garip
garip
garip

Aylak Köpek’le Günahlar Yolunda/ Gönül Malat

01 Temmuz 2019 0
reklam

Sadık HİDAYET’ in, “Aylak Köpek” adlı öykü kitabını elime alır almaz, beni adeta günahlar yolculuğunun içine çekti. Aslında savurdu demek daha doğru.

Tek öykü hariç, öykülerinin hepsi ilk cümlesine bir şehir ya da kasabadan bahsederek başlıyor. Öykünün şehir ya da kasabalarla girişi, okuyucuya, bu gerçek kentlerin kapısını, ardına kadar açarak oralarda hüküm sürmesini sağlıyor. Böylece Aylak Köpek’te yer alan yedi güzel öyküyle yazar,  öykünün temasına uygun ve İran’ın en güzel, en önemli tarihi, turistik yerlerini farklı bir günah eşliğinde gezdiriyor. Adı geçen şehir ve kasabaların bir kısmı tarihi ipek ve baharat yolu üzerinde üstelik!

Budizm’e inanan Hidayet, “Aylak Köpek”te Budizm ve diğer tüm tek tanrılı dinlerde konu edilen, insanı insanlıktan çıkaran davranışlardan, kısaca günahlardan (aslında insanın insana ettiği kötülükler) bahsederek, bizi kendimizle yüzleştiriyor. 

Yazar yedi öykünün yalnızca üçünde kadın karakterlere yer vermiş, ama bu kadınların üçü de “günahkar kadınlar” 

Öykülerin her birinde,  Arnavut kaldırımlı, dar ve ince sokaklarda yürürken, zihninizde bazı kapılar aralanıyor, bazıları da geçilmez duvarlara dönüşüyor. Yazar, öykünün dolambaçlarında yer alan, ama diğer kötülüklerle gizlenmiş bir günahı aratıyor bize. Aralı kapılardan içeri baktığınızda, yazarın bu öyküde işlemek istediği asıl günah acaba bu mu derken, sokağın sonuna gelip neredeyse son cümleyi okuyunca bilmeceyi çözüveriyorsunuz. Öykünün içinde ana günahtan hiç bahsetmeden diğer kötülüklerin üzerine basa basa yer vermesi acıklı bir oyunun içine çekiyor okuyucuyu.   

Aylak Köpek, öykü kitabına aynı zamanda adını da veren, duyguların “Pat” isimli köpeğin dilinden anlatıldığı ilk öykü!  Pat isminin özellikle seçildiği çok belirgin doğrusu! Pat’ la birlikte adeta köpekleşiyorsunuz satır aralarında. Sadakat bildiğiniz gibi köpeklerin en belirgin özelliği. Öyküde Pat’ la birlikte bir sadakatsizlikler zincirine bağlanıyorsunuz. Pat’ ın arzularına yenik düşerek sahibine ve sahibinin de Pat’ a sadakatsizliğine tanık oluyorsunuz. Böylece, Sadık Hidayet’le günahlar yolunda ilk karşımıza çıkan “Sadakatsizlik” tapınağını, içinizde tam neresinin sızladığını bilemediğiniz kapkara bir sızıyla ziyaret ediyorsunuz. Kanımca, ilk öykünün sadakatsizlikle ilgili olması yazarın ön adıyla doğrudan ilişkilendirilmeli. Yazarın ön adına ithafen yazdığı aşikar.

İkinci öykü “Kerec Don Juanı”. Tahran’ın sayfiyesi olarak bilinen Kerec kasabasında bir Nevruz Bayramı tatilinde yaşananları anlatıyor.  Kerec sayfiye yeri olması nedeniyle özellikle kurguda yer alıyor. Öykü insanı yoldan çıkaran ve şehveti körükleyen diğer günahlarla da destekleniyor. Olaylar, bol paralı ama acz içinde bir erkek; pervasız, yakışıklı ve iyi dans eden bir don juan; paraya tapan, sevgisiz ve hayal aleminde yaşayan bir kadın ile Kerec’ e gerçekten dinlenmek için gelen, bol paralı adamın arkadaşı arasında geçiyor. Günahlar yolculuğunda “Şehvet” tapınağına bu öyküyle konuk oluyoruz.

Çıkmaz, üçüncü öykü. Yazar, kadere, yazgıya inanmayı sorgularken; aslında çaresizlik, edilgenlik ve en önemlisi de cahilliği anlatmak istiyor. Bizi; korkular, kuruntular, bencillikler ve batıl inançlarla yüzleştirip buruk bir acıyla sonlandırıyor öyküyü. Yüzme bilmediği halde dalgaların şahlandığı suya girip boğularak ölmek cehalet değil de nedir? Yolculuğumuzda, üçüncü tapınağımıza, gözyaşları içinde “Edilgenlik ve cehalete” neredeyse dokunarak varıyoruz.

Katya adlı dördüncü öykü, İran’da geçmesine rağmen bizleri, İran’ın dışına çıkararak, Tuna nehrinin rengi gözlerine vuran bir mühendisle, Tuna nehrinden, Sibirya-Krasnoyarsk’ a götürüyor. Öykünün kurgusu o kadar güzel ki, Dostoyevski’nin “Ölüler Evinden Anılar’ ına” göz kırpıp, zindandaki tutsaklar tarafından örselenen ve aşağılanan köpeğin duygu durumunu hatırlatarak “İhanet” tapınağına ulaştırıyor okuyucusunu. 

Taht-ı Ebu Nasr sıradaki öykü. Şiraz’da geçiyor. Antik çağlardan günümüze ulaşan bir mektupla, kıskançlık, arzu, beklenti ve fiziksel hastalıkların anlatımıyla zenginleştirilerek ihtirası anlatıyor. Taht-ı Ebu Nasr aslında, “İhtiras” tapınağımız.

Tecelli öyküsüyle, şehvet ve ihanet tapınaklarından sonra üçüncü günahkar kadına tanıklık ediyoruz. Evli bir kadının yalanlar, sahte dostluklar ve samimiyetsizliğiyle birlikte “İkiyüzlülük” tapınağı için yolculuğumuza burada mola veriyoruz. Okuyucuya, ikiyüzlülük öyle güzel anlatılıyor ki, kahramanın içsel konuşmalarıyla, oyunun içerisindeki oyun, adeta aynaya dönüşüyor.

Karanlık Oda kitabın son öyküsü! “Hırsızların, kaçakçıların, para düşkünü ahmak yaratıkların arzularına göre düzenlenip yönetilen bu yaşamın kirli ihtiyaçları uğruna kişiliğimi yitirmek istemiyorum” diyen kahramanımızın, karanlık bir odada bir cenin şeklinde ölümüne tanıklık ediyoruz. Karanlık oda anne rahmini temsil ederken, cenin şeklindeki ölümde,  tamamen günahsız ve tertemiz olmaya istenci gösteriyor. Kanımca, korku ve tembellik vurgusuyla özel olarak zenginleştirilen bir tapınak! Bununla birlikte son tapınağımız diğerleri gibi günahkar bir tapınak değil. İlk öyküde yazarın ön adına ithafen yazılan “Aylak Köpek” gibi, son öyküde yazarın soyadına ithafen yazılmış. Hidayet’ e erme. Yazarın inancı olan Budizm’i göz önüne alırsak “Nirvana” tapınağı. Tüm isteklerinden, duygularından ve tutkularından arınıp cenin gibi pirüpak bir ruh düzeyine ulaşma.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR