Çerkes Kızı / Sinem Keskin

Garip sevincimi belli etmemeliyim. Onu gördüğümde yıllardır içimde közlenen duygularımın harlanacağını da düşünmemeliyim. Sanki herhangi birine rastlamışçasına… Düşüncelerim halka halka birbirine geçiyor. Tedirginim, ellerim terli… Dursa dilim, içim susmuyor ki. Amma da abarttın be işe yaramaz herif! Olup olacağı bir görüp çıkacaksın. Kaç adım attığımı kestiremeden çiftlik kapısının önünde buluyorum kendimi. Görkemli kapının önünde öylece kalakalıyorum. Sanki başka bir gezegende başka bir yaşam… Bir müddet sonra çiftliğin sahibi imdadıma yetişiyor. Altmışını çoktan devirdiği bariz belli. Sanki dört mevsimin vücut bulmuş hali… Yüzünde bahar bahçeler, saçında kar kış kıyamet, ellerindeyse sonbahar isi… Bakışlarımı etrafa değdirmeye devam ederken birden atlıyor söze. “Hoş geldin Oğul! Kemal olacaksın sen. Geçmişler olsun. Allah kimseyi çürütmesin mapuslarda.” Böyle bir karşılamaya hazırlıklı değildim ki. Meymenetsiz huysuz mu huysuz bir ihtiyar bekliyordum.Yine de “Eyvallah. Sizin de eskiden başkan olduğunuzu söylediler bana. Burası da epey pahalıdır zaten belli nasıl aldığınız.” Yaşlı adam, deyim yerindeyse kırk yıllık ahbapmışız gibi samimi bir kahkaha patlatıverdi. “Ne başkanıymış o? Yıllardır at tepelerinde ömür tükettik. Her tarafımızda yara bere, bir de başarılı üç beş yarış var. Elimize tutuşturdular işte birkaç madalya. Al sana pabucumun başkanı! Sen bana ‘Dede’ desen yeter.” “Oldu o zaman.” “Gelmişken biraz gezdireyim istersen bizim fakirhaneyi.” Çam ağaçları gölgesinde ilerliyoruz. Öyle huzur dolu ki. Adamın yıllardır niye şehre dönmediğine şaşmamak lazım. Laleler gökkuşağından düşmüş gibi sıralı. Farklı olarak bir koku takılıyor burnuma. Bir de ne göreyim? Yeşil yeşil sallanan olmamış cevizler. Buranın en büyük ağacı. Dalları göğe komşu olmuş. Çocukluğuma kısa bir yolculuk yaptırıyor ister istemez. Ne gezinirdim kiraz ağaçlarında be. Ağzım yüzüm kıpkırmızı. Bahçenin sahibinden nefes nefese kaçtığım yolun bitimi anneme çıkardı hep. İşin sonunda mutlaka dayak vardı yani. “Pazardan aldım aynısından. Zıkkım olasıca ağaçta ne buluyorsun? Hüsnü iti yine dayanacak akşam kapıya.” Yine de vazgeçmezdim bütün yaz aynı terane… Ne güzeldi çocukluğum. Yılları eksilten, benzer bu atmosferin içimdeki öfkeyi bastırması pek de uzun sürmüyor. Bir yerden açık veriyorum. “Tevazu ediyorsun ama iyisinden de anlıyorsun… Görücüye çıkar çıkmaz koleksiyonuna eklemişsin. Söyle babam dostuma ne fiyat biçti? ”
Sermet Dede de en ufak sinir belirtisi yok. Nezaketinden taviz vermeyecek belli. Gözleri beni anlıyor gibi bakıyor. Yüzünde bir evliya tesiriyle ifadesini bozmadan, “Şikayet ettim evlat ama onları sevmiyorum demedim. Sen dost bilmişsin, ben ailem biliyorum.” Bunun üstüne diyecek laf bulamıyorum. Küfür etseydi keşke, kovsaydı da her şey bu kadar zor olmasaydı. İçimdeki düğümden gram eksilme yok. Anca içten içe sızlanıyorum. “Bir yer bulsam da bir sigara gömsem.” Yaşlı adamın sessizliğe tahammülü yok. Ben sessizliğin kollarına atıldıkça gelip beni yakalıyor. “Neye bakındığını biliyorum. Arka taraftalar. Yani Nazlı Gelin de.” İçimde başlıyor kıyım, kalbimden selalar yükseliyor. Şu an daha kötüsü olamazdı herhalde. On yıllık Çerkes Kızı olmuş mu sana Nazlı Gelin? “Sen de gel benimle nolursun. Biraz ileride beklersin.” Haraya geçip beş kısrağın olduğu kapalı kapıların arasında başlıyoruz dolanmaya. “Teşekkür ederim Sermet Dede. Bakma sen benim abuk subuk laflarıma. Dört duvarda onu gördüm yıllarca. Anamı babamı bu kadar özlediysem namertim. Beni kabul etmek zorunda değildin.” Buraya gelip sonra da bu adamı seveceğimi söyleseler küfür ederdim kesin. “Çerkesler atları sever. Sana hemşeri torpili… Ne zaman istersen gel.” Vakit vuslata dönüyor nihayet. Adımların sonuncusundayız artık. Nazlı Gelin yazan kapının önündeyiz. İkinci darbe geliyor kalbime doğru. Sermet Dede, kapıyı açıyor hızlıca. Ağzına gemini bağlayıp sırtına eyerini yüklemesi nasıl bu kadar çabuk oldu anlamıyorum. Korkumu anlamış olacak ki gözünü aralıyor bana doğru. “Yeter tuttuğun kendini. İkimiz varız şurada. Erkek adam ağlamazmışmış! Hem de öyle bir ağlar ki.” O kadar sıkmışım ki kendimi, Allah ne verdiyse ıslatıyorum yanaklarımı. Koca adamım en son altıma kaçırdığımda ağlamıştım. Yedi yaşımda!
Nihayet karşı karşıyayız. Gözleri gözlerime karışıyor az bir süre. “Güzel Çerkes’im! Ben geldim be kızım. Yedi sene yattık da şu kadar koymadı yemin ederim. Seni özledim. Çok…” Karadeniz fırtınası heybetli nam-ı değer Nazlı Gelin kulaklarını yatırıyor geriye. Şakakları ıslak… Her zamanki hırıltısını atıyor. Hep böyle selamlaşırdık biz. İri kara gözleri birden yağmura yakalanıyor ve karalığının doruklarında… Sakin görüntüsü değişiyor çok geçmeden. Kuyruğunu öyle bir sallıyor ki rüzgârla yarışırcasına. Hırlama sesi kulak zarımı patlatacak kadar yükseliyor. Ellerimle kapatıyorum kulaklarımı ama ne çare? Telaşıma telaş katılıyor. Korktuğum başıma gelmekte geç kalmıyor. Birden koşmaya başlıyor Nazlı Gelin. Kendi etrafında yuvarlaklar atıyor tam yanına yaklaşacağım ki uzağa gidiyor. Sermet müdahale etmek istiyor haliyle. Sanki atımı benden iyi tanıyor da! “Geri çekil!” Geri adım atmaya hiç niyetim yok. Gözlerimi kapatıyorum ve bana doğru gelen koşma sesini dinliyorum kararlıca. Ne kadar gemi varsa yansın! Ölümü bile göze alıyorum ötesi var mı? Olanca sesimle bağırıyorum avaz avaz. Yediğim nanelere karşılık yeterli olacak sanki… “Affet beni Kızım bu mapusluk olmasa ben seni asla bırakır mıydım hiç?” Tam karşımda nefesini hissediyorum. Tepmesine bir kala… Aniden duruyor bizim kısrak. Açıyorum gözlerimi. Mutluluk, acı ve korku aynı anda boşalıyor yanaklarımdan. Yine… “Çok şükür…” At iyice sakinliyor. Başı yerde artık kuyruğu da. O şaha kalkmış heybeti yok. Gözlerine baktıktan sonra emin oluyorum. Fırsat bu fırsat tam üstüne bineceğim ki bir adım atıyor geriye. Birkaç sefer dana deniyorum ama müsaade etmiyor bir türlü. Çok geçmeden başlıyor yürümeye. Yavaş yavaş. Sanki kalbimi eze eze yürüyor. Umudumdan çala çala… O yürüdükçe ben de yürüyorum. Nazlı Gelin sahibine doğru, ben ise saat yönünün tersine…

13 Yorum Çerkes Kızı / Sinem Keskin

  1. Güzel bir günün güzel bir öyküsüyle güne başladım. Çerkes Kızı… Hayalim o Nazlı Gelin’e binmek oldu öyküyü yaşarken. Yeni öykülerinle bu büyülü dünyada Dilhun’da bir at istiyor. Sevgiler…

  2. Gözlerim ışıldadı okurken öyle sevinçle gururla okudum.. Sen Hep yaz Çekes kızı yazıların hayat bulacak.. seni çok seviyorum

  3. Bir öykü nasıl iz bırakırsa hayatımda okurken bunu yaşadım. Sanırım beni en çok etkileyen sonunun tahmin ettiğim gibi olmamasıydı. Kalemin gökyüzü gibi olsun çerkes kızı ..

  4. Ellerine sağlık. okuduğum kadarıyla Çerkesleri gururlandıran bir hikaye olmuş. Diğer hikayeyi dört gözle bekliyor olacağım.

  5. Sinemcim öykünün çok hoşuma gitti dedim bu kız tam bir edebiyatçı inşallah Allah çok güzel yerlerde seni görmemizi nasip eder. Başarılar diliyorum. Seni öpüyorum.

  6. Benim çimen gözlü canım arkadaşım lise yıllarından emindim bu kadar güzel öyküler, yazılar yazacağına ve yine eminim çok güzel yerlere gelip çok çok başarılı olacağına yolun hep açık olsun. İmza gününü sabırsızlıkla bekliyorum… :)

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.