ümraniye escortkadıköy escortataşehir escortizmir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Bir Tokadın Anatomisi / Nalan İncekara

01 Temmuz 2019 4

Geçmiş bazen geçmiyor. Sımsıkı sardığı  kapanından salıvermiyor. Misal, odanın köşesinde terk edilmiş duran sandalye, bugün susmak bilmiyor. 

Soba isinin dalga dalga gezindiği pis duvarlı bu ev, her gün başka rezilliğe sahne oluyor. Sanki bu duvarların değişmez alın yazıları var. 

Dört bir yanı, kaderi kötü yazılmış duvarlarla çevrili evdeki son saatlerim. İçimde gezinen, nefesimi titreten bir uyuşukluk hali var üzerimde. 

Ben bu evde doğdum, tahminim şu köşedeki divanda. Benim bağıra çağıra doğduğum bu odada, ağlayıp inleyerek son nefesini bırakan annemin izi var.  En çok da cezasını çeke çeke bitirememiş yorgun duran köşedeki şu sandalyenin üzerinde.

Sandalye, annemin yadigarı,  burada otururken çekilmiş, iki elimin arasında tutup, parmaklarımla sarıldığım bir fotoğrafı var. Birisinin eskisi olsa gerek, evde bir benzeri daha yok. Cilası soyulunca çıplak kalmış, minderinin kadifesinde toz zerresi gibi  yeşil esintiler var. 

Analığım, evin döküntülüğüne bakmadan, her kış vakti sandalyeme göz diker,  yakacakmış sobada. Ben anamın yadigarını kolladıkça inadına kıymetlenir, mücevher olur, ışıldar gözünde. Sandalyenin  eskiliğine söylenir, çirkinliğinden dem vurur. Üstünün başının döküntüsüne bakmadan, tarak görmemiş saçaklarını aynada görmezmiş gibi, gider gelir o sandalyeye takar kafasını. Benim ömrümde sahiplendiğim tek şeydir o sandalye. Dertlendiğimde,  yani pek çok vakitte, duvarı birleştiren köşede duran bu sandalyeye tünerim. 

Annemin resminin,  kırıldığı yerlerinden beyaz çizgileri var, yazık ki  bir çizgi yüzüne denk düşmüş. Üzerinde rengini merak ettiğim bir elbisesi var, çiçekli, dizlerinin altına kadar uzanmış. Çiçekleri gelinciğe benzettiğimden, kırmızıya dans eder hayalim. 

Annem sandalyede, sağ ayağını sol ayağına dolamış oturuyor. Ellerini birbirine düğüm edip kucağına bırakmış. İncecik dudakları sımsıkı kapalı, gözleri fotoğrafın dışına taşmış. Fotoğrafı teyzem çekmiş. Hiç unutmam;  “Sana bakıyordu, seni gözlüyordu,” deyince mutluluktan ne çok ağlamıştım. Hala da ağlarım. Öyle ya, bu fotoğraf annemin gözünün bana değdiğinin nişanesidir. İkimizin fotoğrafı yok diye içim yanar. Meğer bizi birlikte çekecekken film bitmiş. Tıpkı annemin gidişi gibi, zamansız.  Ciğerleri, bu rutubetli duvarlara dayanamamış kadıncağızın, ben üçümdeymişim daha, dördüme yetişememiş nefesi. Annemi pek hatırlamam, kendine zorla ana dedirten bir üveyliğim var. Hem bana takıntılı hem de köşedeki sandalyeye. 

Babam… Onun üveylik gibi bir bahanesi de yok. Geldi işte! Evin kapısına,  düşmanın kapısına dayanır gibi dayandı. Önce kumarda parasını kaybetmiş, sonra kendini kaybedene kadar içmiş belli.  Evin yolunu bulmuş. Hep bulur. Canımı yakmanın da yolunu da pek kolay bulur.

Teyzem,  annemin üç yaş küçüğü. Varlığına şükrederim. Ablasını, bir bir anlatır, güle güle anlatır, ağlaya ağlaya anlatır.  O anlatır, ben gündüz düşlerine dalarım. Çocukluklarının geçtiği köylerinde, çıplak ayak dolanırım, soğuk derelerinde serinlerim, kuzularının meleye meleye kulaklarımı yaladığı pek çoktur. Papatyalardan kafama taç yaparım, zıplamaktan ayağımda dermanım, gülmekten nefesim kesilir.  

Hatıraların yolu,  çocukluktan gençlik vaktine vardığında, kahkahalarımız donarak ölür yüzümüzde. Meğer annem, babamın yürek yakan bakışına sevdalanmış. Gençlik işte,  ne bilsin sevdası yüreğini dağlayacak, dağ gibi sevdalandığı adam, yanardağ gibi yakmadık yerini bırakmayacak. 

Teyzem, annem ile babamın köy meydanındaki düğünlerini anlatır. Annemin incecik bedenini, yüzünü örten duvaktan bile görünen al yanaklarını. Heyecandan gelinliğinin eteğinin tir tir titreyişini.  Sonunu bilmesek bizim de titreyecek eteklerimiz. Biz de kalkıp annemin hatırına bir çiftetelli oynayacağız köyün meydanında. 

Davullar zurnalar yeri göğü inletirken, eski köye yeni adet getirilirken, gelin ve damada tatlıyı birbirlerine yedirme görevi verilmiş. Sevinçli bir şaka yapmak düşmüş annemin aklına, sanmış ki hep beraber gülerler, yıllar geçer,  tekrar tekrar gülerler. Tatlıyı sevdiğine verecek gibi yapıp minik bir hareketle geri çekmiş. İçinden gülmeye bile başlamışken, öncesi, şimdisi ve sonrası bütün gülüşleri kocaman bir tokat darbesiyle yerle bir olmuş. Annem, “Sanki bir yıldırım düştü sandım.”  diye anlatırmış. Her yer önce apaydınlık olmuş, sonrası zifiri.

Annemin kaderine, sonra benimkine, bu duvarların alın yazısı bulaşmış. Yaşım yirmi,  dedim ya bugün bu evdeki son günüm, bu sandalye ve ben gidiyoruz. Elimdeki bu ip… İp de bizimle birlikte geliyor.



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Uğur sağıroğlu

Eski zamanlarda radyoda yayınlanan arkasındayım kıvamında olmuş. Okurken Zihni’mde tüm objeler şekillendi. Elinize sağlık güzel bir yazı olmuş.

    Avatar
    Nalan İncekara

    Çok teşekkürler, beğendiğine sevindim.

Avatar
Sema Şener

Eline yüreğine sağlık çok beğendim, betimlemelerin anlatın üslubun güzel… Yazmaya devam canım sen yaz biz okuyalım…. Sevgimle…

    Avatar
    Nalan İncekara

    Teşekkürler, yazmaya devam inşallah 🙂

YAZARLAR