Beş Kuruş / Turan Dağlı

Metronun girişinde, popişim buz gibi basamakta, melul melul oturuyordum. Ne kadar zamandır oradayım, kafam nerede, ben kimim, ne istiyorum… Vallahi bilmiyorum. Öylesine oturuyordum işte. Ara sıra başımı kaldırıp etrafa bakınıyorum. Önüm sıra bir kalabalık akıyor. İnsanlar geliyorlar ve gidiyorlar. Geliyorlar ve gidiyorlar. Güvenlikçi de beni kesiyormuş. Kessin pezevenk.

Parmaklarımın arasında tütünüm, derin derin çekiyorum zıvanadan. Zıvana dediğime bakmayın, benimkisi fukara tesellisi. Oh, oh! Ne güzel. Azıcık içim ısınsın bari. Sonra bir gündüz düşü görüyorum, bir gündüz düşü daha, bir gündüz…  Fakat yok işte, yok. Ne yapsam olmuyor. Gündüz düşüne kunduz dişi. Ah zavallı ben!

Birazdan manyağın teki neredeyse ayağıma basacak. Öylesine sarsak. Şıngırt! Diye bir şey düşürdü. Tam dibime. Şaka, şaka. Beş kuruştan çıkmaz o ses. Para önümde, adam kayıplarda. Yüzünü gördüm ama.  Peşinden gideyim, belki bulurum diyorum, fakat siktir ulan kontak! diyor içimdeki öteki. Değer mi beş kuruşa? Belki değer. Bakarsın değer. Hem o para neden benim önüme düştü? Var bu işte bir iş. Garanti var. Bu durum üzerine biraz kafa yordum. Hani insan mistisizme eğilimlidir ya biraz, ondan işte. Üzerimdeki kıyafetlere baktım, güzel değildi. Kafamın içi de bulanık zaten, canım sıkkın, kalbim kırık. Yoksa bir mesaj mı bu? İlahi bir şey. Ne bileyim, olur, olur. “Sen işe yaramaz dilencinin tekisin. ” Mesaj dediğin böyle olur zaten. Tam da ihtiyacım olan şey. Bir zamanlar eski dost bir hıyar: ” Beş kuruş etmezsin. ” demişti. Karısıyla bir üstelik. Belki de haklıydı. Sonuçta bana yarenlik etmişliği vardı.

Birazdan yerin altına indim. Bacaklarımda bir uyuşukluk, kıçımda karıncalanma. Nereye mi gidiyorum? Bakın işte onu bilmiyorum. Bindim gitti. Baktım yanımda oturan kişi, o aynı kişi. Parayı düşüren manyak.  Bu tesadüfe şaşırmadım desem yalan olur. Ceplerini karıştırıyor, telaşla bir şeyler arıyordu.

 ” Hayırdır hemşerim, ne arıyorsun?” dedim.

” Sorma birader, aklımı kaybettim, onu arıyorum. Şimdi evimin yolunu nasıl bulacağım ben? “

” Nasıl bir şeydi? Belki görmüşümdür. ” dedim. Hınzır hınzır güldüm.

“ Beş kuruş bir şeydi. ” dedi. Sanki çok önemli bir şeymiş de, önemsizmiş gibi. Ya da işte nasıl anlatayım sana? Hem anlatsam da anlamazsın ki gibi bir vurgu, ses tonu, ifade biçimi… Sonra inip kalkan omuzlar, acıklı bir hava, keskin mimikler… Of anam of!

” Nasıl yani? ” diye sordum.

” Valla beş kuruştu beş kuruş olmasına da, anlayacağın o senin bildiklerinden değildi. “

Meraklandım ve tabi biraz da kendimden utandım. Az önce dalga geçtiğim adam, şimdi bana bir hayat dersi verecekti. Bunu hissedebiliyordum. Ahmak kafama da çok yandım tabi. O parayı almalıydım, hemen gidip bulmalıydım şimdi. Karlı bir anlaşma için müthiş bir fırsattı bu. Garanti arkasında bir kasa şifresi falan kazılıydı. Kimse eğilip beş kuruşa tenezzül etmezdi.  Biliyordum ben, para hala oradaydı. Fakat önce hikâye. Hikâyeyi dinlemeliydim. Biraz üstüne gidince her şeyi anlattı.

” O para benim son sermayemdi.”  Diye başladı.

“ Allah Allah, bu nasıl bir manyak? ” Beklediğim giriş cümlesi bu değildi. Sonra ona tuhaf tuhaf baktığımı fark edince, duraksamadan devam etti.

” Bir bakkal dükkânım vardı. İşler iyi gidiyordu. Çeşidim boldu. Küçücük dükkânda iki adam daha çalıştıracak kadar para kazanıyordum. Bir süre gönlümce harcadım ama yine de doymak bilmiyordum. Kazandıkça daha çok şımarmaya ve harama el uzatmaya başladım. İşi gücü bırakmış, karı-kız peşinde koşmaya başlamıştım. Kısa zaman sonra her şey tersine döndü tabi. Bir anda, elimde ne var ne yok yitirdim ve iflasımı vermek zorunda kaldım. O beş kuruşu da, haftalar sonra uğradığım benim boş dükkândaki bir delikte buldum. Parayı o deliğe ne zaman koyduğumu ise hemen hatırladım. O para ilk alış verişimden kazandığım paraydı. O para helal kardeş. Hem de nasıl helal. Canım oğlum uğur getirsin diye ilk müşterim olmuştu. Bir sakız almıştı. Ben de o parayı bir deliğe saklamıştım. Çok şükür uğur da getirdi ama işte ahmak kafam, ah kafam. ” Kafasını iki kez önündeki koltuğun arkalığına vurdu. Çaktırmadan kontrol ettim, kafa sağlamdı.

 ” İyi ama demek ki uğur getirmemiş ” dedim.  ” Hem üzme kendini bu kadar”  İtiraz etti. Uğursuz olanın kendi olduğunu, iflasının nedeninin kendi ahlaksızlıkları olduğunda ısrar etti. O helal parayla yavaş yavaş sermayesini büyütüp, bu kez helalinden ailesine bakacağını anlattı. Kafam yine karışmıştı. Yahu beş kuruşla bu nasıl olabilirdi ki? Bu adamla zaman kaybediyorum, belki deli falandır diye düşündüm. Fakat merakıma da engel olamıyordum. Baktım olacak gibi değil, biraz riske girmeye değer diye düşündüm. Zaten canım da sıkkın, eğlence olur diye paranın nerede olduğunu bildiğimi, ortaklığı kabul ettiği takdirde beraber gidip parayı alabileceğimizi söyledim. Kabul etti ve biz ilk istasyonda inip geri döndük. Tahmin ettiğim gibi para hala oradaydı. Çaktırmadan alıp cebime koydum. Gizlice arkasına baktım. Sıradan bir beş kuruştu işte, başka da numarası yoktu. Parayı adama uzatıp, ortaklık falan istemediğimi söyledim.

“Allah yolunu açık etsin.” dedikten sonra da yoluma gittim. Yaptığım iyilik için kendimle gurur duydum. Adama da acıdım tabi. Fakat kafam hala rahat değildi. Şüpheye düştüm. En azından meramımı gidermeliydim. Geri döndüm ve koşup yakaladım onu.

 “Ya birader, yanlış anlama, kusura da bakma ama kafama takıldığı için soruyorum. Beş kuruştan nasıl bir sermaye yapacaksın, vallahi merak ettim. ” dedim. Neredeyse kahkahayı basacaktım. En çok da bunun için geri dönmüş olduğuma. Adam yüzüme bakıp, acır gibi, tiksinir gibi, dalga geçer gibi, ne bileyim, değişik bir gülümsemeydi işte.

” Bu mümkün mü sence? “ Karşı atağa geçmişti.

” Değil ama ne bileyim, sen söyledin ya. ” Adam bunun üzerine parayı göz hizama kadar kaldırıp arkasını çevirdi. Eyvah dedim, beni kandırmış, gerçekten de üstünde bir şifre falan olmalı.

” İyi bak ” dedi. İyi baktım. Kaldırıp güneşe tuttum. Resimli kısmında İncecik bir tarih yazılıydı. O günün tarihiydi bu. Saati bile yazılıydı. Saatime baktım, sürenin dolmasına daha bir dakika vardı. Neyin süresi? Beynim sulandı, içim çekildi. Adam parayı avuçlarıma sıkıştırdı ve kara dişlerini gösterip pis pis gülerek arkamı işaret etti.

Baktım, eski tip bir Man mı, Ford mu, açıkçası anlamadım; acı acı üstüme yürüyor. Kaçmaya fırsat bulamadım. Basiretim bağlanmıştı zaten. Bir tuhaf oldum ki sormayın.

2 Yorum Beş Kuruş / Turan Dağlı

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*