Ayhan Ün:”Bay Lumumba antiemperyalisttir ve yazarın tarafsızlığının biteceği son nokta kötülük yanlısı, menfaatçi olmaktır.”

reklam
01 Şubat 2020 0

Söyleşi: Bayram SARI

“Tarih boyunca inşa edilen ve toplumların peşinde koşuşturduğu o görsellikle sınırlı uygarlığın etik anlayışına bir göndermedir bu. Paradokslarla bezelidir hayatları. Açlıktan ölen çocuklar bir yanda, herhangi bir nesne uğruna dökülen paralar öteki yanda. Elde edilmiş gücü, rahatlığı korumak namına sergilenen kötülüklerdir zamanımızı süsleyen ayrıntılar…”

YazarEvi Can Gazalcı editörlüğüyle, Edebiyatist Yayınları’ndan çıkan Bay Lumumba romanının yazarı Ayhan Ün ile deliren dünyanın kahramanını konuştuk:

“Bay Lumumba” metninizde, hayallerle gerçekliğin çizgisini kopararak okuyucuyu “sürrealizm” alanının ortasına getirip bırakıyorsunuz. Lumumba’yı, günümüz dünyasına, “Deli” olarak çağırma nedeniniz nedir?

Ayhan Ün: Baş karakterimiz Bay Lumumba’nın insanlığı simgelediğini varsaymak gerekir mi sorusuyla yaklaşırsak eğer sorunuza; delidir ve deliliğin kültürel sözlük anlamına göz attığımızda “ağır zihinsel bozukluk” tanısıyla karşılaşırız. Hikâyeyi anlatan şahsın bir önceki hayatının varlığından, her ne kadar başka karakterlerce reddedilse bile, şüphe duyulmuyor. Bir önceki yaşamını sonlandırmanın kaynağında yatansa emperyalist müdahalelerdir. Karanlık güçlerin ne denli yıkımlara yol açtığını şimdi dillendirme niyetinde değilim ancak hırpalanan, kaybeden daima insanlık olduğundan, bu hikâyede karşımızda beliriveren karakter de insanlığın düştüğü son hali sergiliyor diyebilirim. Ağır zihinsel bozukluğun simgesi… Peki bu hayali karakteri akıl sağlığı yerinde birisi olarak yaratmak mümkün değil miydi, diye soracak olursanız: pekâlâ mümkündü, ne var ki günümüz dünyasında hüküm süren otoriter rejimler, sansürler, karanlık emelli yasaklar akla geliyor ve akıl sağlığı yerinde insanların hür ifadeleri kimileri nezdinde sakıncalı, düzeni sarsacak nitelikte görüleceğinden, başka türlü bir yetkinliği kavuşmuş bir Bay Lumumba da bir pazar sabahı kalleş bir saldırıya maruz kalacaktı… Oysa delilik başlı başına bir kalkan koruması sağlamaktadır. Delidir, dilediğini söyler, ciddiye alınacak tarafı yoktur kuşkusuz ve her çağın ayrıntılarında yer alır.

Edebi metinlerin önemli bir kısmı, yurtsuzluk duygusu ile çatışma halindedir. Tarihsel değişimin insani olmayan bir ölçüde hızlanmasının getirdiği insani deneyimlerdeki güvenilmezlik duygusu, her duyarlı modern beyni bir tür bulantıya, entelektüel baş dönmesine götürür. Kötülük, soyut olanın sistematik biçimde somut olanı ikame etmesidir.  Bay Lumumba’yı, zamandan, uzamdan, mekandan uzaklaştıran ve başka bir boyuta götüren nöbetlerin sırrı hangi bulantıda kendini göstermektedir? Lumumba’yı eyleme geçiren ya da pasif halde bırakan özneler nelerdir?

Ayhan Ün: Gezegenimiz canlılarının tecrübe etmek durumunda kaldığı o vahşi saldırılar ki burada doğaya, insanlığın onuruna olan saldırılardan bahsediyorum, gelişme kavramıyla örtbas ediliyor. Gelişme kavramının sözde dayanağıysa genel itibariyle yurt sevgisi ve millet aşkına dayandırılmakta. İşte yanılgının esas belirdiği noktadır burası. İster yerel sermaye olsun yahut da küresel, somut gelişme uğruna yapılanların tamamının tüm insanlığı zayıflattığı, insanlığa hasar verdiği hususu ne yazıktır ki dillendirilmiyor. Açlık, korku ve benzer unsurlar küresel köleliğin devamını kendiliğinden sağlıyor. Entelektüel zihinlerin acılarının kaynağı burada beliriyor; kavram karmaşası. Modern beyinlerin olup biteni yorumlayarak teoriler üretebilmesi düşülen yanılgıların, gasp edilen insanlığın resmini çizebiliyor olsa bile anlaşılmaktan uzak kalıyor, çünkü açlık ve korku unsurları artık üyesi olunan çarkın dönmesiyle bertaraf edilebiliyor olmuştur ancak. Bay Lumumba’nın nöbetler vasıtasıyla yolculuk ettiği boyutlarda yer alanlar arasında insanlığın duyduğu, kendisine itiraf edemediği, hummaya dönüşen suçluluk duyguları yatmaktadır. Baş karakter nöbetleri vasıtasıyla boyut değiştiriyor, geçmişe gidiyor ve maruz kaldıklarını tekrar tecrübe etme, anımsama durumunda kalıyor. Orada başına gelenlerin müsebbibi, mücadele etme durumunda kaldıkları, tümüyle bugün o şaşaalı hayatları, modern, varlıklı kesimleri inşa etmiş olanlardır. Her ne kadar bu kesim menfaatlerine aykırı davrananları, yoluna çıkanları türlü karanlık oyunlarla bertaraf edebilse de hakları yenmişlerle birlikte yaşamak durumundalar. Daima… Hakları yenenler, cesetlerini asitle eritmiş olsanız dahi zihinlerinizde yer edinmiştir artık. Zamanla renk değişimine uğratılan soyut etik kavramlar yapılanların unutulmasını sağlamamaktadır. İnsanın insana yaptıklarıdır bulantının kaynağı. Yapılanların tekrar tekrar zihinlerde belirmesine yol açansa o insanın içerisinde kırıntı olarak kalmış insanlık mayasından kaynaklanmaktadır. Kötü insan kötü olduğunun gayet farkındadır. Lumumba’yı eyleme geçirense iyilik dürtüsüdür. Savaşlar, kötülükler ve art niyetler sarmalamış dünyayı ve o bir başına bunun üstesinden gelemeyeceğinin farkında. Ancak iyiliğin içerisinde yer edinmiş cesaretle müdahale kararı verebiliyor. İhtiyacı olansa yalnızca mistik bir yoldaş. Bu hikâyede bu rolü Venüs üstleniyor. Venüs olmadan ise bir girişimde bulunamıyor…

Uzam-zaman; mekan-mekansızlık olarak metninizin sınırları hangi noktaya kadar gitmektedir?

Ayhan Ün: İnsan, ormanı terk edip tarım çağını başlatmasıyla sosyal birliktelikle büyüyor. İşte sanayi devrimi ve günümüzün modern çağına gelinceye dek bu birliktelik sürmekte. Toplu yaşam formu seçimiyle zarar veren unsur olarak hizmet etmeye başlayan canlının durup ne yaptığını, nelere alet olduğunu kurcalayacak vakti ve hali olmuyor gibi. Lumumba’nın delilik sıfatına yaraşır olduğundan bir ihtimal, kendisi yalnız birisi. Sosyal Hizmetler ve Akdeniz Tatil Köyü sakinlerinin o “iyi niyet” yardımlarıyla sürdürüyor yaşamını. Soyut iyilik kavramının sınırları bulunmamaktadır, zira dört bin yıl öncesi de iyiliğin değeri bugünün iyiliğinden (yozlaşmamış iyilikten bahsediyorum) farksız. Bundandır ki iyilik ve gayesi yalnızca gezegeni değil, ayrıca zamanı da arşınlayabilmektedir. Saf bir iyiliğin karşısında duracak tek unsursa kötülüktür ve kendince mantıkla açıklaması da bulunur daima. Kötülük dışında iyiliğin karşısına dikilecek hiçbir varlık yoktur. Ne gezegen ne zaman… Lumumba zamanda geri gitmenin mantıksızlığı üzerinde durmuyor hiç. İhtiyacı olan bunun formülüdür sadece. Mantığa aykırı, evet. Ne var ki iyilikle donatılmış bir canlının yanındadır daima kâinatın gücü ve mucizeyi de birlikte getirebilir. Bu düşünceyle yola çıktığımızda Lumumba’nın Vietnam Savaşı’na müdahaleyi bırakın, yıldızlararası bir yolculuğa çıkıp darda kalmış bir uzaylıya yardım edebileceğini dahi söyleyebilirim. Tıpkı hayal kurmanın esrarengizliği gibidir iyilik, sınırları yoktur.

Gölden çıkan cesetlere rağmen Tatil Köyü sakinleri; sanat ile ahlak- estetik olan ile etik olan arasındaki ilişkiyi yorumlarken, içine düştükleri paradoksu uygarlığın hangi evresiyle nasıl ilişkilendirebilirsiniz?

Ayhan Ün: Tarih boyunca inşa edilen ve toplumların peşinde koşuşturduğu o görsellikle sınırlı uygarlığın etik anlayışına bir göndermedir bu. Paradokslarla bezelidir hayatları. Açlıktan ölen çocuklar bir yanda, herhangi bir nesne uğruna dökülen paralar öteki yanda. Elde edilmiş gücü, rahatlığı korumak namına sergilenen kötülüklerdir zamanımızı süsleyen ayrıntılar ve görüldüğü üzere bunlar sergilenirken hiç gocunulmamaktadır. Doğru yöntem algısıdır insanların eylemlerini şekillendiren ve romanda resmedilenler bu gerçeklerdir. Ferdi olunan toplumun genel algısını kabullenmek bir çeşit görev olarak addedilmekte olduğundan, doğruları dile getirenler ya dışlanmakta yahut da delidirler zaten. Halbuki estetik kaynağı gereği iyiyi, güzeli ve gerçekliği barındırmaktadır. Bu bile başlı başına bir paradokstur, kimsenin üzerinde durmadığı veya cesaret edemediği bir paradoks.

Metin, dikkatimizi, saptırılan rüyalara veya anekdotlara sürekli yönlendirmekte; aralıklı olarak romana eklenen “Balo” ve “Toplantı” tasvirleri, Lumumba’nın, farklı uluslardan ailelerle yaptığı kahvaltı, sosis tutkusu… sizin, okuyucuyu büyülü belirsizliğe götürdüğünüz anlamına mı gelmektedir? Bu belirsizliğin nasıl bir etki yaratacağını düşünüyorsunuz?

Ayhan Ün: Süregelen, fazlasıyla zihnen geri kalmış yaşamlarda size sunulanları seçip yerine getirmek zorundasınızdır. Ticaret, iş hayatı, yaşamınızı sürdürmeye gerek ne varsa onu yerine getirmeye çabalarsınız ve güzel yanları da yok değildir. Toplantılar, balolar, temsiller, şenlikler, sosis, kahve gibi tutkular… Böylesi organizasyonlar ve tatlar size sunulan o yapmacık hayatın tatlı ayrıntılarıdır bir bakıma ancak gerçek huzura erişebilmeniz rüyalarla mümkündür. Hayal etmek de diyebiliriz buna. Hayal kaçıştır. İnsan neden kaçar diye sormadan edemiyorsanız o halde insani duygularınızın halen güçlü olduğunu söyleyebilirim. İki boyut arasında sıkışıp kalmıştır insan, bir belirsizlik kaplar hayatı. Metinde geçen bu gibi hususlar işte insanın düştüğü durumu, kayıtsızlığını resmetmektedir. Bu belirsizliğin okura sunumu yine insan yaşamının esasen ne denli bir yalnızlığı, kullanılmışlığı kapsadığını gösteriyor.

Rüyalarıyla, deliliği ile kimsenin inanmadığı hikayeleri ile Lumumba’ya yarattığınız bu boş alan minimalizmini açabilir misiniz?

Ayhan Ün: Bu üç motifle özgürlüğüne kavuşuyor Lumumba. Bundan fazlasını talep etmiyor asla. Kâinatın görünmez gücü onu tekrar hayata döndürüyor ve tek misyonu var. İyilik. Burada misyonundan çok, bu karakteri insanların kendisinin yarattığı söylenmek isteniyor. Patrice Lumumba ticari emeller, sömürü uğruna öldürülüyor ve tarihte işlenen tüm suçlar gibi o da insanlığın bir parçası artık. İnsanlık rüyalar vasıtasıyla iç bulandırıcı modern hayatın çirkinliklerinden kaçabiliyor, paradokslarla bezeli yaşamlar deli eder cinsten ve algılarla yönetilen insanlık aslında kimsenin inanmadığı hikâyelerle süslü. Bu motifler dünyayı anlatıyor.

 “Ne olabilir, nasıl olabilir, ne olmamalıdır?” kurgunuzun getirdiği bu sorular, okurun, hangi içgüdüsel aydınlanma ve açıklığı keşfederek metinle etkileşim kurmasını istemektedir?

Ayhan Ün: İnsanlık her ne kadar toplu, sosyal bir yaşam formunun parçası desek de bireysel olarak olup biteni değerlendirebilmelidir. Aksi durumda işte güdülen bir canlıdan farksız yaşamlar dünyayı dolduruyor. Geçmişiyle yüzleşen, gerçeğe parmak basan ve fikirlerini esirgemeyecek cesarete sahip bireylerin zarureti dile getiriliyor. İyilik bunları gerektiren davranışlardır ve içgüdüsel olarak soru sormanın gerekliliğinin altını çizer. 

Her metin kendi olağan bölgesini belirler ve kurgusuyla iktidar alanını korumak ister. Fakat siz “nesnellik ve doğallık” kavramları içindeki sağlam kurgunuzla karakterlerinizin iktidar alanlarını sarsıyorsunuz. Bana, “Bay Lumumba”nın kurgusu, Mikhail Bakhtin’in, “Karnavalesk” kavramını çağrıştırdı. Metininizdeki ötekinin farkında olma/ olmama hali; komik durum yaratma, günlük hayatın sahteliğini gözden geçirme, gerçeği olduğu gibi aktarma ve dilde yeni arayışların, başkaldırının, yabancılaşma ve toplumdan dışlanmışlığın göstergesi olarak hangi edebi kavramlardan söz edilebilir? 

Ayhan Ün: Bu hikâyede bunu sağlayan unsurun delilik olduğunu söyleyebilirim. Sadece Lumumba’nın hali değildir sergilenen. Öteki karakterler de gayet toplumda rastlanabilecek cinstendir. Olup biteni kabullenmeyip susan veya eyleme geçen (Sevgi), hayatın güzel yanlarının tadını çıkarmaya odaklanmışlar, düzeni korumak uğruna türlü yalanlar uydurup esasen kendisini kurtaranlar… İmge yaratımı ve uyum çalışması kapsamında zorlanmadım, zira böylesi insanlar her katmanda yer almakta. Roman bir bütün olarak yaşantıları anlatsa da geçmişle olan hesabını, yaptıklarından ötürü yabancılaşmasını ve her ne kadar sevilen birisi de olsanız ruhsal olarak dışlanmışlığınızı gözler önüne sermektedir. Örneğin Lumumba, ihtimal deli olduğundan kendisine arada bir edilen “deli” lafına içerlememekte, anlattığı hikayeler hakir görüldüğünde aldırmamakta. Dışlanmışlığın farkındalığı bir yana, misyonu gereği yaptıklarını sürdürmektedir. Bir çeşit güç gösterisidir bu aslında. Yılmamaktadır… Çağdaş veya ilkel, tüm toplum çeşitlerinde ayrımcılık yer edinmiştir, az çok. Saf bir iyilik olmadığı sürece de bu böyle sürecektir.

 

Bay Lumumba metninizin, herhangi bir olguyu, ideolojiyi savunduğu söylenebilir mi veya yazarın tarafsızlığının bitebileceği son nokta neresidir?

Ayhan Ün: Nasıl ki dinler dünya barışını sağlamakta yetersiz ve başarısız olduklarını gösterdiler, ideoloji ve yönetim şekilleri de sınıfta kalmış durumda. Konuyla ilgili fazla açıklama yapma niyetinde değilim ancak şunu söylemeden edemeyeceğim: içerisinde iyilik barınmayan hiçbir unsurun ömrü uzun değildir. Ne tür olgu olursa olsun, fikirlerle bezeli, soru sorma kabiliyetinde olmalıdır. Fikir dünyasına, düşünce kuruluşlarına sahip toplumlar daima bir adım önde olacaklardır, özgür fikirlerden bahsediyorum. Halihazırda söyleyebilirim ki özgür fikir yürütmekten aciz toplumlar ister iyi, isterse de kötü niyetli olsunlar, gelişim namına hiçbir adım atamamaktadırlar. Bay Lumumba antiemperyalisttir ve yazarın tarafsızlığının biteceği son nokta kötülük yanlısı, menfaatçi olmaktır. Toplumlar öylesi bir algıyla yoğruluyor ki hak elde edebilmek uğruna saf kötülüğü seçip uygulayabiliyorlar. Şunu unutmamakta fayda var: günü geldiğinde iyilik karşınıza dikilecektir. Er ya da geç…

Bay Lumuba Romanından Alıntı:

“Senin adın ne?” diye sorabildim sessizce. 

Boğazıma bir şey düğümlenmişti, ne aşağı inen, ne de kafama çıkan bir şey, mateme bulanmış ruhum boğazıma birikmişti âdeta, kıpırdamıyordu çocuk, üşümüş olmalıydı, bembeyazdı benzi. Onun minicik yüzünü sevdim, saçını okşadım.

“Neler yaşadın sen küçüğüm?”

Tek elimle yüzümü kapadım, yardım diye bağırabildim mi emin değildim.

“Neler yaşamış olabilirsin talihsiz küçüğüm?”

Gölün suyu dokunuyordu bizlere. 

“Yardım edin.”

Yetimhanede annesiz babasız yaşamış olmama rağmen bu duruma düşmemiştim, utandım. Ellerim titriyordu, öptüm saçlarından, elinden tuttum; ne kadar da küçük eli vardı zavallının. Su ıslatmıştı bizi.

“Korkma… Özür dilerim. Yaşadıklarından dolayı özür dilerim. İyi hâle getiremedim dünyayı, iyi hâle getiremedik…” Çenemle birlikte tüm göl titriyordu. 

“Yardım edin.”

Sesimi kendim dahi duyamıyordum. Göl dönüyordu, sahil dönüyordu, sahile vuran ve içime ağır bir taş gibi oturan acı dolu ince dalgalar dönüyor ve yüreğime saplanıyordu. Hiçbir dinin Tanrısı seni korumayı başaramamış mıydı, başaramadılarsa utansınlar ve insanlığı artık rahat bıraksınlar, diye kuru hıçkırıklara boğuldum.

“Kalk hadi, lütfen kalk! İyiyim de bana, şarkılar söyle, oyunlar oyna,” diyebildim ve başımdaki silindir şapkayı çıkarıp çocuğun kafasına koymaya çalıştım. 

“Bak, sen de Lumumba oldun küçük… Kalk hadi! Oynayalım… Yaşıyorsun, kalk lütfen.”

Aklıma düştü. 

“Bekle burada,” diyebildim, “bekle.”

Bayram Sarı
Bayram Sarı Diğer Yazıları
23 Nisan 1968 tarihinde Kastamonu’da doğdu. Zamanın köyden kente göç akımında ailesiyle İstanbul’a yerleşti. Okumayı öğrendiği günden sonra, kitaplar hem kaçışı, hem de tek dostu oldu. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Bir Yol”da dediği gibi, “Evet, pekâlâ biliyorum ki, bir gün ben her şeyi bırakıp bu küçük yola dalarsam, onun bittiği yerde bütün saadet ve hasretlerimi, eski yaşanmış rüyalarımı bulacağım, temiz, yepyeni, mesut bir adam olacağım…” O küçük yolda yazarak saadeti, hasretlerini, yaşanmış rüyalarını bulmaya çalışıyor.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.