Bomba / Gizem Bilgin

Savaşın tepeden inen bombalarıyla kaybettiğimiz Anas Al Bashar’a

 

Bir gün seni bir bomba bulabilir Beşir. Bu bomba, tepeden inebilir, paketle gelebilir, bir insan taşıyabilir. Bu bizim şehirde her an olabilir. Adı muhteliftir bu şehirlerin ve bin bir renktir. Sen o rengin bir parçası olabilirsin ama o şehrin renkleriyle de kaybolabilirsin.

Ne sandın, bu meslekte her şeye hazırlıklı olmalısın, mesela yanı boş iki kişilik yatağa. Sabah erken kalkmalı, yüzünün kenarında kalan yalnızlığı yıkayıp, “olmuş mu” diye o kırık aynaya mutlaka bakmalısın. İki aylık karının tarağıyla saçını tarayıp, güvenli insan koridorlarının içinden annenle kaçışını hatırlamalısın. Keşke orası kitap dolu bir evin dar koridoru ya da yüksek duvarlı bir okul bahçesi olsaydı. Çocukların her biri boynundan kollar çıkan minik insanlar çizseydi ve rengârenk bulutlarıyla boyasalardı betonu. Karının son bakışı öyle küskün olmasaydı keşke Beşir.

Siyah bir gülüş çizerken dudaklarının üstünden yanaklarına doğru, daha çok umutlanırsın. Kırmızı burnunu yüzünün tam ortasına yerleştirirken, gülersin kendine. Barakalar ve molozlar arasında çalışırken, bir inşaat işçisin yorgunluğunda döneceğini bilirsin eve. Akan burnunu ve gözünü siler yüzüne bembeyaz bir boya çekersin. Her sabah, yıkılmamış bir şehir düşlersin.

Yanına aldığın kocaman çantan içinde her acıya karşı onca maskaralık, her yaraya onca merhem. Çantanı tek tek kontrol edersin. Bir doktorunki kadar temiz ve düzenli olmalı bir palyaçonun çantası. Konservatuarda okurken de, sahnen ilk kez mühürlenirken de, onu uğurlarken de çantanda olan o düzen, aslında ya yüzyıllardan kalan repliklerdir, ya kahverengi sokakların, ya da rengarenk kurdeleler. Mesela tek bacağı protez bir kız çocuğu hep ebe olur, daimi ebelere verilen sahte kupa, solda durur. Mesela bir oğlan çocuğu babasının mezarını bile bilmez; kutudan fırlayan soytarı onun için. Balonlar hala nefesin yetiyorken üflediğin onca hayat.

Çantana sakladığın her mutlu çığlık, o koridordan geçmediğin için yanına kalan tek ödüldür Beşir.

Şimdi, otobüstesin. Gözlerin, burnu yamuk ayakkabılarına takılır; ilk aldığında parlak kırmızıyken şimdi kurumuş kan rengi. Yanında oturan elleri titreyen güzel kadın da onlara bakmaktadır. Utanırsın; bu suç değil, ama neden bakmaz ki yüzüne, bir şüphe düşer aklına, Allah göstermesin Beşir.

Parkın kenarındaki durakta inersin. Rengarenk balonları şişirmeye başlarsın, çocuklar tek tek yanına gelir. Kafanı göğe kaldırır gülümsersin, ne kadar güzeldir bu şehrin renkleri. Otobüsteki aynı kadınla göz göze gelirsin. Bakışları donuk, korkuyu, vicdanı belki de pişmanlığı dahi hissetmeden ölecek; birşeyler arıyor üstünde. Onun da bacakları titriyor, tıpkı senin ellerin gibi. Birden patlıyor elindeki balon. Tut şu kadını götür acısına Beşir. Vakit yok. Çocuklardan daha uzağa koş, senin ölümün daha çok küçük ceset demek.

Ölüm seni nerede bulur belli olmaz. Bedenin rengarenk ve paramparça, ortaya düşmüş bir kırmızı burun. Bu şehirde, bir bombanın nerede patlayacağı belli olmaz.

8 Yorum Bomba / Gizem Bilgin

  1. Savaş, ölüm, Kırım, parcalanan düşler. Beşir ve Beşir gibilerin kaçsa da kurtulamayacagi gercegi.
    ” Çantana sakladığı her mutlu çığlık, o koridordan geçmediğin için yanına kalan tek ölümdür Beşir.” Çok çarpıcı bir cümle.
    Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

  2. “Ölüm seni nerede bulur belli olmaz.Bedenin rengarenk ve paramparça, ortaya düşmüş bir kırmızı burun.Bu şehirde, bir bombanın nerede patlayacağı belli olmaz…”
    Kaleminize ve yüreğinize sağlık…

  3. “Senin ki daha cok küçük bir ceset. Onceleri parlak burunlu, simdi kan kirmizisi…”

    Canim hocam! Yureginize, fikrinize, kalemininize saglik.

    Beril.

  4. ölümün ne zaman nerede geleceği bilinmez, ya ölenin ardından diri diri mezara girenler…Yüreğine sağlık Gizem.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*