ümraniye escortkadıköy escortataşehir escortsikiş izlebrazzers izleporno izle

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Bahar Uysal / Hayal’e

01 Haziran 2019 0

Bir başkası ya da öteki, neyi söylesem eksik kalacak sevgili Hayal. Bitmez tükenmez gidiş gelişlerin, ego yarışlarının, hayatın kıvrımlı yollarından sızıp gelen büyük sınavların bitkin bir tanığı oldum gün geçtikçe. Her şey hızlıca tüketilmiş, anlamını yitirmiş, sıradanlığın sığ denizinde kalmış.

Uzun zaman önce, kendi kendime duygularımın geçirgenliğini kaybettiği bir dünya oluşturmayı nihayet başarmıştım. Şimdi ne değişti? Duygularım ansızın bir gece vakti hacmini genişletip beni rahatsız etmeye başladı. Uykularım kaçtı. Geçen gün bir arkadaşıma anlattım bu durumu. ‘Beni mi anlatıyorsun?’ dedi. Ay’ın hareketlerinin insana sunduğu akıl almaz manzaradan bahsetti. Hayatımın seyrini değiştirecek güçte olan Ay’ın enerjisi, saklı duyguları gün ışığına çıkarabiliyormuş. Ürperdim. Toprağı besleyen görünmeyen yeraltı suları geldi aklıma. Görünmeyen, hayatımı dolaylı yönden etkileyen her şey zihnimde sıralandı bir bir. ‘Geçiş mevsimleri de kalıcı izler bırakıyor insanın ruh hallerinde,’ diyerek felsefi bir yorum yaptım. Gülüştük. Nostaljik eşyalarla dolu olan kafede, kahvemizi içtikten sonra vedalaştık.

O gece şehirden ayrılırken, otobüste Lautreamont/Maldoror’un Şarkıları kitabımı kaybettiğimi fark ettim. Hayıflandım kendime. Ah bu unutkanlığım! Ne zaman kısır boşluk döngüsünde yüzsem, bu kitabın kapağı beliriyor karşımda. Kitapların da görünmez güçleri var Hayal. O sadık dostların, bazen bir çıkış yolu gösterdiğini bazen de unutmak istediğim takıntılarımdan kurtulmak isterken, o duyguları hiç olmadık bir yerde hortlattığını gördüm. Sanırım o kitabı yeniden almalı ve içindeki gizli işareti bulmalıyım. Sonra da sana anlatmalıyım. Biliyorsun biriktirdiğim her şey, sana anlatınca gerçeklik kazanıyor. Yoksa yaşanmamış gibi hissediyorum. Ama bunun da denizin yüzeyinde geceleri beliren yakamoz gibi, anlık ve geçici olduğunu bilmek ne tuhaf! Bu korkunç gerçeğin ruha, bedene sirayet eden yankılarıyla yaşamak ne kadar zor. Hayatı ekip, biçmek, düzenlemek ve onu kaybedeceğini bile bile ona sarılmak…

Geçen gün iş çıkışı, semt pazarına uğradım. Pazarın girişinde ellerinde küçük çimento el arabasıyla, alış veriş yapanların poşetlerini evlerine kadar taşımak isteyen çocuklar üşüştü başıma. İçlerinden biri, bırakmadı peşimi. ‘Abicim ne olur geleyim.’ Gözlerinin karası, yanık esmer teninde kaybolmuştu. ‘Aslında çok fazla bir şeyler almayacaktım ama sen yine de takıl peşime’ dedim. Islak halde istiflenmiş yeşilliklerden, mevsim sebzelerinden, meyvelerinden azar azar doldurdum poşetlere. Arabacı çocuğa, pazarın bitiminde kendine yer bulmuş limonatacıdan, limonata ısmarladım. Ahşap kürsüleri çekip, oturduk bir köşede. Babası genç yaşta beyin kanaması geçirip felç olmuş, yatalak bir halde yaşamını sürdürüyormuş. Evlere temizliğe giden annesi, kendinden ufak iki de kardeşi varmış. Buradan aldığı harçlıklarla evin günlük pazar ihtiyacını görüp, öyle geçiyormuş iki odalı evlerine. ‘Bugünkü pazarını ben yapayım’, dedim. ‘Yok, abi ben akşama kadar çalışıp yaparım’ gibisinden üstelese de, dinlemedim onu. Sebze, meyve, yeşillik doldurdum poşetlere. Semt pazarı toplandıktan sonra eve götürmesi için, babasının eski ahbaplarından birinin tezgâhının altına sakladık poşetleri. Onun kara gözlerindeki şükran dolu ışıltı, dünyamın karanlıklarını bir anlık da olsa sildi Hayal! Okul çıkışında soluğu burada alarak evine ekmek parası götürme tasasını yaşayan bu küçük çocuk için de, dünya zor. Zehirlenerek katledilen köpekler için de, ağaçsızlıktan yuva bulamayan kumrular için de, sevgi açlıklarını öldürücü bilgisayar oyunlarıyla yok etmeye çalışan masum çocuklar için de…

Herkesin gittiği yol, ayrı gibi gözükse de, toprağa nefes alacak yer bırakmadan amansızca inşa edilen evler bambaşka gibi dursa da; ortak acılar durağında ağrılarımızın onulmaz sesiyle birbirimizi tanıyoruz. Bakışlarımız ürkek, kalbimiz ağrılı… Kimsenin derdi, kimseden az değil… Yalnızca bazıları yaralarına daha çok merhem arıyor ya da daha çok şefkat bekliyor. Bu arayışın sonu hazin olunca, bu sefer yaralarını unutturacak, uyuşturacak dünyalar bulmaya çalışıyorlar. Denizlerinin kara suları kendilerine doğru çekilince, kumsalda aynı acılar kalıyor. Sen de görüyor musun o acıları Hayal?

Gittikçe büyüyen bu sesleri duymamak için tutunuyoruz bir şeylere. Teselli arıyoruz usanmadan. Bakıyoruz ki teselli bulmak için uzandığımız her dost eli, daha çok teselliye muhtaç. Ama bazıları tez zamanda kanıksamış her durumu. Ben hala, beklenmedik bir olayla karşılaşmış bir insan ifadesiyle bakıyorum hayata. İçinde bulunduğum duruma şaşkınlığım geçmeden, başka bir şaşkınlığın içinde buluyorum kendimi. Hayata şaşkınlığım, iyi yönde olsaydı belki aşardım kendimi.

Bugün göz kapaklarımda vuku bulan yorgunluğu en taze haliyle göz kapaklarımda gördüm. Kronik bir hastalık haline dönüşen yorgunluğuma bir çare bulamıyorum. Meditasyonlar, bitki çayları, dua ritüelleri, vitaminler… Yüzüm yükleriyle kamburlaşan bir Sisifos’un duyulmayan çığlığında saklandı. Her şeyi açık biri, oyunlarda acemi biri saklanamaz hâlbuki.

Sen yüzünü bunca hengâmenin içinden ayırt edebiliyor musun Hayal?

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LSvE



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR