Bağıtçı / Semrin Şahin

Ev sessizdi.

Karısı zorla mindere oturttu Kıymık Necati’yi. Gecenin iyiden iyiye köyün üzerine indiği saatlerdi. Aysel elindeki kuru gül dalını birkaç parçaya bölüp bakır çanağa attı, uzun bir kibritle tutuşturdu dalları. İnce bir duman sardı evin sessizliğini. Alev, çanağın dışına taşıp aynı hızla dibe doğru çekildi, yerini kızıl bir kora bıraktı.

Aysel elindeki maşayla çanağın içini karıştırıp külleri dağıttı yavaşça, parmaklarının arasında iyice ezip una çevirdi. Necati homurdanırken başka bir tastaki duru suyu adamın başında gezdirdi Aysel, mırıldanarak bir şeyler söyledi.

Necati karısının bu işlerle uğraşmasına alışamamıştı. Şimdi uyarsa kavga kıyamet kopacaktı evde. Susması gerektiğini yineledi içinden. Kadın külü yavaş yavaş suya serpti. Anlaşılmaz bir dilde mırıldanmaya devam etti. Sesi bazen yükseliyor bazen alçalıyordu.

Necati yerinde kımıldandı. Huzursuzdu. Dizlerini karnına doğru çekmiş iki büklüm oturuyordu karısının önünde. Aysel ilk önce mat tortuların ağır ağır dibe çökmesini bekledi, sonra da usulca gözlerini kapattı. Mırıltıları gittikçe arttı evin içinde. Doğunun bütün gizleri bedenini ele geçirmiş gibi hızla eğilip kalkmaya başladı. Sanki ruhunu teslim etmeye hazır gibi kollarını yukarı kaldırdı. Hırıltılı konuşmalarının ardından soluğu hızlandı ve aniden gözlerini açtı Aysel.

Ev sessizliğini korurken Kıymık Necati’nin yüzüne doğru eğilerek “Ah be Necati’m, iyi saatte olsunlar musallat olmuş sana,” dedi. “ Geceleri bilmediğin yerlere gitme, besmelesiz hiçbir yere ayak basma demedim mi kaç kere?”

Kıymık Necati karısına geceleri uyuyamadığını, garip gölgeler gördüğünü anlattığına çoktan pişman olmuştu. Bir süredir karısı bu tür işlere merak sarmıştı. İlk başlarda kendine uğraş edinmek istediğini düşünüp karısına ses çıkartmamıştı. Şimdi ise kadın büyüden, cinden, periden söz etmeden bir gününü geçirmiyordu.

Huzursuzca kıpırdandı olduğu yerde, “Uzatma da bittiyse kahveden bekliyorlar, gitmem lazım,”  dedi.

Aysel istifini bozmadı.

“Daha bitmedi, bu suya kurşun dökeceğim şimdi,”

Masanın kenarından çarşafı aldı. Adamın üzerine örttü.

“İçinden dua oku, boş durma!” diye dürtükledi onu.

Necati “La havle…” çekerken bakır kepçeye kurşun koydu Aysel. Ocağı yakıp yine kaldığı yerden mırıldanmaya devam etti. Arada bir sesini yükseltiyor sonra sözcükleri yutup tekrar mırıltıları odayı dolduruyordu.  Bir elinde tas, diğer elinde de kurşunlu kepçe kocasının başının üzerine geldi. “Fela nas oku içinden.” dedi. Kendi de yüksek sesle besmele çekip Kuran’dan ayetler okumaya başladı.  Tasın içine erimiş kurşunu bıraktığında bir cızlama doldurdu odayı. Zift gibi dibe çöken tortu koyu grimsi bir renge dönüşüp kalıplaştı bir anda.

Aysel kocasını ayağıyla dürtüp “Kalk!” dedi.

Tasın içinde yüzen maddeye baktı. Küllü suyun rengi iyice bozarmıştı. Tasın içine daldırdığı eliyle kalıplaşmış kurşunu çıkartıp suyunu silkeledi. Uzun yassı şekli evirip çevirdi. Sesini kalınlaştırıp “Beni elçi seçmişler,” dedi. “Bağıtçın benim bundan sonra. Kötü ruhlar çevrelemiş seni. Onların büyüsünü ancak ben bozabilirim.”

Elindekini masaya bırakıp bir süre düşündü Aysel. Necati ayağa kalkmış üzerini düzeltiyordu.

Fısıltıyla “Puslu zamanların bağıtçısıyım ben,” diye tekrarladı Aysel.

“Bu kurşun tutmadı. Uğursuzluk gitmez böyle. Bir daha dökeceğim.”

“Valla senin hurafelerinle uğraşacak değilim,” dedi Necati, kalkıp tuvalete gitti. Tuvaletten döner dönmez dışarı çıkacaktı ama Aysel onu yakaladı, tekrar abdest aldırdı. “Eğer dediğimi yapmazsan bütün köyü başımıza toplarım, rezil ederim seni” dedi. Necati mecburiyetten abdest almaya gitti. Aysel adamın arkasından bakarken sayıklamalı bir ruh hali içindeydi. Göğsünün tam ortasında büyüyen bir siyahlık vardı Aysel’in, şiştikçe şişiyordu içi.

En büyük kepçeyi alıp kurşunu bolca koydu. Odaya dönen Necati söylene söylene çarşafın altına girdi.

“Bir kere yaptın işte, yetmedi mi be kadın!”

“O küçücük kurşun sendeki nazarı bozamazdı. Onların gözü var sende. Onu da ancak daha çok kurşunla halledebilirim.”

Aysel içinde kendisini boğmaya çalışan hisse karşı derin derin nefes aldı. Ocakta kurşunu eritti.  Kurşun eriyince kepçenin kenarına kadar geldi, taşmasından korksa da tam sınırda kaldı koyu sıvı. Dökmemeye çalışarak Necati’nin başına geldi.  Çarşafın ucuna bastı yanlışlıkla. Bir elinde tas bir elinde kepçe, çarşafı düzeltmeye çalıştı Aysel, ama olmadı.

Necati “Bırak onunla uğraşmayı da çabuk ol! Kahveden bekliyorlar beni,” diye bağırdı.

Kocasına yanıt vermedi Aysel, sadece öne eğildi. Çarşaf kaydı. Necati’nin saçsız başı göründü. Küllü suya kurşunu dökeceği esnada başı döndü Aysel’in. Tas yere yuvarlandı, erimiş kurşun kepçeden hızla kayıp Necati’nin başından aşağı döküldü.

Adam bir an çığlık attı. Sonra kaskatı kesildi.

Aysel “Necati!” diye çığlık attı.

Ev sessizdi.

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.