Çalıntı Hikayeler / Emre Ocaklı

 

Sıcak bir yatakta öğleden sonra uyanmanın kıymetini, özgürlük ve hürriyet gibi kelimelerin ne anlama geldiğini çoğu zaman bilmiyorduk. Ta ki sabahın köründe, aptal bir muhasebecinin beceriksizliği ve unutkanlığı yüzünden evden apar topar götürülüp, önce nezarethanede üç gün, peşinden de mahkeme kararı ile gri duvarlarla kaplı, bu dünyaya ait olmadığı her halinden belli olan bir hapishane hücresinde önüne konan mahkûm üniformasına bakarken neyin ne olduğunu anlar gibi oluyorduk… Her ne kadar oraya ait olmadığımızı düşünsek bile, dibine kadar oraya aittik. Hepimiz. Bildiğimiz her şey, gerçek veya yalan, iyi veya kötü artık duvarın diğer tarafında kalıyordu.

Hafif suçlular ve kısa süre içinde içeriden çıkması muhtemel olanların bulunduğu iki kişilik hücrelerden birinde kalıyordum. İlk mahkemede suçsuzluğum kanıtlanacak ve ben serbest kalacaktım, ama yine de güvenmiyordum kanunlara ve onları yazan insanlara. Canı sıkkın, kötü bir gece geçirmiş bir hâkimin gazabına uğrayabilirdim, hayatımın birkaç yılı kül olup kaybolabilirdi. Olabildiğince sakin, hatta uslu bir mahkûm olup mahkeme gününü bekliyordum berbat yemeklere, kurumuş sidik kokan mahkûm üniformasına ve geveze bir hücre arkadaşına rağmen…

Günde bir saat tüm mahkûmlar hapishanenin büyük, üstü açık avlusunda toplanır, kendi gruplarıyla bir araya gelip nefes bile almadan sürekli konuşup yürürlerdi. Sübyancılar, katiller, hırsızlar hepsi aynı havayı soluyup sıradan insanlardan farksızlaşırlardı. Benim gibiler, orada olmaması gerekenler hemen kendilerini belli ederlerdi; bir köşeye çekilip, “Tanrım neredeyim ben?” diye söylenir, otuz yıl ceza almış diğer suçluların yanında, iki ay sonraki mahkeme gününün ne kadar uzun bir süre olduğundan hayıflanırlardı. Kimse içeride suçlu gibi gözükmüyordu, aynı sokaktakiler gibi… Ve bu da ister istemez insanı tedirgin ediyordu. Avluda yürümek zorundaydım; tüm gün küçücük bir odada kapalı kalıp bacaklarımı, belimi zedelemek istemiyordum. Sağlam girdiğim bu bok çukurundan hasta çıkmak istemiyordum. Genellikle de yanımda hücre arkadaşım olur, bana aynı alışveriş merkezinden yedi farklı mağazayı nasıl soyduğunu ve sonunda nasıl yakalandığını anlatıyor olurdu. Ezberlemiştim artık her detayı ve bazen tekrar anlattığı olaylardaki eksiklikleri ben tamamlar olmuştum.

Yine de, tüm bu insanlar arasında en dikkat çekici olanı Taş Kafa diye arkasından konuşulan bir gardiyandı. Sabahları ve öğleden sonraları görürdüm onu hücremin penceresinden bakarken; sürekli başı önde yürür, bir şeyler mırıldanırdı. Kendisine atılan her lafa bir cevap verirdi. Güler yüzlü bir adamdı ayrıca; koca elleri, kıllı parmakları, göz kapağına kadar inen kaşları ve sapsarı dişlerine rağmen. Akşamcı bir hali vardı, anlamıştım. Bazı sabahlar bembeyaz bir yüz, kırmızı bir burun ve alkol kokan nefesiyle sayım yapardı.

Bir gün avluda yalnız başıma yürürken yanıma gelmiş, mahkeme günüme on gün kaldığını söylemişti. Şaşırmış, “Nereden biliyorsun?” diye sorduğumda, “Hangi hücrede ne zaman yer açılacak bilmem lazım.” demişti gülerek. O koca bedenine, gür sesine rağmen yumuşak bir tarafı vardı, bunu hissedebiliyordum. Başka bir gün avluda, çimlerle kaplı küçük bir bahçenin toprağını kazarken görmüş, yanına gidip, “Bugün pek keyifsiz gibisin, sorun yok ya?” demiştim. Elindeki küreği bırakıp bir çocuk gibi şaşkın gözlerle bana bakmıştı. “Burada bu soruyu bana yıllardır soran olmamıştı.” dediğinde o iri gözlerindeki mutluluk kendini belli ediyordu. Bir saat boyunca avlunun ön tarafına yapılacak çim alan için beraber toprak taşıdık ve o anlattı, ben dinledim. Geveze hücre arkadaşımdan sonra Taş Kafanın anlattıkları hiç canımı sıkmadığı gibi ilgimi de çekmişti; evet, sağlam bir alkolikti ve gece vardiyalarına da bu yüzden kalmıyordu. Yalnız başına, küçük bir evde ölümü bekleyen ihtiyarlardan değildi; içiyor, yazıyor, yeni insanlar tanımayı, yeni yerler görmeyi seviyordu. “Biliyor musun yazarım ben, iki tane öykü kitabım var.” dediğinde çok şaşırmıştım. Dışardan bakıldığında bunu tahmin etmek imkânsızdı. Buradaki diğerleri gibi… O kalın parmaklarıyla bilgisayar klavyesine basarken, sigarasından derin bir nefes çekip heyecanlı bir şekilde bir şeyler yazarken düşünmek çok tuhaf gelmişti bana. “Tüm hayatın bu kapalı alanda geçiyor, yazacak onca şeyi nasıl buluyorsun?” diye sorduğumda bana, “Burada olmasaydım asla yazamazdım, burası benim için bir cennet.” demişti. Gözlerimi yukarı dikip alnımı kırıştırmış, devamını bekler gözlerle yüzüne bakmıştım. Elindeki küreği bırakıp yere oturdu, ben de yanına. “Buradaki çoğu mahkûmla aram iyidir. Onlara saatleri dışında yemek götürürüm, sigara veririm. Banyoda on veya on beş dakika daha fazla kalmalarına bir şey demem. Birçoğunun da mektuplarını, müdürlerim görüp okumasın diye ben postalarım ve onlara gelen mektupları da aynı şekilde onlara iletirim.” Meraklı gözlerim daha da irileşmişti. “Onlar hırsız, katil, sapık, dolandırıcı olabilirler, bu kimseyi ilgilendirmez. Yaptıklarının cezasını çekiyorlar. İçlerindeki iyilik veya kötülük beni ilgilendirmiyor. Onların hepsinin bir hikâyesi var, ben o hikâyelerle ilgileniyorum. Birçoğu ilk zamanlar bana anlatmazlar, gardiyanlarla aralarında korku dolu bir duvar vardır, ama zamanla anlatacak yeni kişilere ihtiyaç duyarlar, o zaman da bana gelirler. Onlar rahatlar, benim de elimde bir sürü hikâye olur.” Şaşkınlığım geçmişti, oldukça mantıklıydı. Buradaki insanların dışardakilere göre oldukça ilginç anıları olmalıydı. “Bak, şuradaki uzun saçlı adam. Evini yakmış, karısı ve sevgilisi içindeyken üstelik.” Neden dercesine bir kaşımı kaldırdım,

Karısı, aldatıldığı şüphesi ile iki adam tutup kocasını takip ettirmeye başlamış. Yaklaşık iki ay boyunca bu adamı takip etmişler ama adamın en ufak bir yanlışını görmemişler. Asıl ilginç olan, bu iki ay boyunca kadının sürekli olarak her gün, her saat bu iki adamı arayıp kocasının tam olarak nerede olduğunu ve ne yaptığını sormasıymış. Bu iki adam da durumdan şüphelenip kadını takip etmeye başlamışlar. Meğer kadının üç tane sevgilisi varmış ve rahat hareket etmek, kocasına yakalanmamak için bu yola başvurduğunu anlamışlar.

Ne kadınlar var!

Kadınlarla mesafesini korumak zorundadır erkek, yoksa sonu hiç iyi olmaz.

Adam nasıl çözmüş olayı?

O iki adamın düştükleri durum zorlarına gitmiş, kadına şantaj yapıp daha fazla para istemişler, kadın da vermeyince adama olanı biteni detaylıca anlatmışlar.

Erkekler de oldukça tehlikeli desene!

Yine de kadınlar kadar olamaz.

Ve bu da evi yakmış?

Ölmemiş ama ikisi de… Şimdi buradan çıkacağı günü bekliyor, güzel planları varmış. Merak etmiyor değilim!

Ben de meraklandım şimdi. Kitabını okumak isterim bir ara…” dediğimde tüm avluyu kaplayan, kuşları bile yerinden zıplatan siren sesi duyuldu. Olur dercesine güldü…

Sonraki birkaç hafta boyunca birbirinden ilginç hikâyeler dinlemeye devam ettim. Bazı yerlerin, bazı insanlar için cehennemden bir farkı olmadığını, ama aynı zamanda da bazı insanlar için o yerin cennetten bir farkı olmadığını anlamıştım.

Mahkeme günümden bir gün önce, yine avluda karşılaştık Taş Kafa ile. Ne gerçek adını, ne de ona neden böyle dendiğini hala bilmiyordum. İçimden sormak da gelmiyordu. Avukatımın yarın serbest kalacağımı söylediğini anlattım ona, biliyorum dercesine güldü,

Senin gibiler fazla kalmaz burada, buraya ait değilsiniz siz.

O yüzden mi benim hikâyemi hiç sormadın?

Meraklı, biraz mahcup, biraz da bir şeyleri kaçırmış olmanın verdiği telaşla yüzüme boş boş baktı. Elimi uzatıp sıkıca tokalaştık, “Seni tanımak güzeldi.” dedim gerçek bir samimiyetle. “Eşyalarının arasına kitaplarımı da koydum. Merak etmiştin ya. Tabii ki kapakta yazan isim ben değilim. Devlet, memurlarının böyle şeyler yapmasına pek sıcak bakmaz.” Teşekkür edip son gecemi geçirmek üzere hücreme, geveze arkadaşımın yanına geri döndüm.

Sıcak yatağımda, yine bir öğlenden sonra uyanmıştım. Perdenin arasından süzülen güneş yatağımın yarısını ısıtıyordu. Kendimi yenilenmiş, bir şeylerle dolmuş hissettim. Yazamıyordum uzun zamandır, yazacak bir şeyler bulmaktan çok uzaktaydım ve o uzakta bir yere kapatmıştım kendimi. Güneş, perdenin arasından bir yol açmıştı. Yazacak bir şeyler vardı…

 

Fotoğraf: https://goo.gl/9UvxPp

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.