Bir Cinayet Öyküsü / Neslihan Tamyaman

“Son bir defa deneyeceğim”

dedi kadın kendi kendine…

Telefonunu aldı eline, messanger’ını açıp yazdı

  • Müsait misin? Arayabilir miyim?

biraz bekledi..

  • Başım kalabalık, uygun olunca arayım seni
  • Tamam

Telefonun ekranı kararana değin baktı kadın, boş boş…

İçinden bir parça koptu. Midesi kasıldı, elleri istemsiz karnına gitti… Sıkıca bastırdı, kusma isteği geldi birden, yutkundu…

Spor salonunun cafesindeydi, kalktı, soğuk bir su istedi.. Soğuk su iyi gelecekti. Şişeyi açıp kafasına dikti. Kalktığı masaya geri oturdu.. başını ellerinin arasına alıp öylece kaldı. Ne kadar süre bilmeden. Telefonun çalmasını beklemiyordu, aramayacağını anlamıştı.

İçi acıdı… İçinde bir yer çok acıdı. Öyle ki nefesi kesildi kadının bir an için. “Uzun sürse nefessizlik ve masaya yığılıp kalsam keşke” diye düşünebileceği kadar.

Uzun sürmedi.. nefeslendi..

Günlerden pazardı. Telefonunu aldı eline tekrar. Ajanda bölümünü açtı; kayıtlı duruyordu işte randevusu…

Pazartesi 11:30

Yine ekran kararana kadar boş boş bakış…

Kalktı, koşu bandına gitti. Hızlı tempoya ayarladı, başlattı programı… Kan ter içinde koşarken midesi kasıldı. Programı tamamlayamadan banttan inip kendini tuvalete dar attı.

Kustu

Sudan başla bir şey yoktu çıkartabileceği

Yememişti

Başı döndü..

Soyunma odasına gitti, duşa girdi

Başından aşağı dökülen ılık su okşadı bedenini, içi ürperdi. Adamın parmak uçları geçti aklından… Gözleri doldu…

Hızlıca saçlarını şampuanlayıp çıktı.

Telefonunda cevapsız arama vardı, adam değildi…

Geri aramadı onu arayanı, önemliyse tekrar arardı…

Giyinip çıktı salondan, bir şeyler yemeliydi; gözleri kararıyordu.

Oturdu ilk denk gelen yere; bir çorba istedi. Üç-dört kaşık aldı, içi istemedi; bıraktı…Hesabını ödeyip kalktı.

Eve gitti…

Uyku bastırdı, sevindi…

Günlerdir uykusuzdu. Doluya koyup aldıramadığı, boşa koyup dolduramadığı uykusuz geceler..

Defalarca görüşmek istemişti adamla…

Rica etmişti

“Bir kahve içimi kadar” demişti…

“Yok” demişti adam

“Yok, uygun değilim, sıkıştırma, istemiyorum, iyi değilim…”

“Gidiyor musun?” demişti

“Gitmiyorum ama zaman ver bana”

“ne kadar zaman?” diyememişti … Zamanı yoktu ki…

Çok değil bir hafta önceki heyecanı geldi aklına. Messanger’dan bir selam vermiş, heyecanını paylaşmak istemişti adamla, yanıt alamamıştı.

Paylaşamamıştı içini içine sığdıramayan heyecanını.. Sonra gerilip kavga çıkartmıştı –istemeden-

Konuşmadan.. Yazışarak…

İçini çekti, uykusu bastırmışken bunları düşünüp yine sabahlamak istemiyordu. Ertesi gün zor bir gün olacaktı ve dinlenmesinde fayda vardı.

Üzerini çıkartıp pijama falan giymeden sığındı yorganın altına… Kıvrıldı cenin pozisyonunda, içi acıyordu.

Ellerini bastırdı sımsıkı karnına, öylece daldı uykuya.

Erken uyandı sabah, kâbusla fırladı yataktan. Anlamadı önce kâbus olduğunu, kendine gelince oturdu yatağa dizlerini karnına çekip, hıçkıra hıçkıra ağladı… İyi gelmişti ağlamak, kaç gündür istiyordu içindeki zehir aksın gözyaşlarıyla. “Randevu öncesi bu patlama iyi oldu” diye düşündü. “Yoksa orada patlardım kesin”.

Günlerdir açtı, bir tost yaptı kendine, üşendi çay demlemeye. Filtre kahve koydu makineye.. Tostu yiyip kahveyi içtikten sonra içi bulandı. Gidip hepsini klozete boşalttı.

Kaşlarını çattı, öfkeyle giyindi. Öfkesinin nedeni tam olarak ne ya da kimdi? Bilemedi

En son “kendim” dedi, “elbette kendim, kim ya da ne olacak ki başka?”

Bir şiir kitabı aldı eline, en sevdiği şairinkini. Ne okuduğunu anlamadan okudu; boş boş sayfalarını çevirdi..

Vakit geldi, kalktı, randevusuna gitti…

  • Emin misin?

Dedi doktor

  • Eminim

Dedi…

  • Tamam o zaman, uzun sürmeyecek ve canın yanmayacak…

“canım yansın, çok yansın” demek istedi

Sustu…

Hayatı allak bullak olacaktı, ne ailesi ne dostu kalacaktı, herkes sırt çevirecekti biliyordu.. Ama hepsini göze almıştı

İstiyordu

Çok istiyordu

Gerekirse basar başka ülkelere giderlerdi.. yeni aile kurar, yeni dostlar edinirlerdi..

Emindi.. başarırlardı..

Adam onu bir kerecik dinlemiş olsaydı…

Dinlememişti..

İçinde büyüttüğü ortak parçalarını kanata kanata kazıttı, adamın ruhu bile duymadı…

Narkozdan uyanınca uzanmış toparlanmayı beklerken bembeyaz ruhsuz bir odada buz gibi bir yatakta, telefonunu aldı eline; adama dair ne varsa sildi…

Orada o muayenehanede dimdik durdu…

Ama ardından günlerce ağladı, içi sökülene kadar, gece gündüz, dur duraksız ağladı..

“Özledim” demesi bile yasakken; adama “ben bebeğimizi öldürdüm” diyemedi….

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.