garip
garip
garip

Beklemek/ Zeynep Küpeli

reklam
01 Kasım 2019 0

Uyumak üzereyim, göz kapaklarımın üzerindeki ağırlık ezici bir üstünlük kurmaya başladı. Savaşmayı bırakıp ağırlığın altına girdim sonra da yorgan gibi iyice çektim boynuma kadar. Sıcaktı ve rahat… Bilincimin karanlığa yuvarlandığı anda bir ses işittim.

Biter diye bekledim bu sefer de beklemek bitmedi. Bilincim de yuvarlandığı gibi geri kalktı düştüğü karanlıktan. Göz kapaklarımı araladım ve sarı ışık gözlerime doldu. Elimi siper ettim. Tavanda asılı yapay ışık kaynağı saniyeler içinde en büyük düşmanım olmayı başarabilmişti. işittiğim ses ‘ben buradayım’ dercesine kendini gösterdi. Mutfaktan geliyordu yarım saat önce ocağın üstüne koyduğum kahve suyu kaynamış ve hatta bitmişti bile. Ayaklarımı kırmızı koltuğun minderinden aşağıya sarkıttım ve ilk önce sağ ayağımı sonra da diğerini terliğin içine yerleştirdim. Yavaş adımlarla mutfağa gittim, ışık düğmesini yukarı kaldırdım ve ocağın altını kapatıp salona beni bekleyen koltuğa geri döndüm artık kahve de içmek istemiyordum. Salondaki ahşap masanın üstünde duran küçük saate baktım. Gece yarısını biraz geçiyordu. Gelmemişti. Telefonumu kontrol ettim. Sözleştiğimiz zamanın üzerinden 1 saat geçmiş ve ne gecikeceğine ne de ona dair herhangi bir mesaj gelmemişti. Kırmızı koltuktaki yerimi tekrar aldım, sehpanın üzerindeki kumandaya uzandım ve rastgele bir kanalı açtım. Bir gözüm saate bakıyor, kulaklarım ise kapıdan bir ses duymayı bekliyordu. Saniyeler dakikaları kovaladıkça televizyondan gelen seslerin yerini düşüncelerim dolduruyordu. Tesadüf üzeri dün sabah karşılaşmıştık üstümde pijamam ve elimde fırından yeni çıkmış ekmek ile. Belki de o sabah karşılaşmayı beklediğim en son insandı ama bir şekilde kader yine işe koyulmuş ve on yıl aradan sonra tekrar yollarımızı birleştirmişti ve işin aslı ikimizde buna hazırlıksız yakalanmıştık. Yüzündeki şaşkınlığı hatırlıyorum ilk birkaç saniye yüzünde sadece o aptal şaşkınlık ifadesi vardı daha sonrasında ise özlem… Elle tutulur, gözle görülür cinsten vücut bulmuş bir özlem ve onun ardından pişmanlık kırıntıları… Her ne kadar halının altına süpürse de varlığını kaybetmeyen kırıntılar. Her bir detayı aklımda olan o sabah. Ağzını aralıyor ama dili bir türlü hareket edemiyordu çünkü o da bilmiyordu ne diyeceğini. Onu bu işkenceden kurtarıp ‘merhaba’ dedim. Çok basit bir kelime. Geçen on yılın ardından sonra ona söylediğim ilk söz “merhaba'” idi garip… Yaşlı yüzünde mahçup bir gülümseme vardı. 

“merhaba kızım” dedi.

Birbirimizin yüzüne bakmaya devam ettik. Gözleri üzerimde oyalandı bir müddet. 

“Burada mı yaşıyorsun?” dedi üzerimdeki pijamaları kafasıyla göstererek. 

Kafamı aşağı yukarı oynatarak onayladım “evet” 

Boştaki elimle sokağın sonundaki yeşil binayı gösterdim. “Orada kalıyorum.'”

Gözü elime, yüzük parmağıma kaydı bu sefer de. “Tek mi yaşıyorsun?” 

Bir kez daha onayladım sorusunu. 

“Zor olmuyor mu böyle?” 

Çevresi kırışmış soğuk kahverengi gözlerine baktım “Artık olmuyor.” Dedim. Sesim boğuk çıkmıştı.

Başını yere eğdi. Sonra bir anda geçmiş kayboldu, tüm hatalar silindi, halının altı artık temizlenmişti. Her şeye rağmen hala baba kız olma ihtimalimiz vardı ve o ihtimali sıkıca tuttum. Her şeye rağmen.

“Kahvaltı ettin mi?” Diye sordum elimdeki sıcak ekmeği göstererek.

 Dudakları yukarı kıvrıldı. Şans perisi ona değmiş duaları kabul olmuş ve bir daha göremeyeceğini zannettiği küçük kızını ona göstermiş ve onun affına nail olmuştu. 

Yaşlı adam yavaşça başını salladı. ” Evet, yaptım.”

Kaşlarım istemsizce havaya kalktı

Bir anda paniğe kapılarak konuşmaya devam etti.

“Şuanda çok önemli bir işim var. Ama şu binada oturuyordun değil mi?” Diye sordu eliyle benim az önce gösterdiğim binayı göstererek.

“Evet.”

“Tamam o zaman akşam geleceğim. Beni bekle. İşim biter bitmez yanındayım. En geç, en geç on bir gibi geleceğim. Bekle beni kızım.” 

Aceleyle bunları söyledi çekinerek alnımdan öptü ve sonrasında saniyeler içinde ortadan kayboldu. Ben ise yaşadığım şaşkınlık ve ikinci bir hayal kırıklığı ile birkaç dakika olduğum yerden kıpırdayamadım.

Babam… on yıldır görmediğim neredeyse yüzünü, sesini unuttuğum insan. Bir anlığına karşıma çıkmış bana kendini hatırlatmış sonra tekrardan gitmişti. Küçük bir kızken beni parka götürüp salıncaklarda sallaması dışında da güzel bir anımızın olmadığı babam… Hoş bunu da annemden, evden uzaklaşmak için yaptığını  daha sonraları anlamıştım. Oyunum bitse de eve dönmezdik, soğuktan üşüsem de, uykum gelse de… Hep bir bahaneyle daha uzun kalırdık, daha geç giderdik eve sonrasında da babam kimseyle konuşmadan hemen odasına gider ve direkt yatardı. Yine bir gün kimseye bir şey demeden çıktı odasından elinde bir valizle. 

Bense gittiği günden beri onu bekliyormuşum meğer… Adımlarını gözlüyormuşum… Bu sabah fark ettim ben artık nefret etmiyormuşum. Ve insan yaşı ne olursa olsun meyilliymiş kendini kandırmaya. Bir kuru gülümsemeye inanmaya ve gelmeyeceğini bildiği bir misafiri ağırlamaya. Sonunda uyku vakti gelip çatınca kapıma beklemeyi kaldırdım yüksek bir rafa ve yatağıma uzandım gözlerimi kapattım ve kıyısına ulaştığım sahilden tekrardan karanlığın içine daldım. Uyku kapladı dört yanımı sonra bir ses ilişti uzaklardan, dalgalar köpürdü ve ben geri uyandım. Biri deli gibi zile basıyordu. Gözlerim duvardaki saate kaydı. Gece yarısına bir saat vardı.


https://www.lomography.com.tr/tags/2507-bedroom/photos/21480654?order=popular

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.