Bekleyenler’den Ben / Mina Şimal Alioğlu

Mina Şimal Alioğlu/ Yaş: 10

Bir tanecik kızım Dilek’in yetmiş yedinci yaş günümde aldığı gömleği katladım önce.Ardından eşimle beraber Fransa’ya gittiğimiz seyahatte aldığımız siyah pantolonu valizime koydum.Ailecek Beyoğlu’nda Frambuaz’lı dondurma yerken çekildiğimiz fotoğrafa baktım.Onu da koymadan edemezdim.Bir kaç tane daha eşya koyup kapıya doğru yöneldim.Yanımda duran anahtar askısına baktım.Yaklaşık elli yıldır ailecek kullandığımız anahtarımızı özenle aldım.Kızımın en beş yaşındayken gezdiğimiz dükkanda bana zorla aldırdığı pembe püsküllü anahtarı görünce anılarımız aklıma geldi.Güldüm.Şimdi keşke beraber olabilseydik.En azından onlardan özür dileyebilirdim. Onlara hak ettiklerinden kötü bir hayat yaşatmıştım.Evden çıktım.Ağır adımlarla yürürken yanımdaki kafeye baktım. Yirmi yıl önce burada kızımın otuzuncu yaşına girişini kutlamıştık.Eğer yaşasaydı,bugün kırk sekiz yaşına girecekti.Buradan giderken, içimdeki acının biteceğini düşünürken bir yandan da üzülüyordum.Yıllardır canım ailemle yaşadığım ülkeyi,şehri,evimi ve binlerce anımı da kaybedecektim.Peki neden onlar ölmüştü?Neden ben kalmıştım?Niye ben de ölmüyordum?Her sabah kahvaltı yaparken aklıma eşim geliyor.Beraber iken yemeği o yapardı.Her sabah yaptığı o enfes omletin tadı hala damağımda.Şimdi deniyorum,uğraşıyorum…Ama olmuyor.Onun yaptığı omletin tadını yakalayamıyorum.Taksim’de yürürken…Yavaş yavaş,etrafa baka baka geçerdik yollardan.Peki ya şimdi?Yanımda neşe içinde yürüyen tatlı kızım yok.Belki geri gelir diye bakıyorum yanıma.Tek gördüğüm asfaltsız beton.Eşim ile her akşam yürüyüşe çıkardık.İlk çıktığımız akşamdan beri söz vermiştik.Sonsuza dek bu yürüyüşe çıkacaktık.O,dolaşırken hep mağazalara bakardı.İster istemez kızardım.Beni dinler.”Tamam canım.” Diyerek çıkardı mağazadan.Hala sözümüzü tutuyorum.Akşamları dışarı çıkıyorum.Tek bir fark var;o yanımda değil…

Kitap okumayı severdik.Rutinimizdi;her gece 10’da oturma odasında bir saat aralıksız kitap okurduk.Bir kütüphanemiz vardı:üç rafı,birinde benim,birinde eşimin,birinde de kızımın kitapları vardı.Ay da bir kütüphane sorumlusu seçerdik.Sorumlu da,kimin kitabı ne zaman alıp ne zaman getirdiğini not alıyordu.

Hareketliydik.Pazar sabahları sahile gider,koşu turu yapardık.Kızım hep geride kalırdı.Neden geride kaldığını o öldükten yıllar sonra anladım.Bir sabah yalnız başıma yürüyüşe çıkmıştım.Yirmi beş  yaşlarında bir genç kız bana “Dilek nerede?” diye sordu.”O öldü…”dedim hüzünle.Ardından “Sen onu nereden tanıyorsun?” diye soruverdim.Kızın gözleri parladı.”Daha beş yaşındaydım.Annem ile babam savaşta ölmüştü.Ben tek başıma buralara kadar geldim.Hiç param yoktu.Açtım…Dilek her sabah yanıma gelip bana yemek verirdi.Bu böyle yıllarca sürdü.Ama…Bir gün İstanbul sessizliğe bürünmüştü.Herkesi cenazeye giderken görmüştüm.Sizi de…Artık kimse bana ne yemek veriyordu,ne de para.”Kendimi tutamadım.Ağlamaya başladım.O kızı evime aldım.Dilek gibi baktım ona.Bir-iki yıl sonra o da öldü.Yine yalnız kaldım.Pes etmedim.Hala sevdiklerim yanımdaymış gibi davrandım.Dayandım belki yirmi yıl…Ama artık dayanamıyorum üç şeye:Mutsuzluğa,ilgisizliğe ve yalnızlığa…Sonunda sahili gördüm. Beş kişi bekliyordu.Yanlarına geçtim yavaşça.Düşünmek istedim.Eşimin sevgi dolu yüzü,kızımın tatlı bakışları…Dayanamıyordum…Elimi kafama koydum.Düşüncelerim tuğla gibi başımı ağrıtıyordu.Korumak istedim…Şu anda aklıma gelen ilk şey ve ilk dileğim ölmekti.Kimse ölmek istemez.Ailemle güzel bir hayat yaşarken ben de istemezdim.Çünkü beni yaşatan onlardı.Hayatı sevmemi sağlayan,şu beş kuruş para ile bile mutlu olmaya çalışan  bir aileydik.Fakat ben de eminim;onların yanına mutlaka gideceğim…

 

1 Yorum Bekleyenler’den Ben / Mina Şimal Alioğlu

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*