garip
garip
garip

Bircan Mirza: “Evrensel bir şiir yaklaşımı benimsedim. Lotus çiçekleri gibi hiç kirlenmeyecek duyguları saklayan.”

reklam
01 Kasım 2019 0
Söyleşi: Esra Koyuncu

-Son Gemi okurlarına kendinizden ve Zincirleme Mutluluklar adlı şiir kitabınızdan bahseder misiniz? Okuru neler bekliyor?

Ortaokulda sosyal bilgiler öğretmenimiz yılın ilk dersinde tanışma faslı yapmıştı ve ileride ne olacağımızı da soruyordu. Klasik cevaplar ardı ardınca geldi. 

Sıra bana geldiğinde şair ve yazar olmak istiyorum demiştim. Öğretmenimiz dikkatle bana baktı. 

Bravo evladım. Seni alkışlıyorum deyince bir an kızardım tabi. Bu kadar övülecek ne vardı diye düşündüm. 

Ama anlıyorum ki edebiyat olsun güzel sanatlar olsun her biri ekosistemde yer alan biyoçeşitlilik gibi, dünyayı yaşanır bir yer haline getiren vazgeçilmez unsurlar.

Ziraat mühendisiyim kendim. Ankara’da yaşıyor ve Tarım Bakanlığında çalışıyorum. Bir fırsatım daha olsa fizikçi olmak isterdim. Uzay fiziği ilgimi çeken bir konu. Yıldızlar, güneş, gezegenler hakkında düşünmek çok heyecan verici. Fırsat buldukça Einstein ve Stephen Hawking eserlerini de okumayı ihmal etmeyeceğim. Ünlü ressamların tablolarını izlemeyi seviyorum. Albrecht Durer olsun Da Vinci olsun ve daha niceleri. Tablolarındaki derinlik beni de içine çekiyor. Anlam ve derinlik sanatta vazgeçilmez unsurlar. Bu şiirler için de geçerli. Resim yapmayı seviyorum. Genelde manzara. Sanmayın sakın; ben elime fırça falan almış değilim. Bilgisayarda paint programında çiziyorum.

Ve, Che! Biliyorsunuz. Kitabımda en beğendiklerim arasında o şiir de yerini alıyor. Onun hayatını okuduğumda gözlerim yaşarmıştı. “Yeni İnsan” bilincini yaratma inancında olan bir kişi olduğunu, genç yaşta kurşunlanarak idam edildiğini okudum.

Etkili sözlerinden olan:

Savcı: El Salvador’da ne yapıyordun?  Che: Tenimi bronzlaştırıyordum. Savcı: Peki binayı neden havaya uçurdun? Che: Güneşimi kapatıyordu. 

“Ben Ernestoydum sadece Ernesto, siz de sadece bir şey olarak var olursunuz. Che olmayı kendim istedim, siz de inanırsanız olursunuz, inanırsanız.” 

“Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın.” (Ölmeden önce, katiline… )

“Hayatta öyle seçimler yap ki; kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin.”

Ve de şu tarihe geçmiş söz:

 “Gerçekçi ol, imkânsızı iste”

İlkokulda müzik dersinde bir parça vardı. Sözleri şöyleydi:

“Ekmek buldum katık yok

Katık buldum ekmek yok”. Flütle çalardık. Melodisi kulağımda hala. 

Burada mutluluğun eksik yaşandığını görebiliyorsunuz. Ne katık, ne de ekmek, ikisi bir arada değil malesef. Eksiklikler zincirin halkalarını bir bir koparıyor. “Zincirleme Mutluluklar” da böyle gelişti işte. Her halka oldukça değerli.

Yaklaşık son iki yılın çalışması olarak biriktirdiğim şiirlerimi “Zincirleme Mutluluklar” kitabımda topladım. Daha önceleri neden şiirle uğraşmadığımı soracak olursanız şiir kitabımdaki “Gün Gelir” adlı şiirimi okuyunca beni belki anlayacaksınız.

Bir dizesini okumadan edemeyeceğim.

“ bilir misin/   kokusu vardır renklerin envai/   kırlangıçlar uyanmadan/ mutlaka açarlar” 

Ben de bu biyoçeşitlilikte şiirlerimin zamanı gelince açtığını düşünüyorum.

İleride çıkaracağım şiir kitaplarımla okuyucuyu şaşırtmak isterim. Kendime has bir tarz ile, her seferinde değişik çiçekler açmak, zincirleme sürprizler sunmak güzel olur. Bakalım, zamanla göreceğiz. 

-Serbest şiirde ve günümüz şiir dünyasında özellikle de ülkemizde yoğun bir şairler geçidi var. Bu geçidin içerisinde sizin şiirleriniz daha farklı bir renk olarak karşımıza çıkıyor. Bunun sebebi nedir?

Yapay zekânın baş gösterdiği bu çağda bile, dünya homojen değil. Farklı coğrafyalarda hala ilk çağın, orta çağın yoksulluğundan tutun, teknoloji ve zenginliğin içinde yüzenlere kadar, her türden insan mevcut. Zıtları yaşamaya devam ediyoruz. Şiirlerimde evrensellik arayışında olduğumu da ifade etmem gerekiyor. Her dilden, her ırktan, her dinden insanların beni izlediklerini düşünüyor, hissettikleri duygulara tercüman olmamı istiyorlarmış gibi yazmaya başlıyorum çoğu zaman.

Zamanla şiir meraklısı olan insanların tekdüzelikten bıkıp başka arayışlara girdiğini görebileceğiz. Bu bağlamda şairlerin de çağa ayak uydurması ve yaratıcılıklarını ona göre şekillendirmesi kaçınılmaz olacaktır düşüncesindeyim.

Şiir kitabımın şiirlerini okumaya başladıktan sonra günümüz şiirlerinden biraz kaydığımı, daha mistik ve hikâyeci bir yaklaşımın içine girdiğimi anlayacaksınız. O an şiirleri anlamak için kafa yorabilirsiniz. Bu durum sizi biraz benim hayallerimin içinde gezindirip, sonra geri bırakacak. Yansıttığım duygular daha çok genel konuları işliyor olsa da, olayı anlatırken büründüğüm ruh hali tiyatro sahnesindeki bir oyuncunun yapması gerekenden pek de farklı değil.

Geçmişe baktığımızda ünlü şairlerin birbirinden farklı renklere sahip olduğunu görebiliyoruz. Günümüz şiirlerinde de bunu görmeyi isterdik. Şiirlerde işlenen temalar genelde aynı gibi görünüyor. Söylenecek güzel sözler, ifadeler defalarca kullanılıp irdelendi. Yazacak ne varsa gene yazmaya devam edeceğiz. Bunu yaparken kendi tabirimce, kelimelerin, cümlelerin mühendisi olmalıyız çünkü, nüfus artıkça eserler de çoğalıyor, dolayısıyla okuyucu seçici olmak zorunda. Bu yüzden sanırım, şiirlerde ilgi çekici mimariler tasarlamak gerekecek. 

-koordinatları belirsiz bir yerde/ iyiden daha iyiyim şeytana inat/ kucağıma atlayan köpekler gibi/ saklayamam zincirleme mutlulukları/ heba edemem mavice mürekkebini meleklerin/ …

Zincirleme Mutluluklar adlı şiirinizde geçen bu dizeler ve devamından çıkardığım; aslında olduğunuz yeri biliyorsunuz fakat bunu açıkça belirtmek istemiyorsunuz gibi. Koordinatları belirsiz kılan ve sizi zincirleme mutluluğa hasret bırakan nedir?

Bu hasret, dünya var olduğundan bu yana insanlığın yaşadığı ve hala yaşamakta olduğu bir olgu. Kim istemez ki tüm insanlar mutlu mesut yaşasın. Mutluluk halkaları kopmasın. Hayalimdeki zincirin her halkasının, sizi karşılık beklemeden yüzde yüz seven masum bir köpeğin duyguları kadar güçlü olması arzusunu taşıyor desem, çok mu hayalperest bir yaklaşım olurdu. Bu durum, Einsten’in zamanda yolculuğun teorikte mümkün ama gerçekte olması ihtimalinin çok düşük olduğunu savunduğu kuramlarından birine benziyor değil mi? Aslında insanlar bir cennetin mükemmeliyeti arayışında. Rabbimiz bizleri kendi ruhundan üfleyerek yarattığına göre, bu tür hayallerimizin olması da muhtemel elbette. İşte oralar henüz ulaşılmamış koordinatları belirsiz bir yer. Hatalarımızı yazan kalemiyle, bir meleğin bandığı mürekkebe sizce de yazık değil mi? 

-Zincirleme Mutluluklar’da hep mutluluğun daha fazlasını istiyorsunuz. Aç Gözlüymüşüm şiirinizde de bunun bağlantısını görüyorum. Neden hayattan hep daha fazlasını istiyorsunuz?

Bunu ben istemiyorum. Olması gerekenlerin niçin olmadığı sorgusuyla bir hatırlatma yapıyorum diyebilirim. “Aç Gözlüymüşüm” şiirimden birkaç dize ile konuşalım isterseniz.

Aç gözlüymüşüm / Öyle diyorlar/ Değirmende öğütülmüş düşüncelerden istiyorum birinci kalite/ Rafları süsleyen bir roman bir hikâye/ Hakikati süzen elekten istiyorum/Sağlam olsun binası vicdanların

Sanırım beni şimdi daha iyi anladınız. Açgözlüyüm ben.

-nabzımda başka bir nabız/ beynimde kılıç kalkan oyunları/ hafızası kaybolmuş bir askerin/ can çekişen yaşanmışlığını unutturan/keşmekeş yağmurlarına tutuldum/…

…/ köklerine kadar çektiğim derin soluğun/ içinde sakladığım bir cenin/ doğar doğmaz gözleri/ mavileri aradı/…

Askerler savaş sonrası yaşadıklarını unutmak ister.  Siz de “Susturun Sirenleri” adlı şiirinizin bu satırlarındaki gibi yaşadıklarınızı unutup içinizdeki yenilenmiş kendi beninizi yeniden ortaya çıkarıp maviliklere ve yeşilliklere mi uzanmak istiyorsunuz?

Dizelerimde anlatmak istediklerimi böylesine net bir şekilde ortaya koymuş olmanız beni çok sevindirdi. Vermiş olduğum mesajların böylece yerini bulduğunu düşünüyorum

-Köpek ve Ankara kelimeleri şiirlerinizde sık geçiyor. Özellikle köpek bir sembol mü yoksa ilk anlamını mı yansıtıyor?

Üniversite hayatım ve atandığım yerlerdeki çalışma sürelerim dışında Ankara’da yaşadım hep. Doğduğum büyüğüm yer. Memleketim burası kısaca. Her insan yaşadığı topraklardan mutlaka etkileniyor. 

Ankara bazen, soluduğum caddeleriyle, sokaklarıyla, yazıyla, kışıyla, yağmuruyla, çamuruyla bambaşka çehresi olur duygularımın, bazen de bağrına basan yüce bir dağ gibi görünür. Kucaklaşırız ara sıra. Böyle bir yer işte. Beynimdeki şiirsel mekânların çoğu Ankara’dadır diyebilirim.

Köpeğim hiç olmadı. Köpeği olanların, onlarla olan bağını anlayabiliyorum. Sokak köpeklerinin başını okşasanız size hemen minnettarlıklarını sunarlar. Böylesi duygulara sahip bir canlının tehlikeli olabileceği dışında, ne kadar mucizevi duygular taşıdığını bilirsiniz. Hal böyle olunca köpeklerin şiirlerimde olmaması imkânsızdı.

-Şiirlerinizin genelinde haksızlığa uğramış ve bununla birlikte gelen bir dargınlık görüyoruz. Sanki bu adaletsizliğin karşılığı olarak herkeste olan bir mutluluk değil de kimsede olmayan hak edilmiş bir mutluluk istiyorsunuz sanki. Eğer öyle ise bu özel isteğiniz neden kaynaklanıyor?

Evet. Haksızlıklar yeryüzünde diz boyu malesef. Kusursuz bir adalet bekleyemediğimiz dünya hayatının elimizden geldiğince çekilebilir bir yer haline gelmesi için uğraşıyoruz her birimiz. Her soluklanmada koştuğumuz mesafenin ardında bıraktığımız ayak izlerimize bakıyoruz. “Neden Allah’ım, neden!” demeden koşmayı kim istemez ki?

Allah’ın hak ettiğim ölçüde vereceği bir mutluluktan başkası değil sanırım bendeki bu farkındalık. Tanrıdan istediğiniz kadarında özgürsünüz. Sonuçta O’nda hiçbir şey tükenmiyor.

-Şiirleriniz birçok dergide yer almış ve almaya da devam ediyor. Bir şair ve okur olarak dergilerde yayımlanan şiirleri ve şairlerin duruşlarını nasıl buluyorsunuz?

Dergilerde yayımlanan her şiiri pasta gibi düşünürsek, okuyunca hoş bir tat bırakıyor elbette, ancak tüm pastalar aynı tadı vermesin yeter.

Şiirlerde bazı kelime, imge ve benzetmelere fazlaca rastlıyorum. Birçok şairin bu kelime ve benzetmeleri aynı zaman sürecinde birlikte kullanmaları çok enteresan. Şiir yazmakla uğraşmasaydım bu konunun bilimsel bir çalışmasını yapar günümüz şiirlerinin ortak yön ve temellerini araştırırdım. Belki bir gün bunu yapacak bir araştırmacı çıkar. Çıksa iyi olur. Yoksa bir meslek sırrı gibi zannedilen bu akım bizi kısırdöngülerde gezindirip dar kalıplara sokabilir. Bu durumu pek iç açıcı göremiyorum.

-Son Gemi okurları adına bize şiir dünyanızı açtığınız için teşekkür ederiz.

Sayın Esra Koyuncu asıl ben teşekkür ederim size ve emeği geçen tüm arkadaşlara. Mutluluklar bulaşıcı olsun.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.