Bana Kalan Çukur / Erdem Erol

Havanın ayazı, en sert tokatlarından birini attı yeni tıraşlı yüzüme. Elmacık kemiklerim ılık ılık sızlamaya başlarken yüzümü hareket ettirme ihtiyacı duydum. Boynuma doladığım atkıyı yavaşça yüzüme doğru çektim. Sonbahardan kış mevsimine geçilen bu aylarda, güneş batmaya başladığında sert rüzgâr iyiden iyiye hissettiriyordu kendini. İzmarit motifli parmaklarımı, yaktığım sigarayla bir nebze olsun ısıttım. Buralarda ağaçlar yapraklarını çoktan dökmüştü. Tepemdeki çıplak ağacın dibinde kenarlarını yırtarak düzleştirdiğim kartonlarsa, çift kişilik koltuk gibi duruyordu altımda.

Dibinde oturduğum ağacın hemen az ilerisinde bir su birikintisi gördüm. Tertemiz pırıl pırıl, esen rüzgârla birlikte titreye titreye içime dolmak istiyordu sanki. Tam eğilip içime çekecekken, yüzüm düştü birden suyun üzerine. O berraklık, üzerine düşen siluetimle birlikte dağıldı. Su çirkinleşti. O çirkinlik, verdiğim karardan bir kez daha emin olmamı sağladı. Vakit kaybetmek istemiyordum. Tam da o su birikintisinin yanından kazmaya başladım. Her kazma vuruşumda daha da sertleşti toprak. Kokusu gitgide daha fazla yoğunlaştı.

Hayatta her sorgulama bir inkârı doğurur. Doğup büyüyen inkâr da derin yalnızlıkları filizlendirir. Bu yalnızlık içinde var olmaya çalışan insanlarınsa hayatında tutunacağı iyi kötü bir şeyleri olur. Ama benim birkaç eski dost ve şu ağaç altlarındaki sığınaklarımdan başka hiçbir şeyim yok. Evet, şimdi ölümüme neden olacak bir işle uğraşıyorum. Aylardır içinden çıkamadığım açmazlar bilhassa gece yarıları iyice esir almaya başladı beni. Doğan her yeni gün de bir çare olmadı bu sıkıntılara. Artık uyuyamamaktan korkar olmak mı aldırdı bana bu kararı bilemiyorum. Kazdığımda büyüyen çukurdan korkmuyorum. Başka bir dünyanın varlığının tadına varmak gerek. Damarlarımdaki kan zikzaklar çizerek yavaşlamalı. Kadifeden yumuşak bir el beni omuzlara kaldırmalı.

Ben kazma işini bitirip bedenimi çukur içine sığdırma hesaplarını yaparken uzaktan iki araç, olduğum tarafa doğru gelmeye başladı. Kimlerin gelmekte olduğunu araçlar iyice yaklaştığında anladım. Yıllardır yiyip içtiğimizin ayrı gitmediği, birlikte okuduğumuz mahalleden arkadaşlarımdı gelenler. Ne kadar her durumumda yanımda olmaya çalışsalar da imkân tanımadım onlara bunca zaman. Ailemi o kazada kaybettikten sonra her şeyim olmuşlardı ama izin vermiyordum perdelerimi kaldırmalarına. Birçok defa beni böyle takip edip olur olmaz zamanlarda karşıma çıkmışlıkları vardı. Bu sefer daha kalabalıklardı üstelik.

Araçtan önce Aykut indi, ardından diğerleri. Yanıma yaklaşıp ne yaptığımı anlamaya çalıştılar önce. Sonra sırayla yanaşıp kazdığım çukurun içine baktılar. Boyunu, derinliğini iyice tartıp neden kazmış olabileceğimi düşündüler. Gariplerine gittiği yüzlerinden okunuyordu. Aykut öteki vukuatlarımdan haberdar olduğundan bir şeyleri anlamış gibiydi.

“Biz seni bunun için mi yalnız bıraktık bu kadar zaman. Ne dengesiz adammışsın lan sen. Yazık! Biz de diyoruz ki adamı bunaltmayalım, yalnız bırakalım da kafasını dinlesin,” diye bağırdı.

İki adım geri çekilip, “Defolun buradan!” diye bağırdım ben de. Benden bu cevabı hiç kimse beklemiyordu şüphesiz. Aykut’un söylediklerinden sonra diğerleri de olan biteni anlamaya başlamıştı ve şaşkınlıkları öfkeye dönüştü.  “Hadi birader bu kadar yeter, çabuk kalk gel bizimle,” diye devam etti içimizdekilerden en inançlısı Murat.

“Bizi hiçbir zaman yalnız bırakmaman lazım. O anlattığın ‘hayatıma başka bir âlemde devam edeceğim’ yalanıyla kendini kandıramazsın. Sen de bizimle geleceksin, buradan gideceğiz. Mahallede herkes seni bekliyor bak. Kendinle oynadığın bu oyunla yeni baştan doğamazsın, artık vazgeç. Az kendine gel be kardeşim!” diye devam etti Aykut.

İçimden avazım çıktığı kadar bağırmak geldi. Şimdi burada beni bıraksalar kendi verdiğim kararı uygulasam… İlk uykumdan uyanmış gibi hissetsem. Anamdan emdiğim süt burnumdan fitil fitil gelmemiş olsa.

“Ya hadi bak kardeşim, canına kıyarak hiçbir şey elde edemeyeceksin sen de biliyorsun. Hem ölsen kimden neyin öcünü alacaksın. Çaresizliğini, kafasızlığını herkese ilan etmiş olacaksın. Delirdi, sonra da kendini kazdığı çukurun içinde öldürdü diyecekler. Senin gibi hayatta yalnız kalan, sorunlarını aşmakta zorlanan herkes intihar etse ne olacak bu dünyanın hali,” dedi Murat.

Diğerleri de araya girdi:

“Bak biz seni iki günde adam eder kendine getiririz.”

“Di mi ya. Elbette kardeşim, biz varız oğlum senin yanında, dostların var. Daha neler var hayatta yaşanacak. Bak, tamam ulan tamam. Ayarlayacağım sana Meltem’i de, hadi iyisin şerefsiz.”

Gülüşmeler… Uzun zamandan sonra ilk defa hepimiz aynı şeye güldük. İyi gelmiş, bir an için kendime dışardan bakmamı sağlamıştı bu gülüş. “Ulan Kerim, ne adamsın hiç değişmeyeceksin.”

“Hem sen nasıl bir dünya istiyorsun hala anlamadım abi. Görülmemiş, duyulmamış, yaşanmamış bir yer istiyorsun. Var mı öyle bir yer? Var olsa babamın yıllarca bize bu yaşattıklarına, anneme yaptıklarına boyun eğer miydim? Hadi bırak burayı böylece gel bizimle. Dönelim mahallemizdeki yaşantımıza. Değil mi Murat?” diye devam etti Aykut bu sefer yüzünde tebessümle.

“Tabi öyle kardeşim. İlerde hayattan öyle hoşnut olacaksın ki belki de bize dua edeceksin. Toparlamakta zorlanıyorsun, yalnızlık içinde yoruluyorsun eyvallah. Ama artık biz varız yanında.”

Elini uzattı Aykut “Yarın sabah gözünün biri çapaktan yarı kapanmış bir halde uyandıracağız yine seni. Hem öyle bir daha şu köpek öldüren şaraplar da içirmeyeceğiz sana, o iş bende,” diyerek koluma girdi. Diğerleri kardeşçe sırtımı sıvazladı. Seslerinde bir güven vardı buradakilerin, bir inanmışlık dalgası. Onları tanımış olmanın verdiği umutla birer birer yanlarına gittim. Konuşmadan ellerini sıkarak yanımda olmaları adına teşekkürlerimi sundum. Sonra kendimi daha iyi hissederken araçlara binip hep birlikte yola koyulduk.

Zamanla her geçen gün kendimi daha da iyi hissetmeye başladım. Okuluma düzenli olarak gitmeye devam ediyor, sonrasında dostlarımla vakit geçiriyordum. Okul çıkışları Murat’ın ağabeyinin kırtasiyesinde akşama kadar çalışıp harçlığımı da çıkarıyordum.

Aylar sonra, mayısın sonlarına doğru, sabaha karşı ilçenin dışındaki boş arazide bir erkek cesedinin bulunduğu haberi geldi. Haberi duyar duymaz mahalleliyle sokağa fırlayıp olayın olduğu yere gittik. Olay tam da benim hayatın köşesinden döndüğüm yerde, kazdığım çukurun içinde meydana gelmişti… Bizden önce olay yerine gelenler beni görür görmez kollarıma girip omzumu sıvazladılar. Hepsinin gözlerinde öfke dolu gözyaşları, sanki bunun böyle olacağını biliyor gibiydiler. Sonradan öğrendik ki evde önce babasını vurmuş, sonra bu çukura gelip kendini… Ulan Aykut, hani bana bir daha köpek öldüren şarap içirmeyecektin.

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2yR4Gmu

4 Yorum Bana Kalan Çukur / Erdem Erol

  1. “Hayatta her sorgulama bir inkârı doğurur. Doğup büyüyen inkâr da derin yalnızlıkları filizlendirir. Bu yalnızlık içinde var olmaya çalışan insanlarınsa hayatında tutunacağı iyi kötü bir şeyleri olur. Ama benim birkaç eski dost ve şu ağaç altlarındaki sığınaklarımdan başka hiçbir şeyim yok.” İçimizdeki bu yoğun düşünceleri sözcüklerle dile getirdiğiniz için teşekkürler. Herkesin kendisinden bir parça bulacağı bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Çok güzel. 👏🏼👏🏼👏🏼

  2. Kalemine sağlık, bazı noktalar var ki derin kurcalıyor okuyucuyu. Tebrik ederim. Yeni öyküleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.