garip
garip
garip

Aynadaki Kara Lekeler / Lale Emiroğlu

reklam
01 Ağustos 2019 8

Sıcak, bunaltıcı bir gündü. Önce camdan şöyle dışarıya doğru baktı. Yok yok bu sıcakta dışarı çıkılmazdı. Otur evinde, ne işin var bu havada sokaklarda, dedi. Kışın soğuk, yazın sıcak… Bahar desen, İstanbul’da yakalayabilene aşk olsun. Gezmek, dolaşmak, İstanbul’un keyfini çıkartmak için emekli olmamış mıydı? Öyleyse bahaneleri bir kenara bırakıp giyinmeye başlama zamanıydı. Aynanın karşısına geçti. Saçları bembeyazdı, olsun kararlıydı boyatmamaya. Bu gezintiler için aldığı yürüyüş ayakkabılarını da geçirdi ayağına. Nereden başlayacağına karar vermemişti henüz. İstanbul bu, her semti ayrı bir dünya…

Vapur seyahatlerini pek severdi. Atladı vapura. Doğru Eminönü, ondan sonrası zaten gelirdi. Vapurda çayını yudumlarken annesiyle martılara simit atan ufaklığa takıldı gözü. Kendi çocukları… Üçü de ne çabuk büyüdüler. Onların peşinde koştururken farkına varmadan geçen yıllar… Hayat böyle bir döngüydü demek. Şimdi yatalak babası…Annesinin hastalığı, ölümü…İnsan ne zaman rahat ediyor? Ne zaman şöyle bütün sorumluluklardan kurtulup oh diyor acaba? Önceden belirlenmiş ödevlerimiz vardı da bunları yerine getirmek için mi geliyorduk dünyaya? Ödevlerle bitse iyi…Sınavlar da cabası… Bunlar bittikten sonra… Kendimiz için harcayacağımız zamanlara sahip olabiliriz belki. Şimdi kendi için harcayacak zamanı vardı, bunun tadını çıkartmak gerekirdi.

Vapur ne zaman yanaştı böyle? Rotayı çizdi kafasında. Fatih tarafına gidecekti. Eminönü’ne de gelmediği ne kadar uzun zaman olmuş. Otobüs durakları falan… Sordu birilerine. İnsanlar cevap bile vermediler. Oradan oraya koşturup duruyorlar. Herkeste bir telaş. Panik oldu birden. Kalabalık yerlerde oluyordu böyle. Eli ayağı titredi. Düşecek gibi hissetti. Ne işi vardı bu hengâmede? Çıkmasaydı keşke evden. Genç bir kız fark etti halini. Su verdi, yüzünü yıkadı. Koluna girdi. Çabuk topladı kendini. Otobüse kadar da götürdü üstelik. İnsanların vurdumduymaz olduklarını düşünmüştü bir de. Evden uzaklaşmak iyi bir fikir değildi belki de. Çocuklarını ya da kocasını arasa hemen gelip alırlardı. Hayır, bunu yapmayacaktı; yine çaresizliğe teslim olamazdı. O, beceriksiz değildi. Cesaretini topladı. Bindi otobüse. Kıza el salladı minnettarlıkla.

Çocukluğunda babaannesiyle giderlerdi Fatih’e. Hiç bilmediği yerler değildi sonuçta. Yolları karıştırırsa… Sormak o kadar da zor değildi. Burası mıydı onun bildiği Fatih? Eniştesinin dükkânı? Endişelerden kurtulmalı…En sevdiği şey çıktı karşısına. Dondurmacı… Çocukluğundaki gibi vişne sade iki top… Biraz oturduktan sonra kalktı. Aceleye gerek yok ama çok da vakit kaybetmemeli. Dondurmanın tadı damağında, daldı sokakların arasına. Eski semtler… Çok da bozulmamışlar sanki. Bilmediği, tanımadığı sokakların kıvrımlarına bıraktı kendini. Nereye götürürlerse… Aklına gördüğü bir rüya geldi. İçi beyaz boyalı taş bir binanın önünde…Annesinin sesini duyuyor. Binadan içeri girmeye korkuyor. Kalbi yerinden çıkacak sanki. Küt, küt… Bir an önce yanına varmalı. Ona ihtiyacı var. Binanın içi labirent gibi, kulağı annesinde… Labirentte çaresizce dolanıp duruyor. Sonunda uzaktan annesini görüyor. Elini uzatsa yakalayacak gibi…Uzatıyor elini ama tutamıyor. Kayboluyor birden. Attığı çığlıklara uyanıyor. Nasıl bir benzetmeydi bu şimdi? Tabii ki bu sokaklarda kaybolacak hali yoktu. Kaygı, midesinden başlayarak yavaş yavaş vücuduna yayılmaya başladı bile. Burası bir labirent değil. Değil. Korkma! Bunu tekrarlayıp durdu. Bu kadın yaşamı boyunca peşini bırakmayacaktı. Hesabını hiç kapatamadı onunla. Sakin olmalıydı. Geziyorsun ve tadını çıkart, diye hatırlattı kendine. Büfeden aldığı suyu içti. Kontrolü kaybetmedi. Bu iyiydi.

Bulunduğu sokağın sonuna geldi. Sola döndü bilinçsizce. Yarısı yanmış, harabeye dönmüş bir ev…Eğilip içeri baktı. Kırık bir ayna, kara kara lekeler var üzerinde. Öylece duruyor evin isli duvarında. Alev alev yanan bir ev göründü aynada. Çok başlı bir ejderin sayısız ağzından çıkan alazlar binayı yalayıp yutmaya başladı. Aynadaki kara kara lekeler… O da ne, lekeler kayboluyor. Artık her şey açık saçık görünüyor. Sayısını bilmediği kadar çocuk…Hepsi kız…Elbiseleri, ayakkabıları; saçları, elleri yanık içinde. Telaşlılar. Korku içinde, çaresizce kıvranıyorlar. Sesleri yok. Duyan, gören yok. Alevler büyüdükçe büyüyor. Yardım eden yok. Beş ya da altı adam, sayamadı dumandan. Arkalarına bile bakmadan çıkıyorlar binadan. Üzerleri tertemiz. Kapkara gömleklerinin üzerindeki kapkara kravatlarını düzeltip kapkara pantolonlarının paçalarını silkeliyorlar. Üzerlerine bulaşan isten de kurtuluyorlar böylece. Kızlar, dumanın ve yıkıntının içinde …Umurlarında değil… Bu kızları tanıyor. Evet, hepsini hatırlıyor. Yıllar yıllar önce unuttu onları. İçindeki harabede yitip gitmişlerdi. Yitip gittiklerinden beri içinde açılan o büyük boşluk… Aynanın kırık yeri tamamlanıyor.

Kendine geldi. Kalan suyu çıkardı çantasından. Bir dikişte bitirdi. Yürüyecek gücü bulamadı kendinde. Harabe evin karşısındaki kaldırıma geçti oturdu. Avuçlarının içi, saçları terden sırılsıklamdı. Bir kız çocuğu beyaz renkli, yanık giysileriyle geldi yanına. Kucağına oturmak istedi ama itti elleriyle kızı. Diğerleri ise harabe evin kapısından ona baktılar. Gözlerini çevirdi usulca başka tarafa. Öfkelendi. İçinde yitip giden bu küçüklü büyüklü kızlara, onlara yer açamayan kendine. Öfkelendi kapkara giysili, kapkara adamlara. En çok da kızların sessiz çığlıklarını duymayan annesine öfkelendi.

Kocasını ne zaman aradı? Onun kollarında şimdi… Yıllar içinde çoğalan sevgileri… Bu rahatlığa ve güvene bıraktı kendini. Kendini çok hırpalanmış hissetti. Uzun, upuzun yollardan gelmiş bir yol yorgunu… Yaşamının kaybolmuş parçaları… Bir gün yerlerini bulacaklardı. Yaşı da ilerlemişti ama olsun ilerlesin. Kocasıyla, çocuklarıyla geçireceği her bir an için mücadeleye değerdi.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Feyza Melis Kösoğlu

Tebrik ediyorum, yazı çok güzel olmuş; kaleminize sağlık; devamını görmek dileğiyle; bol bol yazın.

Avatar
Yasemin Çelik

Hayat herşeye rağmen yaşamaya değer.Hepimizin hayatında buna benzer olaylar var.Ben çok beğendim.Elinize sağlık.

Avatar
Sibel Kunter

Lale Emiroğlu’nun “Aynadaki Kara Lekeler” adlı öyküsü etkileyici bir öykü.

Başlığı bile tek başına küçük bir öykü..
Siyah, kara imgesi öykünün içindeki acıyı,
Dehşeti verirken yazar yine de “ her şeye rağmem umut”u tercih etmiş hikayenin sonunda..
Ben etkilendim doğrusu…

Avatar
Betül Yurdakul

Çok biz gibi bir hikaye, çok sıcak bir dil ve yumuşacık bir anlatım. Teşekkürler.

Avatar
Sibel Kunter

Güçlü bir başlık, başlığın kilidini açan sözcükler,
Semboller…. çok etkileyici.
Siyah’ın, kara’nın karartmasına karşın güçlü bir umutla yapılan final..
Yolunuz açık olsun..

Avatar
Emine Mahnaz Subaşı

Dili sıcak ve akıcı, betimlemeler çok canlı. O denli hayatın içinden ki. Hikayenin kahramanı şanslı,geçmişe bir sünger çekecek güven ve sevgiyi bulmuş, yeniden hayal kırıklığı yaşayıp, açılan yeni cephelerde mücadele eden öylesine çok ki. Yazarın yeni yazılarını bekliyorum.çok brğendim

Avatar
Mehtap Güngör

Bu derinlikte ve kadar sade bir dil… Geçmişe yolculuk, geçmişteki “ben”e yolculuğu küçük kız imgeleriyle ne güzel anlatmış. Öyle görünüyor ki, edebiyatımız bir yazar kazandı.
Eline, yüreğine sağlık Lale Emiroğlu.

Avatar
Nermin Yiğit

Öykünün başlığında da yer bulan “ayna” imgesi, geçmişle yüzleşme temasını vermek için başarıyla kullanılmış. Bilinç akışı tekniği, zamanda kırılmalar, bilincin zamanı ile evrensel zamanın kesişmesi ve çatışması, dış dünyanın kaosuyla iç dünyanın kaosunun koşutluğu, yolda olma durumu, flaneuse bir öykü kişisi, Elektra kompleksine göz kırpan bir ruh durumu… Kısacası yaşamın ve öykünün labirentlerinin başarıyla çizildiğini düşündüm okurken. Devamını görmek dileğiyle…

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.