BANA O LAFLARI SÖYLEMEYECEKTİN / Ayten Kaya Görgün


Raflardaki kitapları inceler gibi görünürken ona dedim ki, “Şimdi bir telefonumla yarım saat içinde evini başına yıkacak, yayınevlerine göre dizdiğin kitapları yerle bir edecek otuz kırk adam toplayabilirim. Hem de her çeşidinden, pala bıyıklı, badem bıyıklı, kel, şişman, dişlek…” Söylediklerime müzik çaların önünden gülümseyerek baktı, “Nasıl yani,” dedi.

Rahatlığıma kendim de şaşırdım, sırtımı kitaplığa verip elimdeki şiir kitabından rastgele açtığım bir sayfadan ilk dizeyi okuyuverdim “Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna.”* Sonra dönüp ona dedim ki, “Benim kim olduğumu bilmiyorsun.”

Böyle gizemli konuşmam hoşuna gitmişti, bunu dudağının kenarındaki derin çizginin kıpırtısından anladım. Sanırım kafasında yazmaya başladığı bir öykünün kapısından içeri girmişti. Belki de arayıp da “Kahve içelim mi” dediğimden onu arabayla avm’nin önünden aldığımdan beri içinde yeni bir öyküye başlamıştı. Kahve için mutfağa giderken ben de arkasından gittim.

“Kahveyi makineden değil, ben cezvenin hatta mümkünse bakır cezvenin kahvesini severim,” deyince kahve makinesinin yanından uzaklaşıp elinde bakır cezveyle karşıma dikildi, şimdi oldu mu der gibi bakarken işaret parmağıyla burnumu sevdi.

Mavi desenli fincanla cezveye suyu ölçülü koyarken dönüp omzunun üstünden “Söyle bakalım güzel kadın sen kimsin?” dedi.

  • Ahmet Telli

Bu kez sırtımı mutfak kapısına yaslamış sivri topuklu ayaklarımı önde çarpı yapmıştım, “Hakkımda çok az şey biliyorsun, evli ve bir çocuk annesi, kocasıyla arası limoni ama ben senin hakkında neler neler biliyorum. Tanıştığımız günden sonra gidip tüm kitaplarını aldım. Ayıbımı kapattım, (İyi bir okur olarak adını hiç duymadığıma şaşırmıştı) Aşk öykülerinin yazarı, kadınların sevgilisi… Sen İnci Babayı bilirsin değil mi?” Kalın kaşlarını gözlerinin üstüne yıktı, o da kim dercesine baktı. “İnci Baba hani ünlü mafya babası, bana sen cansın derdi, beni öyle severdi. Ona o kadar yakındım. Ölmeden önce beni Topal Ahmet’e emanet etti. Hani senin de tanıdığın hatta çok sevdiğin Mavi Rıza’nın ölüm emrinin verildiği gün aynı masadaydık Ahmet Abiyle…”

Kahvenin köpüğünü toplayana dek beni dikkatle hatta neredeyse ağzı açık dinledi.

“Sen bütün bu insanları nereden tanıyorsun,” diye sordu. “Benim ailem çok geniş, biraz da karışık  baba tarafım…”

Sonra dalmış gibi yapıp mutfak balkonundan ormanın ortasında kalmış gölü izledim, “Manzaran çok güzelmiş, çok da sessiz, bu manzara ahraza şarkı bile söylettirir,” deyip başka dala atladım. Oturduğu yerden kalktı gelip belime sarıldı, ensemi kokladı, koklamadı içine çekti. Karşı koydum, bir an düşündüm, bunu gerçekten yapmak istiyor muydum? Düşünme kızım Selçuk bunu çoktan hak etti.

Mor çarşafların arasında kaybolduk, en çok burnuna bayıldım koklanmadık, içine çekmediği tek noktayı bırakmadı tenimde.

Gömleğimin düğmelerini iliklerken yataktan beni izliyordu “Keşke hemen gitmesen, yan yana bir az daha yatabilseydik,” dedi. Bu kez gidip ben onun burnunu sevdim “Olmaz, daha çocuğa yetişeceğim kreşten gelecek,” deyip ayakkıbılarımı alıp fırladım. Ben çantamı toplayıp banyoya girerken o da giyindi. Tam kapıdan çıkarken beni sertçe duvara yaslayıp dilini ağzımın içinde dolaştırdı.

Yol boyunca direksiyondaki parmaklarımı, boynumu seyredip durdu, “Boynun çok güzel,” diye başlamıştı ki romantizminin içine edip arabayı sağa çekip dörtlüleri yaktım “Burası sana uyar mı?” dedim. “Beni sürekli şaşırtıyorsun,” dedi gülümseyerek. “Tekrar ne zaman buluşuruz?” diye sordu. Gözlerinin içine bakarak “Bunun tekrarı yok,” dedim. Çok şaşırdı “Nası yani?” diye hayretle sordu. Tane tane, kelimelerin üstüne basarak “Bir dahası olmayacak,” dedim.  Kaşları çatıldı, “Kocana kızdın, beni kullandın değil mi?” dedi, sinirlenmişti. “Evet, seni kullandım, hep erkekler mi kadınları kullanacak?” Yüzüme doğru eğilip işaret parmağını sallamaya başlayacaktı ki “Siktir git, çabuk in aşağı!” deyince ne yapacağını bilemedi, şaşırdı, ters köşe olmuştu. İnerken kendi kendine bir şeyler söylendi duymadım bile.

Tunç’a yetiştim, servisten alır almaz eve çıkmadık, sitenin parkında kaydık, kovalamaca oynadık.

Selçuk gece geç geldi, son birkaç gündür yaptığımız gibi evin içinde iki yabancı hatta iki domuz gibi dolaştık. Mor çarşaflardan haberi olmayacaksa bunu niye yaptım ki diye düşünürken hiç farkında olmadan gözlerimi ona dikmişim. Başını bilgisayardan kaldırıp “Ne var, bir şey mi diyeceksin, niye öyle bakıyorsun?” dedi. “Yok bir şey,” dedim. Yatmak için kalkıp Selçuk’un önünden geçerken “Keşke bana o lafları etmeseydin,” dedim. Karşılık vermedi.

Dişlerimi fırçalarken aklıma geldi, bilgisayardan topladığım, aldığım mafya notlarının hepsini yatmadan önce yırtıp attım.

1 Yorum BANA O LAFLARI SÖYLEMEYECEKTİN / Ayten Kaya Görgün

  1. Öyküyü okurken gerçeğin peşine düştüm;bir koşuşturmadır başladı aramızda.Soluk soluğa kaldığım bir andı ki,ayağıma bir şey dolandı,düşüverdim. Dönüp,baktım, kim bu,diye. Ne göreyim,mafya bozuntusu kız,değil miymiş. Dikkatli olalım,seri intikamlar alıyor… Çok keyif aldım Ayten Hanım,tebrikler!..

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*