Bir Yazın Emekçisi İbrahim Oluklu/ Eyyüp Yıldırmış

İbrahim Oluklu söz konusuysa, söze nereden başlamak gerekir? sorusu bu yazıyı yazmayı düşündüğüm andan itibaren kafamı meşgul edip durdu. Uzun zaman elimi süremedim, başlığı atıp bekledim. Araya başka yazılar girdi. Nihayet şehir soğuk bir güne başlarken tüm cesaretimi toplayıp başlığını attığım ama sonu gelmeyen yazımı yazmaya karar başladım. Kuru soğuk dedikleri cinsten bir ayaz vardı kentte. O gün de tıpkı böyleydi hava. Önce telefonda konuşup kararlaştırmıştık, arkadaşı olan kitapçıda buluşup tanışacaktık. Yeni çıkardığı dergiyi edinip onun üzerine konuşmaktı niyetim. Etraf kitaptan geçilmiyordu. Aradığını ancak kendi bulabileceği karmaşıklıkta minik bir eski zaman kitapçısı, hoş sohbet bir esnaf, 1980’li yılların darbesini yemiş eski eğitimciden başka bir tavır beklemek zaten ne mümkün.

Oluklu’yla burada buluşacağımı söyleyip istediğim dergiyi karıştırırken çıkageldi. Ayaküstü hoşbeşten sonra yakın bir pasajın kuytu bir köşesindeki çay ocağına sığındık soğuktan. Şair Ahmet Uysal’ın bir şiirinde anlattığı bir pasaj burası sanki; “yüzleri yüzümde derin pasaj /yüzleri yüzümde katlı çok” Ben boyda, gözlüklü ve bıyıklı hoşsohbet bir adam.

“…Doya doya bakarken/ Koparıldığımız yerleri de/ Sevdiğimiz insan yüzlerinin” mısraları dönüp duruyor aklımın bir köşesinde. Koparıldığı yer, doğduğu Adana mı, yoksa görev dolayısıyla yaşadığı Balıkesir miydi, sorusunun cevabı elbette ikincisiydi. Çünkü, 1974 yılında Adana’dan o zamanki Necati Bey Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü kazanmasıyla Balıkesir serüvenine başlamadan evvel şiir yazdığı bilgisine sahip değiliz İbrahim Oluklu’ nun. Öğretmen olup köyüne dönecektir, niyeti öyledir ama öyle olmaz. İsteyerek ya da istemeyerek görev icabı ayrıldığı Balıkesir’ den ayrılırken yazar şiirlerinin bazılarını.

Adana doğumludur ama Ahmet Uysal’ın dediği gibi; “Oluklu’ ya sokağını söyle / Kokusunu bilsin.” derecesinde Balıkesirlidir o. Kendisi bunu şöyle anlatır. “Balıkesir’e bağlanıyorum. Sevgililerim oluyor orada. Eşimle tanışıyorum bu süreçte. Gene Ecevit döneminde tayinim çıkıyor Kars’a. Babam bunu da hayra yoruyor. Eş durumundan Balıkesir’e geliyorum. Evleniyoruz. Önce Edremit Ticaret Lisesi, sonra Pamukçu Hakkı Kabakçı Ortaokulu, ardından Balıkesir Cumhuriyet Lisesi. Başka görevler…”

Epey kabarık bürokrasi ve akademik geçmişli ama bir o kadar da alçak gönüllü, mert sözlü bir eski tüfekle karşı karşıyaydım. Tedirgindim; böyle bir yazın ustası karşısında konuşmaktansa edebince oturup dinlemek doğru, deyip dinledim, dinledim.

Şair ve dergici olduğunu biliyordum, aynı zamanda eleştirmen ve dost; ama gerçek ve kalıcı dostlara sahip bir insan koleksiyoneri olduğunun farkına konuştukça varıyorum. O konuştu, ben dinledim. Sanki uzun süren bir susma sürecinden çıkmış, içtiği ilk yudum çayla orucunu bozmuş gibiydi.

Şiirden, eleştiriden dergilerden ve dostluklardan söz etti en çok. O anlatıyor, ben okuduklarımla karşılaştırıyorum zihnimden anlattıklarını.

Ne zamandır bu türlü bir sohbet ortamında olmamıştım. Memnuniyetimin göstergesi olarak bir sigara yaktım, o da yaktı mı şimdi ayrımsayamıyorum ama dediğim gibi ben yaktım, hemde kapalı bir alanda olmamıza, bunun yasak olmasına rağmen keyifle tüttürdüm o sigarayı.

Son söz yine ona ait olsun istiyorum:

“Diyeceğim; bunlardan biri gitse diğeri kalıyor. Eşimden ayrıldım, çocuklarım kalıyor. Çocuklarımdan uzaklaştım, dostlarım kalıyor. Dostlarımdan uzaklaştım, yazdıklarım kalıyor. Yazdıklarımdan uzaklaştım, sokaklar kalıyor. O şehir bir bakkal, bir anahtarcı, bir elektrikçi, bir terzi, bir berber dükkânı aynı zamanda. Dönülecek ne çok dükkân var onda daha!..”

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.