Ayinler, Söylenmeler ve Birtakım Rivayetler / Ziya Boz

 

1

evimiz otuziki basamaklı bir köy masalı
yirminci basamakta kerevetten yoksunum
annem ilk kez oğlum diye çağırıyor dölümü
kiminin yarası biraz babayken
benim iki avucumda sallanıyor anne merhameti

2

karşısındayım hazır kıta duran bir şapkanın
açık mavi bulutları tablolarda bırakıyorum
yol üstünde duran taşı anlıyorum
ayağımın toprağı sevişini anlıyorum
toplumsal duyarlılığı ve su altı canavarlarını
bir köpeğe küçük harflerle yazmayı öğretiyorum

3

içine kıvrılan bir iç çekiş oluyor kaybediş
acımak ile yol’a düşüyorum kapansın diye
kolları doğurgan doğunun
ışıklı engebeleri karartan lambaya üflüyorum

4

ey karanlık ciğerlerimin aydınlık sisi
kasvetli çizgilerimi saçlarına bırakıyorum
çıkıyorum şair olamayan dolambaçlı bir avludan
topraklara yürüyor ilk gençlik yaralarım
kemiklerim ısrarla derime gücenik

5

çadırlarda uyuyorum
ahşap oyması ve su düşmesi aklımda
hatırımda uykusuz bir militan gezdiriyorum
pars’ın gözlerini ve asma yaprağını
kediyi ve geceyi zehirleyen haylazı
lohusa meleklere bağlıyorum kırmızı kurdelalarla

6

mitralyöz uykusunda üşüyen gözyaşı
masala meyilli kitaplara düşüyor
yıldızlar toplanıyor bulutların arasından
yıldız toplamak kuş sesi içmektir
bir tek gök anılıyor güzelliklerle

7

bir tılsım daha yazılıyor boyunlara işte
hem duam hem yaram oluyor annem
dere otları ve çamurlar emziriyor beni
dudaklarım kenger dikeni iken
ayin oluyor mersinli ağzını koklamak

8

siteme meyilli fularlar alıyorum boynuna
boynunu omuzlarından aşırıp başka rüyalarda öpüyorum
ellerin beyaz bir kağıda değiyor
ellerin beyaz bir kağıt

9

düşünüyorum
tuz ve hıçkırık türküleriyle büyümüş bir fahişe nasıl güler?
süt kokan ağzı bir çeşit tanrı sövgüsüyken
göğsüne çarpan iki damla taş
uç  vermişken dudaklara
-soytarılığım korkutuyor beni-

10

perdeler hala kıvrımını koruyor
bu karanlık az biraz daha verin
alnımdan silmeye yeltendiğim dünya
ayrık dişlerimden girip göğsümü zorluyor

11

uykunun bağbozumu geldi. mevsimi
semirtiyor hıncını duvarlarda çöl abdesti
kadavrama tükürüyor mahalle baskısı
şakayık geliyor aklıma kanlı
şakayık; beyaz bir kelime midir
yazılı bir çiçek mi

12

boyum ölünce uzuyor kanım çekilince
kinimi serkeş bir böcek gibi koparıyorum duvardan
ten uyuşmazlığına yoruyorum bütün donanımları
aksayan bir avluya saçılıyor üşümem

13

artık sevme!
ağzının çevresinde ihtiyar bir kuş taşıyorsun susmadan
hayatta olanlar için yazılmış bir kitabı
ölülere okuyorsun
artık sevme!
savaşım yosun kayganlığı halini aldı

14

kilitlerin pası silinsin diye karartılardan
gömleğini arayan barbar bulsun diye kolumu
sen ağzını getir ben ışık olayım diye
bitsin diye öfkemi şahit kıldığım bu cinayet
bir ur gibi taşıdım
taşa güzelleme getiren dilimin sabrını

15

kim bir cesetten daha kusursuz olabilir ki?

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2vxMigU

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.