Boz Tavşan / Gizem Bilgin

“Boşanmalıyız, çok zor yapamıyorum. Yüzüne bakamıyorum.’’

Gülriz, koşudan döndükten sonra buldu notu. Uzun süredir hissetmediği kadar hafifti artık. Zekeriyaköy’ün bu güzel villasında, beş odanın  her köşesinde, çürüyen bir et vardı şimdi.

Oğlunun ölümünden önceki yaşamını hiç hatırlamıyordu zaten. Patlama sesini duymuştu. O an, merdivenlerin başında duran,  doldurulmuş boz renkli tavşan cesedini görmüştü  ve daha hızla koşmuştu. Tek onu hatırlıyordu. Altı yaşında oğlu, babasının tüfeğiyle, büyük bir keşfin korkuya döndüğü gözleri, hala annesine bakıyordu. Küçücük ağzından sızan ince  kan, son nefesine karıştı. Etrafta kesif bir barut kokusu vardı.

O sabah da her sabah gibi koşmaya çıktı Gülriz. Ormanın içine daldığında, gündüz de olsa o koyu yeşil gölgelerden ürkmüştü, ama buna ihtiyacı vardı. Yasın aşamaları var diye okumuştu; acıyı reddetme, acıyı kabullenme, kaybettiğinin boşluğuyla bir hayatı fark etme, ve yeniden ilişki kurma. Gülriz yeni bir hayatı kurabilecek miydi bilmiyordu. Sadece her koştuğunda acısına yetişiyordu. Oğluna yetişiyordu. Onun elinden silahı alıyor, çocuk yüzüne bir tokat atıyor ve sıkıca bastırıyordu göğsüne .O kesif barut kokusu geliyordu burnuna rüzgarla. Avcıların bölgesiydi burası.  Yığılıp kalıyor,  yığıldığı yerde ağlıyor ve yeniden koşuyordu.

Ağaçların yapraklarında asılı kalmış nem  nefes almasını güçleştiriyordu. 2 km yakın orman yolundan koştuktan sonra sedir çamlarının arasından  gelen bir hışırtı duydu. Düz toprak yolu bırakıp, dalların birbirine dokunduğu o koyu yeşil karanlığa girdi. Ağaçlar burada güneşin toprağa vurmasına öyle kolay izin vermezdi. Toprağı sinsice sarmalamış bir köke ayağı takılarak düştü. Kafasını sert bir yüzeye vurduğunu hissetti, acıyla kıvrandı ama gözleri uyanık kalmasına izin vermiyordu. Bayılma değildi bu. Onu kendine çeken, koyu yeşil bir uykuydu. Kendine geldiğinde her şey buğuluydu. Sol yanağında ölü yapraklar, burnunun ucunda ise ıslaklık hissetti.  Ağaçlar güneşe bu sefer izin vermişti sanki, etrafında sarı yeşil bir boşluktaydı, düştüğü yer değildi burası. Görmesi netleştikçe, göğsünde duran ve burnunu koklayan, o boz renk tavşanı gördü. Ürkmüştü. Onu tanımıştı.  Olay günü gördüğü ceset canlanmıştı. Buna emindi. Bakışları aynıydı. Buralarda böyle büyümüş ve vahşi bir hayvanın insanlara yakın olması hiç olağan değildi.  Tavşan, bekledi. Gülriz doğruldu ve takip etmeye başladı hayvanı. Kocası gibi iz sürüyordu.  Tek farkı avcı silahsız, avı ise gönüllü bir kılavuzdu.  Kocasının silahlarını düşündü; dolabın köşesindeki mermileri, saçmaları, bu hayvanı vurabilmek için hangisi gerekliydi, hiç bir fikri yoktu.

Bir avcı için hazdı, silahlar.  Kocasının, bir hayvanı vurmaktan tahrik olduğunu düşünürdü Gülriz. Merdivenin başında saklanan, o tavşan cesedi, kocasının baş yapıtıydı. Oğlunu öldüren, bu tavşanın intikamı olmalıydı. Şimdi tavşan capcanlı onunla bu oyunu oynarken, Gülriz’in nefes alışverişlerinden daha önce hiç hissetmediği bir öfke yükseliyordu. . Hayvan o öfkeyi fark etmişcesine hızla zıplıyordu uzun bacaklarıyla. Gülriz tavşanın peşinden daha hızlı koşmaya başladı. Nereye gidiyorlardı?  Gülriz’i nereye götürüyordu bu boz tavşan? Bir ara, gözden kayboldu. Bir sessizlik bahşetti ikisine orman. Sonra uzaklardan gelen bir patlama sesiyle ve uçuşan kuşlara doğru döndü. Çalıların arasında bir çift kocaman kulak belirdi gene. Hızla o yöne koşmaya başladı Gülriz. Gizemli bir orman yolunda, belki ona küçücük bir kapı gösterecekti şimdi, ya da bir pencere.  Nefes nefeseydi. Beklediği olmadı. Gene toprak yoldaydı. Tanıdık geliyordu ağaçlar. Evine  gidiş yoluydu bu, daha da hızlı atmaya başladı kalbi. Tavşan villanın kapısının aralığından bahçeye doğru girdi. Gülriz arkasından bahçeye süzüldü. Duvar kenarına sığındı tavşan, ormanla evi ayıran bu duvar, sınırdı. Gülriz çömeldi. Baktı hayvanın gözlerine. Dondu. Burnuna ağır bir barut kokusu geldi. Midesi bulanıyordu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Arkasını döndü; kafasını yukarı kaldırdı. Kocasının sülieti yatak odalarındaki camın arkasındaydı. Dolap kapakları açan, telaşla hareket eden bir gölgeydi.  Silahlarla kustuğu o vahşi erkekliğin suretiydi sadece.  Tekrar baktı duvar dibine tavşan yok olmuştu.

Uyuşmuş acısıyla içeri girdi Gülriz. Notu buldu, gün yeterince tükenmişti artık. Çalışma odasındaydı kocası. Spor ayakkabılarını çıkardı, merdivenleri çıktı. Bu hikayenin avcısı kaçıyordu.  Kurban dirildiyse, yeni bir avcı gerekliydi.  Gülriz sinmiş öfkesiyle aralık kapının önünden geçti.  Uzun süredir girmediği yatak odasına girdi. Dolapların en üstüne saklanmış tüfeklerden birini seçti . Bütün dolabı talan etti, artık ayrı duran mermileri namluya sürdü. Bu kadar iyi yerleştirmesine şaşırmıştı. Namluyu oturttu. Hızla çalışma odasına girdi, kocasının göğsüne iki el ateş etti. Silahı bıraktı merdivenlerden indi.

Cesedi çalışma odasında, Gülriz’i yanı başında salonda  bulduklarında 3 gün geçmişti; elinde o not vardı. Yanında koca gri bir tavşanla oturuyordu.

Yazarın diğer yazıları

10 Yorum Boz Tavşan / Gizem Bilgin

  1. Gizemcim merakla sürüklenerek okudum. Akıcı, duygu yüklü gerçekten… Kadının yapacağı şeye güzel hazırladın bizi, inandık… çok yol katetmişsin tebrikler. dipnot :) 2 km yakın orman – iki kilometre yakındaki orman… hep sayıyla yazıyoruz. bir dost

  2. Harika bir oyku! Bayildim! Degisik bir duygu atmosferi var, bir yandan tedirgin eden ama ote yandan insani saran.

  3. Sana şaşırıyorum Gizemcim. Bazen klonlanmış başka Gizemler olduğundan kuşkulanıyorum. Öğretim görevlisi olmak, anneliği eksik bırakmamak, mücadeleyi sürdürmek, yanı sıra edebiyat alanına hızlı bir giriş yapmak, ard arda ürün vermek. Eline, yüreğine, bir volkan gibi kabarıp yükselen duygularına sağlık diliyorum. Yine koşturdun beni… Sevgiler AC.

  4. Benim önündeki modellerim sizin gibi kadınlar olmasaydı zor olurdu. Ne güzel demişsin, ben de öyle hissediyorum arada, klonlanmış gibi. Nefes almamız için mücadeleye ihtiyaç var, çoğalmak içinse yazmaya. Annelik bambaşka bir büyüme süreci zaten . Şu an sadece hayatla pişiyoruz ben ve klonlarım, Aygün Ablacım. Çok teşekkür ederim.

  5. Şiddetten haz duyan bir erkeği, ölümle yargılamak; sanırım duygu yüklü bir kadın yazarın yalnızca öykülerde verebileceği bir hüküm. Belki de bir arınma duygusu.( katarsis)
    Bana ilk öyküm “Kar Kümelerini” anımsattın.”Karısını döven Kireççi Hasan’ı, kendi kazdığı kireç Kuyusuna düşürüp öldürmüştüm.”Senin kadın kahramanının öldürme nedeni, çok daha haklı ve inandırıcı.
    Havadaki Kurşun agırlığı ve barut kokusu yalnızca öykülerde kalsın canım kızım. Başarılar Birtanem…

    • Kimin kızıyım kaç cinayetimiz var kağıt üzerinde demek ki. Şiddetin hayal gücündeki etkisi inanılmaz keşke sadece hayal gücünde kalsa, sanata estetik üretime dönse, aklın sorgusunda kalsa, insan iradesini geçemese ama politik söyleme ve harekete yansıması daha çok şiddet neden oluyor, erkeklerin şiddeti bu nedenle güçle çok ilişkili. Tahakküm algısı bambaşka şekilde şiddete dönüşüyor, av, dayak, cinsel şiddet. HArika bir değerlendirme annecim bunu bir yazar olarak yapıyorsun, yazarın annesi olduğun için değil. İyi ki okunan ve yazılan bir evde büyümüşüm. Çıkış yolumu sen gösterdin.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*