BATTANİYE / Hicran Bekiroğlu

Üç gündür gri çizgili çarşaflar arasında yatıyordu. Ter içinde uyandı. Zeytin yeşili gözlerini ovuşturarak pencereye  vuran gün ışığına baktı. Başucunda duran sirkeli su midesini bulandırdı. Sıkı sıkıya sarıldığı yırtık pırtık orlondan yapılmış bebeklik battaniyesiyle yatakta doğruldu. Altı yaş enerjisini tüm damarlarında hissediyordu. Odadakilerin derin uykusundan faydalanarak yatağın üstünde dikilip yayların üzerinde zıplamaya başladı. Dizlerine kadar inen beyaz geceliğinin havalanıp  inmesinden büyük keyif alıyordu.

Odanın beyaz kapısı açıldı, Halime kadın naylon terliklerini sürüye sürüye içeriye girdi. Yatağın üstünde zıplayan küçük kıza sevinç içinde baktı. Ayşe ne zaman yatağın üstünde zıplasa kızardı ama bu sefer kızmadı. Alnına düşen sarı saçlarını geriye alıp dudaklarıyla ateşini yokladı. Gülümseyerek;

-Ohh çok şükür ateşin düşmüş. Haydi gürültü yapma, diğerlerini uyandıracaksın!

-Bugün bahçeye çıkabilir miyim na ttaniyemle birlikte?..

-Paspasa çevirdin battaniyeyi, haydi elini yüzünü yıka. Doğru kahvaltıya!

Ayşe banyoya gitti, sıralanmış diş fırçaları arasından pembe olanı aldı. Önde olmayan iki dişini ortaya çıkarıp dişlerini fırçaladı, elini yüzünü yıkadı, kısacık saçlarını fırçaladı. Kilitli  metal dolabını açtı. Beyazı griye dönmüş askılı bluzla, pembe şortunu giydi. Merdivenleri koşarak indi. Ayakları yere basmıyor uçuyordu sanki. Camın önündeki tek sandalyeye oturdu. Sadece Halime kadın oturabilirdi bu sandalyeye ama bugün kendisi de oturabilirdi. Kimse uyanmadan  hep istediği pencere önü kahvaltısını da kuşlara ekmek vererek yapabilecekti. Halime kadın yağlı, reçelli bir dilim ekmek ve yarım bardak sütü masaya koydu. Perdeyi çekip camı açtı. İçeriye iğde ağaçlarının kokusuyla kuş sesleri doldu.

-Bir dilimde kuşlara ekmek getirseydin.

-Kuşların karnını düşüneceğine kendi karnı doyur. Hem üstündeki kıyafeti değiştir. Mavi elbiseni giy. Bugün yeni misafirlerimiz gelecek.

– İstemiyorum mavi elbiseyi de misafiri de!

-Bir defa da inat etme. Hem misafirin karşısına da şu battaniyeyle çıkma. Hadi bırak elinden o paçavrayı da kahvaltını et.

– O paçavra değil.

Ekmek diliminin alt kısmından kopardığı küçük parçaları demir parmaklıklar arasında sıralanan serçelere verip bir lokma da kendisi ısırıyordu. Sütünü bir dikişte içti. Ayşe;

-Ben bahçeye çıkmak istiyorum, dedi.

-Tamam, haydi millet uyanmadan çık. Bugün hiçbir şeye kızmıyordu Halime kadın. Kızsa da onu sevdiğini biliyordu Ayşe. Elinde battaniyesi tam kapıdan çıkacakken diğer  çocuklar da uyanmış, çiş sırası için tuvaletin kapısında sıralanmışlardı. İyi ki erken uyanmıştı. Tezgahın üzerindeki ekmek sepetinden bir dilim ekmek alıp arkasına sakladı.

Koridorlarda Halime kadının sesi yankılanıyordu.

-Gürültü yapmayın, koridordaki tuvaleti kullanın!..

Ayşe gün ısınmadan bahçenin serinliğine atmıştı kendisini. Diğer çocukların kavga ettiği salıncak, kaydırak onu hiç ilgilendirmiyordu. Dalları geniş, yaprakları yeşil olan ceviz ağacının altındaki banka oturdu. Battaniyesinin ucunu yuvarlayıp yanağında gezdirmeye başladı, yumuşacıktı. Ayaklarının arasına sürtünen, sırtüstü yatan, adını Minik koyduğu kedinin karnını okşamaya başladı. Beş yavrudan bir tek bu kalmıştı. Annesi babası bırakıp gitmişti Miniği. Gözleri çapaklanıyor, gittikçe zayıflıyordu.. Kucağına aldı ekmeği küçük lokmalar halinde yedirmeye çalıştı Keyifli mırıltılar  çıkarıp patilerini uzatıyordu. Bugün  daha iyi görünüyordu. Ağacın dallarındaki kuşlar hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamıştı. Ayşe  de onlara eşlik ediyordu.  Ortalığı çocuk sesleri basınca serçeler ceviz ağacından, dut ağacına göç ettiler.

Zeynep kız  yanına yaklaştı. Kucağındaki kediye bakıp;

-Ayşe, versene biraz da ben seveyim, dedi.

– İsterse kendi gelir sana.

Ayşe, yavaşça kediyi yere koydu. Minik iki çocuğun yüzüne şaşkın şaşkın bakıp çalıların arasında kayboldu. Zeynep sinirlendi, diğer arkadaşlarının yanına gidip bir ağızdan bağırmaya başladılar.

-Camiye bırakılan Ayşe Ayşeee

Ayşe‘nin keyfini kaçıramayacaklardı bugün. Ayakları çimleri döve döve binaya girdi. Merdivenleri ikişer ikişer çıkyordu.

Halime kadın merdivenlerin başından seslendi;

-Haydi artık üstünü değiştir. Misafirler neredeyse gelecek.

-Ne fark edecek ki mavi de beyaz da giysem ben benim.

Binanın dışından Zeynep’in çığlığını duydular. Ayşe ile Halime kadın dışarı fırladı. Zeynep’in kucağında Miniğin patileri aşağıya sarkmış kafası kanlı bir halde yatıyordu. Araba tekerinin altında can vermişti. Ayşe odasına koştu.  Battaniyesini  göğsüne dayadı. Bugün güzel geçecekti, bir gün güzel olacaktı, gözyaşları yastığı ıslatıyordu. Dudakları Minik Minik diye inliyordu.

Alnında bir el Ayşe Ayşe diye sesleniyordu. gözlerini açtı. Halime kadın başında;

-Ne görüyorsun rüyanda bütün yatakhaneyi uyandıracaksın minik minik diye

Ayşe yatağında beyaz geceliği, yanağında battaniyesiyle yatıyordu.

-Minik ölmedi mi?

-Ateşin düşerken kabuslar gördün herhalde. Haydi bugün seni görmeye yeni anne ile baba gelecek. Mavi elbiseni giy.

Sevinçle yatağından fırladı, mavi elbiseyi giyip battaniyesiyle bahçeye koştu. Minik, ölmüş küçük bir kertenkeleyle oynuyordu. Varsın camiye bırakılan densin, varsın yeni aile onu beğenmesin. Rüyalarına güzellik katan Halime annesi vardı, Miniği vardı, şarkı söyleyen kuşları vardı, annesinin onu sarıp sarmaladığı battaniyesi vardı….

29 Yorum BATTANİYE / Hicran Bekiroğlu

  1. Ellerine sağlık ,…incecik ruhuna sağlık… sıcacık bir öykü daha…kurdurduğun hayaller için teşekkürler.

  2. Hikayenin hem konusu hem anlatımı çok etkileyici Hicran Hanım.Karakterin bakış açısını çok iyi yakalamışsınız, en başarılı bulduğum nokta bu oldu.Ben kendimden bir şeyler buldum bir çok insanın da bulduğuna eminim.Bir sonraki hikayenizi sabırsızlıkla bekliyorum.

  3. Okuyucunun zihninde ön fikir oluşturup devamında fikir golü yemesini sağlamışsınız hikayenin sonunu merakla okudum. Hikayelerde ters köşe yapmayı seviyorsunuz sanırım tarzınızı akıcı bir üslupla çok iyi ödüllendiriyorsunuz, devamını bekliyoruz. emeğinize sağlık

    • Sizin gibi okuduğunu yorumlayan okuyucular sayesinde, yazılanların anlamı büyüyor çok teşekkür ederim Cemil bey. Sevgiler…

  4. Samimi,icten,kelimelerle resmedilmiş bir hikaye olmuş resmen…hikayenin sonunda gozyaslarima zor hakim oldum.yeni hikayelerinizi bekliyor olacagim.yureginize sağlık😊

  5. Hikayeniz öyle güzel yaşattı ki duyguları, bir kitabın sayfasını okuyor gibi devamını bekledim.Hikayelerinizin sıkı bir takipçisiyim yeni hikayenizi sabırsızlıkla bekliyorum.

  6. Emeğinize, kaleminize sağlık Hicran Hanım. Yine çok başarılı bir öykü ortaya çıkarmışsınız. Yeni öykülerinizi merakla bekliyoruz.😊

  7. Çok vurucu bir anlatım ve kurgu yakalamissiniz. Ayrica okuyucuyu bogmayan akıcı bir üslubumuz var tebrik ediyorum sizi. Zevkle okudum ve çok etkilendim. Kaleminize sağlık.

  8. Tam bir betimleme şov. Önemlisi de sıkmadan. Yalniz bu bir hikaye gibi değil de romandan bir alıntı gibi. Yani tadın damakta kalan cinsinden. Sanki bir roman yazarının eserinden bir bölüm sunması şeklinde olmuş. Bir gün Ray Braudbury itfaiyeci adında kısa bir roman yazar. Basımevi ona yazdığı 25.000 kelimelik kitaba bir 25.000 kelime daha eklediği takdirde ortaya çok güzel bir roman çıkacağını söyler. Ve Braudbury’de oturur söyleneni yapar. İşte o efsanevi distopya örneği Fahrenheit 451 böyle ortaya çıkar. Yazmak emek ister. Kolay değildir. Umarım bir gün kitabınızı okurum. Emeginize sağlık

    • En sevdiğim yazarlardan Ray Braudbury. Fahrenheit 451 kitabını da keyifle okudum. Kitap yazmak uzun mesafeli bir koşu. Koşunun henüz çok başındayım. Güzel dileklerinizle beni çok mutlu ettiniz sevgiler….

  9. Ne kadar güzel bir anlatım.İnan ki burnumun direği sızladı.Yazdığın her hikayeyi sanki okumuyorum da seyrediyormuşum gibi geliyor.Betimlemeler o kadar iyi ki okurken kendimi hikayenin ortasında buluyorum..Bir solukta bitiyor ve ben hüznümle başbaşa kalıyorum.Bence bu bir fragman ve ben bu filmin tamamını bekliyorum 👏🏻👏🏻👏🏻

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.