BEDAVA MUTLULUK / Hatice Alparslan

edebiyatist.com

Ulus’un dar sokaklarını geniş zamanlarda gezmeyi seviyorum. Bugün de öyle oldu. İşimi bitirdikten Tarihi Sulu Han da çay içmek istedim. Alt kattaki çay bahçesinin sarı masa örtülü masalarına göz gezdirip boş bir masa aradım. Zar zor ortalarda bir masaya oturmamla, uzun boylu kara kuru esmer garsonun, beş parmağının üstünde tuttuğu çay dolu tepsiyle iki masa ötemde bitmesi bir oldu.

“Taze çay isteyeeeen” diye soran ince sesi sohbetleri böldü. İşaret etmemle çayı masaya koyması bir oldu. Çay yeni olmasına yeniydi ancak henüz demini almadığı için hem bulanık hem de çok açıktı.. Bilmem aceleden bilmem cimrilikten çay bardağı da yarım doluydu. Çay ne kadar güzel olursa olsun, yarım dolmuş çay bardağına hiç tahammülüm yoktur.. Sarı masa örtüsüyle sarılıkta yarış eden yarım çay benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.. Tabağından tuttuğum çay bardağını kaldırmaya hazırlanırken

“Rica etsem biraz daha demli getirebilir misiniz” dedim..

“Maalesef çaylarımız standart” dedi genç garson..

Hayal kırıklığını atlatamadan üstüne bir de şaşkınlık eklendi..

“Çayın standardı da mı oluyormuş” dedim…

Yan masa da oturan iki kadından iri yeşil gözlü, siyah kısa saçlı olanı hemen müdahale etti.. Garsonla kadın arasında benim çayım üzerinden başta olumlu gibi görünen ama sonu gelmeyecek bir diyalog başladı.. Çay da standardı yakalamış garsonun fikrini değiştirmenin deveye hendek atlatmaktan zor olacağını anladığım için onları sadece dinlemekle yetindim. Biraz daha oturursam hiç keyif almayacağım bir çayı içmek zorunda kalacaktım o yüzden çay bardağını ileri doğru itip yavaşça masadan kalktım. Daha içte ki çay bahçesine geçtim. Baktım masaların yarısı boş ve tek bayan benim aldırmadan bir çay söyledim. Tam da istediğim çay bardağında, istediğim dem de bir çay geldi. Hafiften burnuma tuvalet kokusu gelse de yeşil sarmaşıkların arasında sessiz sakin çayımı içtim..

Kestirmeden Çerkeş sokağa geçtim. Ulus Çerkeş sokağı bilenler bilir yokuş aşağı ancak iki insanın geçeceği genişlikte, sağlı sollu küçük derme çatma dükkanların sıralandığı Ankara’nın en eski alışveriş merkezlerindendir. Zaman içinde önemini yitirmiş olmakla birlikte her daim müdavimleri vardır.

Buranın atmosferi farklıdır. Duygudan duyguya geçersiniz burada. Eskiyle yeniyi, geçmişle geleceği, fakirlikle zenginliği kıyaslarsınız. Buradan alışveriş yapanlar da oluyor mu acaba diye düşündüğünüz bir anda kendinizi alışveriş yaparken bulabilirsiniz.. Ama burada yakaladığınız en önemli duygu samimiyettir.. Esnafların birbirleriyle ve hiç tanımadıkları müşterilerle atışmaları dikkatinizi çeker.

Bu sokağı yavaş geçmelisiniz yoksa ruhunu yakalayamazsınız. Ruhunu yakalayamadığınız zaman da ürkütücü gelir tedirgin olursunuz ve bir an önce çıkıp gitmek istersiniz..

Önümde eski bir bebek arabasından bozma olduğunu düşündüğüm tezgahıyla yavaş yavaş yürüyen bir dede dikkatimi çekiyor.. İki kişinin ancak gelip geçebildiği sokakta biraz da benim önümü kesiyor dede. Merak ediyorum bu küçücük tezgahta ne satıyor acaba diye, eğilip bakıyorum. Önce tezgahın önüne yerleştirdiği renkli yapma çiçekler dikkatimi çekiyor. Ama hala anlayamıyorum ne sattığını ve biraz daha yakınına gelip bakıyorum. Kutuların dibinde çok özenle yerleştirdiği birer ikişer sıra çikolataları görüyorum. Geriye çekilip tekrar arkasından yürüyorum. Hoşuma gidiyor küçücük, renkli ve özenli temiz tezgah. Fotoğrafını çekmeye başlıyorum biraz da çekinerek.

Yanına gelince “Çek kızım çek serbest” diyor gülümseyerek. Onun fotoğrafını çektiğimi gören bir esnaf, berber dükkanının önünden bana sesleniyor.
“Hanımefendi bak burda tarihi eserler var, bunlar tam müzelik, Çerkeş sokağın en eskileri, en son bunlar kaldı, bunları da çek, üstelik de Beşiktaşlılar” diyor keyifle gülümseyerek.. Kırmamak için telefonumu berber dükkanının içine çeviriyor bir kaç poz çekiyorum.. Dede de bu sırada durmuş bize bakıyor tebessümle. Sokaktan geçenlerin ya çikolataya ihtiyaçları oluyor bir anda(!) ya da meraktan olsa gerek ki dedenin tezgahının başı kalabalıklaşıyor. Fotoğraf çekim işini bitirdikten sonra ben de çikolata almak için dalıyorum tezgaha.

“Dur” diyor. “Şunlar güzel yeni geldi onlardan al” diyerek bana torpil geçiyor. Onu dinliyorum ve onun verdiği çikolatalardan alıyorum. Dede müşterilerini savıyor birlikte yürümeye başlıyoruz. Merakımı anlıyor

“82 yaşındayım, kamudan emekliyim, üniversite mezunuyum, ihtiyacım yok bunları satmaya ama mutlu oluyorum, bu tezgahla gezmek bana spor oluyor. Bir sürü insan tanıyorum, onlarla konuşuyorum, mutlu oluyorum, Eskiden beri yaparım bunu. Avrupa da kaldım orda da yapardım. Mutlu oluyorum” diyor. Ben onu can kulağıyla dinlerken sadece “Mutlu” kelimesinin çokluğuna takılıyorum.

Bu sırada bize kulak misafiri olmuş orta yaşlı kısa boylu göbekli bir adam, dedenin çikolata tezgahına uzanırken lafa karışıyor “Senin yaşındakiler evden camiye camiden eve gider gelir. Şekerle tansiyonla oğlanla kızla torunla uğraşır durur, sana maşallah” diyor.. Dedenin belli ki şekerle tansiyonla, çoluk çocukla pek derdi yok, o yüzden pek itibar etmiyor müşterinin sözlerine..

Bana yavaş yavaş ve samimiyetle iş ve hayata dair tecrübelerini anlatıyor. “Küçük büyük ne iş yaparsan yap, yaptığın işi sevmek lazım kızım. Benim gibi severek yaparsan spor olur, yoksa bu yaş da eziyet olur, yük olur, keder olur.” diyor Çerkeş sokağın İtfaiye Meydanına çıkan kısmına yaklaşırken.. Ben de onun hem tecrübelerinden hem de yüzündeki “Mutlu ve huzurlu” ifadeden pay almaya çalışıyorum.

Aklıma hemen dedenin dörtte bir yaşındaki garson geliyor.. İşini yaparken nasıl mutsuz, huzursuz ve özensiz olduğunu anımsıyorum.. Çay da standardı ararken daha şimdiden onu hayatta ve ayakta dimdik tutacak duyguları nasıl kaybettiğini ve bunun da hiç farkında olmadığını düşünüyorum.

Dedeyle Çerkeş Sokağın çıkışında yollarımızı ayırıyoruz.. Bir daha ki gidişimde onu orada görmeyi diliyorum..

Bugün Ulus Çerkeş sokaktan boş çıkmıyorum. Parasız pulsuz karşılıksız “Mutluluk ve Huzur” alıyorum…

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

7 Yorum BEDAVA MUTLULUK / Hatice Alparslan

  1. Elinize saglik.cok iyi bilir ve severim oralari.yaziminizda biraz daha akici ve tekrarlardan uzak durmanizi tavsiye ederim.orn:2cumlede pespese 4 kez “masa” gibi.

  2. Hatice hn insanlarin ne is yaparsa yapsin severek yapmalarinin onemini ne guzel anlatmissiniz.keyifle okudum o carsida dolasmis kadar oldum harikasiniz

  3. Ben teşekkür ederim Şebnem Çetin Hanım zaman ayırıp okuduğunuz ve bu güzel yorumunuz için…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.