Çilli Çocuk / Hicran Bekiroğlu

Hıdrellez sabahı evi saran hamur kokusuyla uyandı Bahar.  Mutfakta kahvaltı hazırlayan annesi radyoda çalan ezgiye eşlik ediyordu. Mavi pikeyi üstünden atıp, pencereden başını uzattı. Havanın sıcaklığı, akşam yakacakları ateşi, gül ağacına asacağı televizyon dileğini hatırlattı. Gülümsedi.

Banyoya gidip parmaklarını suyun altına tutup,  gözlerinin, ağzının kenarını ıslattı. Önde eksik olan dişlerini fırçaladı, parmak uçlarına kalkıp aynada kahverengi omuzlarına düşen saçlarını taradı. Kahvaltı sofrasına oturmadan beyaz şortunu, askılı pembe bluzunu giydi. Annesi, elinde pişmiş hamur tabağıyla kapıda bekliyordu.

“Bahar, şu pişileri çocuğun evine götür. Annesi hamile kokmuştur şimdi kadıncağıza.” deyip tabağı eline tutuşturdu.

Bahar, çilli çocuğu ve evlerindeki televizyonu göreceği için mutlu oldu. Ama inşallah babası evde değildir diye de dua etti. Çocuk, Fatma teyzelerin kiracılarıydı. Mahalleye taşınalı yirmi gün olmuştu. Kırmızı kamyondan eşyalar inerken, Bahar bir televizyona, bir de annesinin elini tutan çilli suratlı sarı çocuğa hayran hayran bakmıştı.

Bahar naylon terliklerini giyip tek katlı evlerinin, pembe ortancaların sıralandığı bahçesinden sokağa çıktı. Mahalledeki tek iki katlı olan evin alt katındaki tahta kapıyı yumrukladı. Kapının açılmasıyla içeriden dışarıya hayalet gibi bir sigara dumanı Bahar’ın yüzüne vurup uzaklaştı. Kız yüzünü buruşturup kapıda bıyıkları sararmış, gri gözlerle “ne istiyorsun” der gibi bakan gözlerden ürperdi. Gırtlağına biriken tükürüğü yutan Bahar elindeki tabağı adama uzatıp;

“Annem, bunu size yolladı” dedi. Adamın yanında karnı davul gibi şişmiş kadın belirdi.  Tek eliyle gözündeki morluğu saklamaya çalışarak tabağı aldı.

“Teşekkürler kızım, annene selam söyle” dedi. Kapıyı kapattı.

Bahar çocuğu da televizyonu da görememişti. Ayaklarını sürüye sürüye eve döndü. Babası işe gitmişti. Annesi akşam pişireceği patlıcanlara pijama giydiriyordu. Bahar;

“Çilli çocuğun annesi sana selam söyledi” dedi.

Kahvaltı sofrasına oturdu. Abisiyle yumurtalarını tokuşturup, çamlıktan topladıkları çalı çırpı ve araba lastikleriyle akşam yakacakları ateşi konuşup, gülüştüler.

Bahar, pencereden onu çağıran arkadaşlarıyla oynamak için dışarıya fırladı.

Abisi de Fatma teyzenin oğlu Şükrü ile buluşup evlerinin damında besledikleri güvercinlerin yanına gittiler. Taklacı, paçalı, takkeli kuşlar. Her gün gökyüzüne saldıkları güvercinler Konak Meydanı’ndaki, saat kulesine yuva yapmış leylekten selam getiriyorlardı mahalleye.  

Bahar ve arkadaşları çocuğun penceresinin önüne serilmiş kilimin üstünde orlon saçlı bebekleriyle oynadılar. Vişne reçelli, salçalı ekmeklerini yiyip ip atladılar.Çilli çocuk hala ortalıkta gözükmüyordu.Karşı kaldırıma serilen kilimin üstüne Fatma Teyze, Sultan Abla,  bayramlarda çocuklara oyalı mendil veren Mendilci Teyze oturmuşlardı. Bahar’ın annesi de Türk kahvelerini pişirmiş hanımlara ikram ediyordu. Tığlar, şişler bir yana bırakılıp kahveler içilmeye, çiğdemler çitlenmeye başlandı.  Sultan Abla;

-Fatma Teyze senin şu kiracının karısını da çağırsak kahve içmeye.

-Aman, sakın akşam gene seslerinden duramadık evde. Kadıncağız gecenin bir yarısına kadar bahçedeki gül ağacının dibinde ağladı durdu.

-Vah vah pek de genç, kocası da babası yaşında.

– Çocuğun babası bu değilmiş, trafik kazasında ölmüş. Çocukla kalınca ortada babası da durumu iyi diye bu herife vermiş kızını.

– Mahalle olarak ilk televizyonu onlarda gördük. Gördük te kadıncağızın hiç yüzü gülmüyor.

– Para kimini azdırıyor komşum. Karnı burnunda zavallıcık sokağa da çıkamıyor. Çocuğun adını bile öğrenemedik. Çilli aşağıya, çilli yukarıya

Mendilci teyze; “Hanımlar bırakın elin evinin içini. İçin kahvelerinizi” dedi.

Başlarını öne eğdirip kahveleri bitirip, tığları şişleri konuşturmaya başladılar. O sırada çocuğun babalığı evden çıkmış yan yan kilim üstündeki kadınlara bakarak mahalleden çıktı. Geriye iç bulandıran bir tütün kokusu bırakarak.

Güneş ışıklarını azaltmaya,  ay yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Mahallenin perdeleri tek tek kapanırken Çilli çocuğun annesi tülü çekip pencereyi açtı. Televizyonun üstündeki beyaz dantel örtüyü kaldırıp düğmesini çevirdi. Çilli de pencerede “Birlikte seyredelim” bakışıyla dikiliyordu. Bahar ve arkadaşları boncuk gibi dizildiler. Televizyon zamanının keyfini çıkarmaya başladılar. Çocuğun annesinin yüzü ender görünen gülümsemesiyle koltuğa oturdu. Televizyonda ‘Değiş Tonton’ a bakan çocukları seyretmeye başladı.

O anda Bahar “Televizyonları var ama hiç mutlu değiller” diye düşünürken, poposuna inen bir şaplakla arkasına döndü. Babası kaşlarını çatmış.

“Ayıp değil mi? Başkasının evinden içeriye bakıyorsunuz. Hadi herkes evine” dedi.

Bahar, yeni başlayan çizgi filminden gözlerini zor ayırıp, ayak parmak uçlarına baka baka eve girdi. Çocuğun annesi de pencereyi kapatıp perdeleri çekti.

Akşam yemeği için tepsideki karnıyarık, pilav, cacık onları bekliyordu. Annesi yemekleri tabaklara dağıtırken, babası radyoda arkası yarını ayarlamak için istasyon tutturmaya çalışıyordu. Cızııır, Cızııır

Bahar acele acele yemeğini yedi. Bir an önce dileğini gül ağacına asmak istiyordu.  Yemekler yendi, arkası yarın dinlendi. Abisi;

“Hadi bakalım yakalım şu ateşi” dedi.

Bahar;

-Önce gül ağacına dilek asacağız

-Tamam, siz dilekleri asarken biz yanacakları taşıyalım.

Bahar, annesiyle birlikte Fatma teyzelerin bahçesinde ki gül ağacına gittiler. Neredeyse bütün dallar dolmuştu, bazıları da gül ağacının altına çamurdan bebek, ev yapıp koymuşlardı. Bahar cebinden katlanmış kâğıdı çıkarıp, annesinin verdiği bir çaputla dala bağladı. İçine kocaman bir televizyon çizmişti. Ümitliydi

Çocuk da elindeki kâğıdı annesinin kucağında daha yüksek bir dala bağladı.

İçine kırmızı bir itfaiye arabası çizmişti.

Mahallenin ortasında, yıldızlara ulaşan bir ateş yakıldı. Üst üste sıralanmış araba lastiklerin içine yığılan çalı çırpı meydanı aydınlatıyordu. Neşe içinde ateşin etrafı sarıldı. Çocuk da annesinin bacağına sarılmış, gözlerine yansıyan ışıkla ateşi seyrediyordu. Babalığı da sigarasını, çakmağını çıkarıp ikisini de yaktı. Etrafa saldığı tütün kokusuna, alkol kokusu da eklenmişti.

Bahar, ilk defa tek başına atlayacağı ateşe bakıyordu. Çocuğun annesi, omuzundan iterek çembere soktu oğlunu. Çocuk, Bahar’ın elini tuttu, keyif içinde ateşin azalmasını beklediler. Elele ateşin üzerinden atladılar. Bahar’ın terliğinin teki ateşe düştü ama hiç üzülmedi ilk defa ateşin üzerinden atlamış, ilk defa çocuğun elinden tutmuştu.

Gökyüzünde ay kaybolana kadar şarkılar söylendi, eğlenildi evlerine yorgun ama mutlu bedenler olarak döndüler. Bahar, yatağından çocuğun penceresinden sızan silik ışığa bakıp televizyon ekranının hayalini kurarak uykuya daldı.

Annesinin;

  • Yangııın yangııın !  Çığlığıyla yataktan sıçradı.

Babasıyla, abisi pijama, atlet fırlayıp bahçedeki çeşmeye hortumu taktılar. Çocukların evinden alevler yükselip Fatma teyzelerin pencerelerini yalıyordu. Güvercinler, gökyüzünde daireler çizip alevlerden uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Alevler hortumdan akan suyu, mahallenin kova kova döktüğü suyu yalayıp yutuyor, hiçbir işe yaramıyordu. Çocuğun babalığı öksürerek, nefes almaya çalışıyor, yarı açıkgözlerini ovuşturuyordu. Çocuğun annesi bacakları kanlar içinde karnını tutarak bağırıyordu.

  • Oğlumm Oğlumm içeride !!

Kapıyı alevler sarmıştı kimse giremiyordu içeriye. Bahar ayağındaki tek terlikle, korku dolu gözlerle, ateş içinde kalan pencereye bakıyordu. Alevler arasında çocuğu gördü. Çilli çocuğun ağzı açılıp kapanıyor ama sesi duyulmuyordu. Kulakları sağır eden bir patlama oldu. Pencereden dışarıya bir alev topu çıktı. Kırmızı bir bulut çocuğu yuttu…

İtfaiye geldiğinde alevler azalmıştı.  Yangını tamamen söndürdüler. Çocuğun babalığını ve annesini ambulansla götürdüler. Evin içerisinden fermuarlı siyah bir torba çıkarıldı. Yanık kalan bir sigaradan çıkmış yangın. Televizyonun tüpü patlamış. Çilli çocuk ölmüş, dilek ağacı kül olmuştu.

16 Yorum Çilli Çocuk / Hicran Bekiroğlu

  1. Kaybolmamış mahalle dostluğunu ne güzel işlemişsin.Ellerini kalemine sağlık.Dilek ağaçları yok olursa dilekler kabul olmaz mı?

    • Teşekkür ederim Berrin. İnsanlık var oldukça dilekler yok olmaz.. Biz hep iyi dileklerde buluşalım…

  2. Çok güzel. Sessiz soluksuz okunuyor. Yani sanki gerçekten hicran var bu öykünün içinde öyle gerçek, öyle hüzünlü, senden, senin şehrinden, ülkenden.

  3. Hicran abla eline ve kalemine sağlık çok güzel olmuş 😊gerçek ve hüzün hepsi bir arada 😿😿😳😳tebrik ediyorum👏👏

  4. Çocukların geçmişte ne kadar küçük şeylerden mutlu olduklarını ve artık anılarda kalan komşuluk ilişkilerini tekrar hatırlatan güzel bir hikaye.Emeğinize sağlık.

  5. Okuyan herkesin kendinden bir parça bulabileceği hüzünlü bir hikaye. Kaleminize sağlık, keyifli çalışmalar.

  6. harikaa okurken kendimden geçtim adeta çocukken yasadıgım seyler aklıma geldi bian bizimde televizyonumuz yoktu komsuda izlemeye giderdik geçmişe döndüm bian eline sağlık iyi çalışmalar

  7. Her zamanki gibi harika bir betimlemenin yanı sıra bir de sanki gerçekten o zamanlarda yazılmış birinin anı defterinden bir parça gibi geldi okurken bana.Zaman farkını bu kadar kaybettirmeyi nasıl başardınız bilmiyorum çok başarılı buldum ve aynı zamanda değindiğiniz sosyal problemlerle gün içinde başımıza gelmiyor diye unuttuğumuz hayatları hatırlattınız ve farkındalık oluşturdunuz.Hikayenizin amacına ulaştığını düşünüyorum ve bir sonraki hikayenizi sabırsızlıkla bekliyorum Hican Hanım.

    • Bu güzel yorum için ben teşekkür ederim.. Bazı duygulara, zamana dokunabildiysem ne mutlu bana .. Yeni yaşamlarda buluşmak üzere diyelim o o zaman… Sevgiler

  8. Harika akıcı olmuş hikayen..Emeğine yüreğine sağlık Canım,..Başarılarının devamını diliyorum.Sevgiler

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.