Ayaz Sıcaklığı / Derya Balcı

Sabahın ayazı … Gün doğuyor… İlk ışık, bulutların arasından kendini gösteriyor…

Üşüyorum ve usulca yorganımın altına sokuluyorum. Ayaklarım buz tutmuş. Birbirine yaklaştırarak ısıtmaya çalışıyorum. Ayaklarım yorganıma sığmıyor, iyice büzülüyorum; cenin oluyorum yatağın rahminde. Anne şefkati, baba evi sıcaklığı duymak istiyorum.

Ayaz. Burnumun ucu üşümüş.

 Yok mu beni ısıtan, diye bağırasım geliyor. Gözlerimi açıyorum. Gökyüzünde kutup yıldızı kaybolmak üzere. Gecenin yorgunluğu üzerine sinmiş, güneşin doğuşuyla dinlenmeye çekilecek. Benim kutup yıldızım. Gece arkadaşım, can yoldaşım.

Gecenin karanlığıydı kötülüklerin üzerini örten. Duygularımızı açığa vurduğumuz, şiddetin kol gezdiği dakikalar, anlar; ağlayışlarımız, gözyaşlarımızı içimize akıttığımız iç dökmelerimiz…

Kapı. “Güm, güm” sesler geliyor. Alacaklı gecenin bir vakti kapıya dayanmış. Acelesi var anlaşılan. Bu soğukta kim gelir, gecenin bir vakti kapıya kim vurur alacaklı gibi diye kendime sormadım bile. Erken doğmuş bir bebek gibi sıcacık yatağımdan fırladım ve odamın  kapısını  kilitledim.  Zavallı annem! Onu salonda bir başına bıraktım. Niye kaçtım hiçbir zaman anlayamayacağım.  Karanlıktı. Hatırlamıyorum. Belki de aklımdan hiç çıkarmadım. Yaşadım. Her bir hücremde ayrı ayrı yaşadım.

  • Hoş geldin, dedi annem.
  • Uyumadın mı daha? Dedi içeri giren sesin sahibi.

Sesler bir yükseldi, bir alçaldı. Annem kısık sesle konuşuyordu.

  • Elif uyudu, odasında. Yarın sınavı varmış da erken yattı.
  • Bana bi kahve yap da içeyim.

Annem, krem renkli,  yıpranmış, yer yer tüyleri dökülmüş burnu kapalı kışlık ev terliği ayağında, sallana sallana eli belinde mutfağa doğru yürüdü ve mutfağın kapısında durdu. Arkasına bakmadan içeri girdi. Ahşap, boyası dökülmüş mutfak dolabından cezveyi çıkarıp kahveyi küçük ocakta kısık ateşte pişirdi. İçinden de söylenmiştir.

“ gecenin bu saatinde bu kahve de neyin nesi şimdi.”

            Fincanı ve suyu tepsinin üstüne koydu ve salona geri geldi. İkram tamdı içerideki sesin sahibine. Fısıldaşmalar… Anlayamıyorum.  Az sonra sesler yükseldi.

  • Bu vakitte ne işi varmış oralarda? Kime sormuş da gitmiş?
  • Ne …….m. Bil……
  • Sus! Bir de …… konuşma!
  • Ama , ama bana da …….
  • Göstere… dünyanın kaç bucak olduğunu!
  • Yapma! Yapma!

Odamın kapısında bir bardak… Cam kırıklarının sesi… “Kahve fincanını fırlatsaydın da içemeseydin keşke” diye içimden bağırdım avazım çıktığı kadar.

Salondan gelen gürültü yan komşuya kadar gitti. Kimse ses etmedi. Benim dinlediğim müziğin sesi olsa Müzeyyen teyze hemen duvara ayağından çıkardığı tüylü, pembiş gelin terliğinin topuğuyla “ tak, tak”.  Şimdi?  Şimdi niye tıklatmıyorsun Müzeyyen teyze. Ha? Sen de benim gibi korktun değil mi? Senin komşun, benim annem. Annem, içerideki Müzeyyen teyze!  Annem!

Sesler… Anlaşılmaz, neden söylendiği bilinmeyen sesler. Gürültüler, terlik fırlatmalar, kapıya inen yumruklar!

  • Nerede o? Kalksın! Gelsin buraya!
  • Uyuyor şimdi. Sabah konuşursun. Anlatır sana güzelce.
  • Ben neyim bu evde? O gelmezse ben giderim prensesin ayağına! Aç şu kapıyı, yoksa kırarım.
  • Sakıııı…
  • Çekil önümden açarım ben o….u.

Ayaz… Soğuk …Toprak… İşte koynundayım. Burnumun ucu üşümüyor. Sıcacık. Yuvam.

 

5 Yorum Ayaz Sıcaklığı / Derya Balcı

  1. Kutlarım Derya hanım. Cok kısa tadına doyamadım. Yaşadım adeta anlattığınızı. İçime işledi.Sürdürün lutfen yazmayı… Sevgiler.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*