garip
garip
garip

Bahara Selam Kampı / Nefel Özhan – Gülden Kalyoncu

01 Mayıs 2019 1
reklam

Bahar geliyor, peki baharı nerede selamlasak? Doğanın içinde kuş sesleri arasında, bir kamp ateşiyle? Bu fikir bize de harika geldiği için topladık çadırları kamp atmaya gittik. Kamp yapmak yerine  kamp atmak teriminin kullanıldığını daha önce kamp yapmış herkes bilir. Eğer bir çadırınız varsa özgürsünüz demektir ve çadırınızı attığınız yer sizin evinizdir. Doğa sizi kucaklar ,geceleri size yıldızları sunar, hem de şehirde göremeyeceğiniz kadar çok yıldız… Doğa size heyecanı da huzuru da bir arada sunar. Bu duyguları bir arada yaşayabileceğimizi düşündüğümüz kamp alanlarından biri Yalova Erikliydi.

İstanbul’a oldukça yakın olan Erikli Yaylasına gitmek için iki seçeneğiniz var; biz deniz otobüsüyle gitmeyi tercih ettik; hem uygun hem de çok kısa bir sürede kamp alanına varmanız mümkün. Sabah erkenden heyecan içinde yola çıktık; baharın ilk kampı için sabırsızlanıyorduk. Deniz otobüsüne bindik ve sadece 45 dakika içinde Yalova merkeze vardık: Erikli yaylasına gitmek ise yarım saatimizi aldı. Yaylaya çıkınca birden her şey değişiverdi sanki, aldığımız nefes bile…

Karanlık çökmeden çadırlarımızı kuracağımız iyi bir yer belirlememiz gerekti. Suyun sesini duyabilmek için akarsu kenarında kurmaya karar verdik. Tabii gece serin olmasını da göze alarak.

Eğer kamp yapmak istiyorsanız ekipmanınızın iyi olmasına dikkat edin. Bu konforlu bir kamp geçirmeniz için gerçekten bu çok önemli. Çadır, uyku tulumu, ve mat kamp için temel ihtiyaçlar arasında. Diğer ihtiyaçlar ne beklentiniz olduğuyla doğru orantılı ama kamp yapmak bence fazlalıklardan; fazla düşüncelerden, fazla eşyalardan ve fazla insanlardan sıyrılmak için iyi bir araç, o yüzden de minimal düşünmek bizce en mantıklısı. Her şeyden biraz biraz ve küçük küçük almak aslında az ile de yaşanabildiğini size hatırlatabilir ve kamp yaparken aslında ihtiyacımız olanın modern dünya hayatının bize sunduğu şeyler olmadığını da fark etmemizi sağlıyor.

Çadırımızı kurduktan sonra kampın olmazsa olmazı kamp ateşimiz için çalı çırpı ve kütük aramaya başladık. Gecenin soğuğunu ancak ateş ve tatlı sohbetlerle kırabilirdik. Bu ateş bizi hem ısıtacak, hem besleyecek, hem de derin düşüncelere daldıracaktı.

Ateşin başında oturduğunuzda hayatınızın  muhasebesini yapıyorsunuz. Unutmaya çalıştığınız kim varsa, değiştirmek isteyip değiştiremediğiniz ne varsa bir bir aklınıza düşüveriyor. Yeni kararlar alıyorsunuz; ateş rahatlatıyor, huzur veriyor neredeyse cehenneme özendiriyor. Dünya ateşi çekiyor kendine ama iyi anlamda. Sonuçta ateşin icadı da insanlık tarihinde bir dönüm noktasıyken günümüzde hayatımızdaki kırılma noktalarımızı fark etmemizi sağlıyor. Ateş insana kötü gibi düşündüğümüz şeylerin aslında bize faydalarda sağlayabileceğini gösteriyor, ateş yakar ama ısıtır da. Eğer bakış açınız hayatın yakıcı ve eziyetli bir şey olduğu yönündeyse o zaman ateşin faydalarını ıskalamışsınız demektir. Geceyi ateş başında geçirmek işte bunlara yarıyor.

Gecenin sonunda biraz yıldızları izledikten sonra çadırımıza geçiyoruz ve kampa giderken bir el feneri mutlaka bulunduruyoruz yanımızda. Uyku vakti geldi, temiz hava rahatça uykuya geçişimizi sağladı, gecenin sessizliği de ninnimiz oldu.

Bir kamp sabahına uyanmak kozadan çıkan kelebek gibi hissettirebilir insana, çadırın fermuar sesi bütün engelleri aşabilirim hissiyatını verir. Çadır kapağı açılır açılmaz içeri giren güneş ise yaşadığını hissettirir insana hem de iliklerine kadar.

Yeniden bir kamp ateşi yakılır sabah kahvesi için. Köpüklü bir Türk kahvesinin yerini hiçbir şey alamaz. Közde ağır ağır pişerken o kahve bu seferde yavaş yavaş olan şeylerin daha iyi ve güzel olduğunu fark eder insan. Kahve kaynar, ağır ağır bütün yorgunluklarımızı, bütün biriktirdiklerimizi de kaynatır sanki. Evet insan bir çok şey fark eder doğada, bu hızlı metropol hayatının içinde kaybolduğumuzu, aceleden birbirimiz ile selamlaşmadığımızı hatta kırk yıllık hatırı olan kahvemizi içecek kadar bile vaktimiz olmadığını hatırlatır bize. Kapitalistlere göre kamp yapmak tehlikeli bir şey bile olabilir çünkü insanı gerçeklere uyandırır…

Kahve keyfimizi yaptıktan sonra biraz yürüyüş yaptık ve doğal güzelliklerin tadını çıkardık.

Dönüş vakti geldiğinde eve dönmek istemeyen çocuklar gibiydik çünkü bizim gerçek evimiz doğaydı, oyun alanımız ormandı, bizi bedenen ve ruhen besleyen her şey oradaydı… Çadırları topladıktan sonra deniz otobüsüne doğru yola çıktık. Biletimizi akşama aldık. Böylece gün batımını da izleyebilirdik.

Fotoğraf: Nefel Özhan – Gülden Kalyoncu

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Arzu Ceviroğlu

Kizlar harikasiniz.. Sizi seviyorummmmm❤❤❤

YAZARLAR