Bu Gece Ay Tutulacakmış / Ali Yedigöz

Supermoon Rising

Bu gece ay tutulması yaşanacakmış. Çok şeylere gebeymiş bu gece ve sonrası. Astrologlara inanır mısınız bilmem, ben inanırım kimi zaman. Öyle inandırıcı konuşuyorlar ki, nerede ne zaman ne olacak, hangi burçların başına neler neler gelecek, örneğin koç burçları bu yılı nasıl geçirecek, bu arada ben koç burcuyum söylemesi ayıp, Merve aradı telefonda söyledi bu yıl koç burçları için iyi bir yıl olacakmış ama herkese güvenmemeliymişim filan feşmekan, ama ben herkese güvenirim, Merve iyi bilir, çoğu zaman frenler beni, ona kızarım, herkesi kötü bilme derim, benim altıncı hislerim kuvvetli, bu kişiden sana zarar gelecek der, inanmak istemem, sonra Merve haklı çıkar, işte öyle bir şey. Genelde bu yıl kötü geçti bilirsiniz, başımıza olmadık bela gelmedi, gelecek nasıl olacak bilmem ama bugünlerde “İçimde ölen biri var.” Sabah akşam Ahmet Kaya’nın bu şarkısını dinliyorum, bağıra bağıra eşlik ediyorum şarkıya, “Depremler oluyor beynimde/Dışarıda siren sesi var/Her yanımda susmuş insanlar susmuş/İçimde ölen biri var…” Depremler yaşıyorum, bu gece de ay tutulacakmış, Merve öyle söylüyor, beynimde uzun yıllar oluyor deprem oysa, çaresizliğin depremi, bir şeyler yapamamanın… Ocakta kahvem kaynamak üzere, Tarsusi bir kahve içeceğim kendime gelmek için, Merve’nin telefonuyla uyandım az önce, önce bir ılık duş aldım kendime gelmek için, sonra hafif bir kahvaltı ve üzerine kahve, beynimdeki deprem hafifler mi?

Bu aralar herkes depremler yaşıyor, kimi çığlık atıyor, kimi sessiz, ben de yazarak atlatmaya çalışıyorum, sahile atıyorum kendimi köpeklerle konuşuyorum, kedilerin başını okşuyorum, midye topluyor, denize taş atıyorum, dalgalar beynimde, dün öğlen teknelere yürüdüm yine , sevdiğim bir arkadaşla, Marquez konuştuk, bira içtik özlemişiz, patates cips güzeldi, bir de deniz, bir de Marquez’in öyküleri… Arkadaşım bir Matematik öğretmeniydi oysa ama şiirler okuyor, şair ve yazarların hayatını merak ediyordu, konuşuyorduk saatlerce sanat edebiyat ve memleket üstüne…Masamızda gezen tavuk yumurtaları yoktu, ne de nar ekşisi muhabbeti, arabamızı da kaportacıya vermemiştik, yeni arabalar peşinde koşma sevdamız da yoktu, üstelik çatır çatır kitaplar okuyor tartışıyorduk inadına, ceplerimizde kalan son paraları hesaplamıyorduk, hafta sonu kurslarından gelecek paraları, bankalara olan borçlarımızı konuşmuyorduk, nasıl olsa fakirleşiyorduk her geçen gün, şu dünya da üç günlükdü zaten, Halil hocamız da ansızın yıldızlara karışmıştı, nice  yakın dostlarımızı yitirmiştik, bir bir gidiyordu güzel insanlar henüz gencecik yaşlarda, hem bu gece ay tutulması olacaktı, depremler oluyordu bir süre, sallanıyorduk beşik gibi, 99 depremi bir ay tutulması zamanında yaşanmıştı, Adana Ceyhan depreminde ne korkmuştum, bina saniyelerce gidip gidip gelirken, tavandaki avizeler şıngır şıngır ederken ben herkesi salonda bırakıp, ani korkuyla merdivenlere yönelmiştim, Merve ardımdan seslenmişti, “Nereye gidiyon be adam?” demişti de ancak öyle frenlemiştim kendimi, beşinci kattan nereye kaçacaktım hem sonra?

Dün derste düşmüştü ölüm haberi masama. Bu aralar hep ölüm haberleri düşüyordu. Dışarıda hava güzeldi ve ben üşümeye başlamıştım güzel havaya inat. Bir şiir okumalıydım öğrencilerime, üşümem geçer miydi? Beynimdeki deprem geçer miydi? Onların o ışıldayan, pırıl pırıl gözleri hafifletir miydi acılarımı? Bilmiyordum…

Nöbetçiydim arka bahçede. Gözlerim çocukların üzerindeydi, bir ara neredeyse bütün çocuklar bir araya gelmişti, havada kavga kokusu vardı zor ayırmıştım, çocuklar bir olay olsun da biraz eğlenelim derdindeydi, daha bir kaç gün önce arkadaşına çanta atayım derken başından yaralamıştı bir öğrenci, kanlar içinde kalmıştı çocuk, hemen ilk müdahale yapılmış, acil servise götürülmüştü.

Sabahın kör karanlığında düşüyorduk yollara. İlk ders karanlıkta yarı uykulu öğrencilere ders anlatmaya çalışmakla geçiyordu. Kantine hücum ediyordu öğrenciler daha sonra ilk teneffüs ziliyle birlikte. Simit, ayran, karışık tost, köfte ekmek, poğaça… Bizler de acıkıyorduk Allah ne verdiyse, bazen öğretmenler odasında kadın arkadaşlarımızın evden getirdiği kahvaltılıklara hızlıca dalıyor, fırından gelen sıcacık pideleri iştahla götürüyorduk boş derslerimizde ya da teneffüs aralarında.

Bahçede top peşinde koşuyordu çocuklar, en sevdikleri ders Beden eğitimi dersiydi. Yağmur yağsa bile çok mutlu oluyorlardı top peşinde koşarken. Her şeyi unutuyorlardı, sınavları, aldıkları düşük puanları, evde yaşadıkları kavgayı, babalarının evi terk edip gitmesini, annelerinin yaşadığı çaresizliği, ağabeylerinin içerde olmasını, yoksulluğu unutuyorlardı bir süre…Hele bir de gol attılar mı karşı tarafa değme keyiflerine! Durup onları izliyordum, çocukluk günlerim düşerken aklıma. Sahada delice koşan bendim sanki, üstü başı terden sırılsıklam olan, biz eskiden oynamak için futbol topu bulamazdık mahallede, plastik bir topumuz oldu mu dünyalar bizim olurdu, sabahtan akşama kadar topun peşinden ayrılmazdık, mahalle maçlarımız olurdu, portakal bahçelerinde, kumluklarda koşturup dururduk, bir defasında ilk tokadımı yemiştim rahmetli babamdan, bir pazar günü gizlice evden çıkıp top peşinde koştuğum banyo yapmadığım için… Şimdi o yumuşacık saçları rüzgardan savrulan çocuklara bakarken o günler geliyor aklıma. Yıllar oldu top peşinde koşturmayalı, en son halı sahada sakatlanmıştım, bacağım nasıl da şişmişti öyle…

Çocuklara sormuştum tatilde ne yaptıklarını, kitap okuyup okumadıklarını, sinemaya gidip gitmediklerini, büyük çoğunluğu gece yarılarına kadar bilgisayar oyunları oynadıklarını, sosyal medyada vakit geçirdiklerini söylemişlerdi açık açık, sabahları çok geç saatlerde kalktıklarını, genellikle tatili evde geçirdiklerini, bir kez kara gittiklerini söyleyenler olmuştu, kar topu oynarken çok mutlu olduklarını…

Kahvemi içmiştim bir şeyler karalarken, başım çatlayacak derecede ağrıyordu, sözcükler yolunu şaşırıyordu bilgisayarımda, “İçimde ölen biri var,” diyordu hala Ahmet Kaya. İnsanlar neden susuyordu sahi? Ya konuşanlar?

Güneşe doğru yürümek istiyordum. Avuçlarımda martılar…

Sahi ay tutulacak mıydı bu gece?

1 Yorum Bu Gece Ay Tutulacakmış / Ali Yedigöz

  1. Çok güzel bir öykü. Okurken dalıp gittim maviliklere. Kendimi buldum öyküde. Yaşanmışlıklar, hayaller… John Lennon’ın dediği gibi “hayat, siz birşeyler tasarlarken oluverendir.” Emeğine sağlık Ali hocam.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.