Berna Durmaz: “Bugünden yarına kalacak olan eserlere, bir kumaşın dokunması gibi, her gün yeni bir ilmek atıldığını görmek, buna tanık olmak heyecan verici.”

Berna Durmaz: “Bugünden yarına kalacak olan eserlere, bir kumaşın dokunması gibi, her gün yeni bir ilmek atıldığını görmek, buna tanık olmak heyecan verici.”

Söyleşi: Gülbahar Gümüş

Edebiyatist Dergisi 23. Sayımızda bu ay Öykü yazarı ve Eğitimci Berna  Durmaz’ı konuk ettik.
Berna Durmaz , 1995 yılından bu yana Kopuş, Adam Öykü, Notos ve Sözcükler dergilerinde yer aldı. İlk öykü kitabı Tepedeki Kadın 2011 yılında yayımlandı. Onu, Bir Hal Var Sende (2012) ve Bir Fasit Daire (2013) izledi. 2016 yılında yine Can Yayınları’nca Karayel Üşümesi adlı öykü kitabı yayımlandı.
Bir Fasit Daire kitabıyla, 2014 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Durmaz’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


Güzel öykülerle, okuyucunun hayal gücünün sınırlarını zorlayan anlatımlarla anılıyorsunuz . İlk olarak çocukluğunuzdan bu yana sizi yazmaya özellikle ‘’öyküleri’’ kağıda dökmeye teşvik eden unsurlardan bahseder misiniz? Yazmak eylemi sizin için nedir ?

 

İnsanlığı yazmaya teşvik eden şey ne olmuştur? Bunu merak ederim hep. Sözlü anlatımın yetmediği, sözün bir an gelip boğazda düğümlendiği bir anda mı başladı yazılı anlatım? Yazıyla anlatmanın başka bir âlemin kapılarını açtığını fark ettiklerinde mi? Ellerindeki yazı gereçleri mi oldu o kapıların anahtarı? Her yazdığımda o büyülü anahtarın elimdeki kalemim olduğunu düşünürüm çünkü. Konuşurken aklıma gelmeyecek sözcükler kalemimin ucundan, beni soluk soluğa peşinden koşturarak, çokça şaşırtarak kâğıda döküldüğüne göre keramet kalemde diyorum hep, başka da bir şey değil. Kalemimle bu hasbıhâl edişlerim ortaokul yıllarlımda başladı. Konuşmaya çekinen, konuşsa sesi duyulmayan, öğretmenlerimin benim için sessiz bir öğrenci demekten başka bir şey bulamadığı, kalabalık, gürültülü bir ailenin neredeyse varlığı unutulan bireyi için yazmak, nasıl da sesini çıkarmanın, bağıra bağıra konuşmanın, ben buradayım demenin en harika yoluydu bilemezsiniz. Benim için giderek yazmak bir varoluş savaşına dönüştü ki bugün de hâlâ öyledir.

 

Günümüzdeki edebiyat dergileri arasında sizde keyif uyandıran ve zengin bulduğunuz dergiler hangileri ?

 

Öncelikle kapanan dergilere üzüldüğümü söylemek istiyorum. En başta Sarnıç Öykü. Bir Fasit Daire’ye bir sayısını ayırıp, kapağına taşıyan bu dergiye minnetim sonsuz. Çoğul ve IAN Edebiyat birçok değerli kalemi buluşturan zengin içerikleriyle okunası dergilerdi. Devam etmelerini çok isterdim. Neyse ki Edebiyatist aramızda. Dosya konuları, yazı ve öyküleriyle çok iyi. Adı anılacak daha pek çok  fanzin, dergi ve internet yayınları var fakat birini saysam ötekinin hatırı kalacağından, en iyisi şunu demekle yetineyim. İyi ki varlar.

 

Bir eğitimci ve yazar olarak bu iki güzel alanda çakıştığınız oldu mu ? Yazar öğretmen olmayı anlatır mısınız?

 

Bu soru daha önce de çok soruldu ve ben yanıt vermeme  nezaketsizliği göstermemek için kendimi ikisi arasında bağlar, benzeşmeler ya da dediğiniz gibi çakışmalar bulmaya zorladım kendimi. Bu defa zorlamayacağım. Çünkü her iki uğraşım da birbirinden kopuk ve bağımsız olarak devam ediyor. Biri gündüz uğraşı ve maddi gereksinimler için ama elbette severek yürüttüğüm bir meslek sadece. Hemen düzeltmeliyim ki sevdiğim eğitmek ya da öğretmek değil. Çocuklar. Onlarla vakit geçirmek, onlarla birlikte öğrenmek bana iyi geliyor. Kendimi eğitimci olarak da görmüyorum ayrıca. Eğitim sözcüğü eğmekten geliyor çükü. Ben hiçbir çocuğu kendimin ya da toplumun beklentileri doğrultusunda düzeltip değiştirmeye yeltenmedim. Her çocuğun kendisi olma özgürlüğüne saygı gösteriyorum.

                Yazmaksa bütün bunların, hatta bütün gündüz uğraşılarının dışında bir şey. Onun nefes aldığı apayrı zamanlar var yaşamımda. Beni, hayatı, bütün zamanları çoğaltıp farklılaştıran bir deneyim. Hem yaşamımın her anında hem de  her şeyin dışında bir oluşum.

 

Günümüzde özellikle gençler arasında benim de sıkça yaşadığım karar evresi olan “yazmayı seviyorum ve kitap çıkarmak hayalim” mottosuyla yola çıkıp işlevde zorlanan genç yazar arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nedir ?

 

Ben günlük hayatımda kolay pes etmeyen, inatçı biri olduğumu söyleyemem. Ama yılmadığım, pes etmediğim, ilk gençlik kararlarımdan vazgeçmediğim tek şey yazmak oldu. Yayınevlerinden, dergilerden defalarca olumsuz yanıtlar alsam da yazmaya ve yayımlatma uğraşılarına inatla devam ettim. Çünkü öykülerim inandığım tek şeydi. Ben bu direnişi onlara borçluydum. Genç yazarlara tek tavsiyem de bu olabilir ancak. Sizler yazdıklarınıza çok şey borçlusunuz ve onlar için mücadele etmeye  mecbursunuz.

 

 Yaratıcı yazarlık atölyeleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

Öykü atölyeleri, az önce sözünü ettiğim ısrarla yazma kararlılığı gösterdiğinizin bir işareti olabilir pekâlâ. Benim öyle oldu. Bu direnişi sonuna dek sürdürebilmek için yazdıklarımın, yazabileceğimin en iyisi olması gerektiğine inanmıştım. Bunun için çok okumak ve çok yazmanın dışında da bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum. O da yazdıklarınız üzerine konuşmaktır. Atölye, hem öykülerimin başka gözlerin önüne serilmesi hem de nasıl yazdığımı görmem açısından çok etkili bir deneyim oldu. Elbette öykü atölyeleri olmazsa olmaz demiyorum ama orada hep birlikte üretmek ve paylaşmak keyifli ve yararlı olabilir diyorum, o kadar.

 

Türkiye’de öykü yazarlığını anlatır mısınız?

 

Türkiye’de her şey gibi bu da çok zor. Hele işin başındaysanız. Öncelikle kendinizi kanıtlamanızı istiyorlar. Bir öykü kitabı çıkarıp vazgeçenlerden misin yoksa ömrünü bu uğurda adamaya hazır mısın? Canla başla çalışmanız, bu çalışmayı onlara göstermeniz gerekiyor. Öykü anlayışınızı, yazım tarzınızı kabul ettirmeniz ise ayrı bir uğraş konusu. Türkiye’de öykü okurundan çok öykü yazarı olduğu söylenir hep. Yazılan bu kadar çok öykünün içinden sizin yazdığınız öykünün sıyrılması, farklılaşması, fark edilir olması da apayrı bir zorluk konusu. Bütün bunlara rağmen öykü yazmak bu ülkede yapılacak en gerekli işlerden biri. Bizim yeni öykülere öykücülere ve yazılan her güzel öyküyle yeşerecek yepyeni umutlara ihtiyacımız var.

 

 

Genellikle öykülerinizde işlediğiniz kırsal yaşam anlatımlarını değerlendirir misiniz?

 

Özellikle kırsal yaşamı yazmalıyım demedim. Nedenini hiç bilmediğim bir şekilde, uzak köyler, ıssız yerler, ormanlar ve çakıl taşları ben de hep öykü yazma isteği doğurur. Şehirlerarası yolculuklarda tarlanın ortasında gördüğüm bir ağacın, ötesinde tek katlı, yalnız evlerde yaşayan insanların öyküleri doluşur zihnime. Öykü bende o uzakları düşünürken mayalanır.  Bugünlerde, gözlerimi ne zaman kapatsam kurak bir arazide ilerleyen ıssız bir demiryolu, sert bir rüzgâr ve trenin camlarına çarpan kuru ağaç dalları geliyor aklıma. Buralardan çıkıyor öyküler.  Belki özlem, belki de şehirden kaçma isteği. Öyle sanıyorum ki nereden eksiliyorsak oradan başlıyoruz yazmaya. Ya da içimizde nereler yer ettiyse. Mekânların, öykü kişilerinin sorunlarını belirleyici etkenler olduğunu biliyorum. Şehirde yaşayan insanın kalabalıklar içindeki yalnızlığı ile kırsal yöre insanının terk edilmişlik duygusu elbette farklı bir mecraya taşıyor öyküyü. Yine de şunu demeden geçemiyorum, mekân neresi olursa olsun özde insanı anlatıyor bütün öyküler. Bu yüzden de taşra edebiyatı, kasaba edebiyatı gibi tanımlamaların gereksiz ayrımlar olduğunu düşünüyorum.

 

Haldun Taner öykü ödülünü aldığınızda neler hissettiniz?

 

Unutamayacağım bir andı o. Ödülü aldığımı öğrendiğim an. Bir o kadar da korkutucuydu. Ödül büyük bir sorumluluktur. Bunu ödül töreni konuşmamda da söylediğimi hatırlıyorum.  Bu sorumlulukla yazmak büyük bir kayayı omuzlamak ve o kayayla birlikte yolunuza devam etmeniz gerektiği anlamına gelir. Bu güzel yükün altına girdim ve o yükün altında ezilmeden  yürümeye kararlıyım. Şunu da bir söylemeliyim  ki ödüller yolumuzun yönünü tayin etmede etkili değillerdir.

 

 

Öykücülüğünüz dışında, bir okur olarak Türk edebiyatının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Çok çalışkan bir edebiyat bizimki. Vızır vızır, hummalı bir çalışma var sürekli. Yeni öykücüler, öykü yazmak isteyenler edebiyat dergileri, fanzinler aracılığıyla okurla buluşuyor durmadan. Bu canlılık baş döndürücü. Doğrusu bazen takip etmekte zorlanıyorum. Kaçırdığım, henüz okuyamadığım öykü kitapları var hâlâ. Bunlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Bu elbette çok güzel bir şey. Bunca verimin içinden geleceğe köprü kuracak olan eserler çıkacak çünkü. Bizi hem bugüne bağlayan, hem geçmişle hem de gelecekle bağ kurmamızı sağlayan tek şey edebiyattır. Bugünden yarına kalacak olan eserlere, bir kumaşın dokunması gibi, her gün yeni bir ilmek atıldığını görmek, buna tanık olmak heyecan verici.

 

Ayırdığınız değerli vakit için çok teşekkür ediyorum .Son olarak , yeni projeleriniz var mı varsa bahseder misiniz ?

 

Öyküler imbikte damıtılır gibi damla damla akacak. Bunun için sabır, uzun bir bekleme, biraz huzur ve sakinlik gerekiyor. Ne yazık ki dış dünya fazla hareketli. Zihin bulandırıyor, yoruyor, üzüyor, can yakıyor. İçimin, dışarının bu zulmünden kurtulması gerekiyor. Bu olduğunda yepyeni öyküler yazacağım, bunu biliyorum. Ama henüz değil. Bekliyorum.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*