Bavul – Tren – Uğultu / Münire Çalışkan Tuğ

Siyah deriden yapılmış dört köşeli bavulun sapını sıkıca tutuyordu. Ömrünün bütün yükünü doldurmuştu içine. Taşımakta zorlanıyordu. Bir kısmını boşaltsa neleri bırakırdı geriye? Gençliği, aşkları, aldanışları, hayal kırıklıkları, acıları… Vazgeçemiyordu hiçbirinden.

Bavulu yavaşça yere koydu. Ellerine baktı. Yaşamın, alnında derinleştirdiği çizgiler gibi, bavulun sapı da izler oluşturmuştu avuçlarında. “Tren hemen gelmese, biraz daha kalsam, geriye dönsem, birisi adımı söyleyip beni çağırsa, ‘Gitme!’ dese,” diye düşündü trenin yoğun dumanlar içinde yaklaştığına aldırmadan.

Tren geldi, önünde durdu, bavulu kavradı, kulağını gerilerden gelmesini beklediği tanıdık bir sese yatırdı, sessizliği dinledi, kafasındaki uğultudan başka bir şey duyamadı.  Açılan kapıya yöneldi, kompartımana adımını attı.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.