparlanıp tarlaları, bamyaları, günebakanları kendi hallerine bırakıyoruz.

Eve döner dönmez bahçelerdeki fırınlardan biri yakılıyor, mayaya yatırılmış hamurlar atılıyor içine. Ekmekler, buram buram kokular saçarak, pişiyor. “Adi be kızanım, oyalanmayasın be ya,” diyor bana, babamın sütannesi. Ahırda buluyorum kendimi. Mis gibi tezek kokuyor. Asılıyorum Üürmüz’ün memelerine. Bir-ki, bir-ki… Dolduruyorum bakracı. Öyle sıcak ki süt, ellerim yanıyor taşırken.
Kahvaltı ediliyor, etraf toplanıyor, varsa, yıkanacak çamaşır çitileniyor leğenlerde, bahçede ekili mısırların üstüne gerili iplere seriliyor. Az bir dinlenelim deniyor, günebakanlar çitleniyor. Ardından yemekler pişiriliyor. Öğleden sonra, herkes odasına çekiliyor, dinleniyor. Akşamüstü sepetler hazırlanacak, mayolar giyilecek, denize gidilecek. Denizi de dâhil, tüm köy bizim! “Te be Kemal Paşa epiciğini bize, Selanik’ten geldiğimizde bıraktı,” diyor yaşlılarımız.

Tüm köylüler birbiriyle uzaktan yakından akraba. Sistemi oturtmuşlar. Senelerdir tıkır tıkır işliyor.  Gizli bir anlaşma var sanki kadınlarla erkekler arasında. Herkes hayatından memnun. Erkeklerin tek muhalifi, tek uyumsuz kişi, köyün delisi dedikleri “Kız Sato”. O, erkek olmasına karşın, onlarla kahveye gitmek yerine kadınlarla tarlada çalışmak, dantel işlemek istiyor. En sevdiği iş, ev temizliği. Durmadan, süpürüyor, gıcır gıcır yerleri tekrar tekrar siliyor, yine de içine sinmiyor. Köyün muhtarı olan babası, büyük dayı, bu duruma çok sinirleniyor, sık sık dövüyor Sato’yu ama Sato vazgeçmiyor.

Kadınlar gün boyu hem tarlada, hem evde çalışıyorlar. Erkekler gündüz kahvede, gece piizde. Ne Allah umurlarında, ne de kitap. Camiye kilit vurulalı on yıllar olmuş. Sadece cenazeler için uğranılan bir yer. Gel gör ki herkes halinden memnun, herkesin vicdanı rahat.

Her evde söz kadının. Kadınlar, sırf bunun için bile, tarlaya gitmekten memnun görünüyor. Aslında kimsede doğru düzgün para yok ama yeme, içme, sevgi ve neşe gırla.

Plajda, yüzme, kuma yatma, güneşlenme, kuma gömülme, nevaleyi silip süpürme ve tabii ki yaşlı kadınların, küçük erkek çocuklarını utandırıp eğlenmek amacıyla, sütyenlerini çıkarıp memelerini onlara doğru sallamalarının, çocukların çığlık çığlığa yüzlerini kuma gömmelerinin ardından, kikirdeye kikirdeye traktöre atlayıp hep beraber köye geri dönüyoruz.  Yıkanılacak, akşam yemekleri yenilecek, giyinip, süslenip piizden dönen erkekler karşılanacak. Bunun daha gecesi var…
Kadınların ve çocukların hazırlıkları tamamlandığında çöküyoruz tek katlı köy evlerinin önlerindeki taş basamaklara.

Yavaş yavaş dökülmeye başlıyor erifler. Geç kalanın karısı, salıyor çocuğunu kıraathanelerin yoluna.  “Te be bi bakasın nerde kalmış bu erif, annem bekler seni, yoksa o gelecekmiş buraya, ona göre, dersin,” diyor.  Çocuk, illâ ki babasını da yanına katıp dönüyor.

Yeniden doluşuyoruz traktöre. Kâmiloba’da bir gazinonun önünde duruyoruz. Kâmiloba bizim köye benzeyen bir yer değil. Aslında eski bir yerleşim yeri ama bir süredir durumu bizlerden çok daha hallicelerin eline geçmiş. Sahili istila edip, yeşili katledip, taştan köy evlerini yıkıp, yerlerine villalar dikiyorlar birkaç yıldır. O villalara yerleşenler başka başka giyinip, başka başka kokuyorlar. Oradaki halk gazinoları da artık hep bu tiplerle dolu.

Bizim sülalede tek bir erkek iş güç sahibi, Macide alamın mavi gözlü kocası. Belediyede zabıta. Tek mavi yakalı o. Üstelik her gün içmeyen tek adam. Diğerlerinden farklı, lakâbı “Kibâr”. Onun sayesinde gazinolarda forsumuz büyük güya ama biz kapıdan girer girmez tüm gözler üstümüze çevriliyor.  Bizim kadınların güllü dallı fistanlarından veya şalvarlarından, erkeklerin rengârenk fötrlerinden gözlerini ayırmıyor insanlar. Bize baka baka fısıldaşıp, yüzümüze karşı gülüyorlar.

Ama bizden kimse iplemiyor o sonradan görmeleri. Gece boyunca pistteyiz. Trakya havasından başlıyoruz, horon çekerken buluyoruz kendimizi. Hele de mezdekeyi duyup bir birayı çoktan yuvarlamış her kadın, Nesrin Topkapı’yı emekliye ayırıyor. Erkekler kıpkırmızı yanakları, bembeyaz dişleriyle gülümseyerek onlara gaz veriyorlar. Oyuncak paralar havada uçuşuyor. Yine neşe gırla…

Gazinonun programı sona eriyor. Müzik kesiliyor. Hesap ödeniyor. Köyün muhtarı büyük dayı yoklama yapıyor. Çoluk çocuk tek sıra halinde yeniden atlıyoruz traktörün kasasına.

Henüz yola revan olduğumuzda bir mersedes arkamıza takılıyor. Birkaç kez selektör yapıyor bize. Muhtar dayı aynadan görmüş olacak, az yavaşlayıp, hafif sağa çekiyor traktörü, mersedes sollayabilsin diye. Ama yok. Mersedes kıçımızdan ayrılmıyor. Selektör yapmaya devam ediyor. Birkaç saniye sonra, bir herif sağ arka camdan beline kadar sarkıp haykırıyor:

“Bu karıları kaça satarsınız laaaaaan?”

Macide alam gayet sakin bir şekilde ayağa kalkıyor, “Dur da bir konuşalım be ya!” diye sesleniyor herife. Mersedes sağa çekiyor. Bizim kadınlar, daha traktör tam durmadan, kasasından aşağı atlıyorlar. Tam da bizim köyün girişindeyiz. Asıl şenlik o anda başlıyor. Traktördeki erkekler tetikte bekliyor ama aşağı inmiyorlar.  Kadınlar, saçlarını başlarını yolup, yüzlerini gözlerini cırmık cırmık cırmalayıp,  üç adamı üç dakika içinde yere seriyorlar. Adamlar nasıl yalvarıyor, nasıl yalvarıyorlar ama bizimkiler bırakır mı? Allah ne verdiyse, bayıltana kadar dövüyorlar.

Arbede arasında bir ara alamın şalvarının lastiği kopuyor, şalvar yere kadar iniyor.  Uzun donuyla kalıveriyor ortada. Biraz utanarak kocasına bakıyor ve durumu işaret ediyor. Eniştem “Boş ver be ya, aslan karım benim, devam et be ya!” diye sesleniyor.

Mersedesli herifler tek tek asfalta seriliyorlar.

Yeniden traktöre atlayıp, iki göbecik daha atıyoruz, gülmekten ağlayan gözlerimizle.  Küçük alam şalvarının belinden tutuyor bir eliyle. Büyük alam, “Sizi seviyorum, sizi seviyorum!” diye bağırıyor geceye.
Fotoğraf: https://bit.ly/2mPCdov

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.