Avcı-2- / Nalan Katı

“Eski zamanlardan kalma, neslinin son üyesi olan bir şekil değiştiren varmış. Soyu asırlar öncesine dayandığından, varlığı çok az kişinin bildiği bir efsaneye dönüşmüş. Büyükanne, büyükbaba sahibi şanslı çocukların dinlediği masallarda yaşarmış. İçinde kötülük olanın karşısına kötü, iyi olanın da iyi olarak çıkarmış. Kötülerin düşmanı, iyilerin dostuymuş.

Bir yetim olarak büyüdüğünden, masal nedir bilmeden büyümüş. Kendi varlığından habersiz, içindeki kocaman boşlukta fırtınalar eserken, kafasında deli sorularla hayata tutunup normal bir insan gibi yaşamaya çalışmış. Nereye giderse gitsin, kim olursa olsun, içinin derinliklerindeki kötülüğü gördüğünden sessiz kalamıyormuş. Görmezden gelemiyormuş. Bundan kimse hoşlanmıyormuş doğal olarak. Kimse gizli kalmış, kendine dahi itiraf edemediği şeyleri duymak istemiyormuş. Herkes halinden memnunken, git gide yalnızlaşmış şekil değiştiren. Yeteneğinin artması gözyaşlarıyla mümkünmüş. Akan her damlayla filizlenip yeşeren bir fidan gibi büyür, daha derinleri görebilen keskin mi keskin gözlere sahip olurlarmış. Kederi en büyük dostu olurken, gözyaşlarına engel olamıyormuş. Günlerce ağlarmış. Ağlarken hıçkırıklar arasında “İnsanları anlamadan öleceğim.” sözü dökülürmüş yaş süzülen dudaklarından. Derken, gözleri öylesine keskinleşmiş ki diğer insanlar gibi olmadığını anlamış. O an herkesi boşverip kendinin ne olduğunu bulmaya ant içmiş. İçgüdüsel olarak evlenmiş, çocukları olmuş. Neslinin devamını başarsa da evliliği hüsranla son bulmuş. Kendi hakkında öğrendiklerini, huyunu suyunu kimselerden saklamamış. Artık sevdiklerini kaybetmek istemiyormuş. Daha fazla acıya dayanamayacağına inandığından, barış ve huzur içinde yaşamak istiyormuş. Uyum ve ahengin peşinde oluşundan, istese de sessiz kalamayışını peşinen söylüyormuş. Kaybettiklerini, gözyaşlarını anlatmış inansınlar diye. Oysa ki hüznü gözlerinden okunuyormuş artık.

İşe yarayacağını düşünmüş. İlk başta kimse inanmasa bile, zamanla şahit olacaklarından umutluymuş. Başarılı olamamış. Acısı katlanmış, gözyaşı eksik olmamış. Gel zaman git zaman, bir taraftan herkesin kendi gibi farklı olduğunu öğrenirken, aslında çoğunluğun da aynı olduğunu öğrenmiş. Artık ağlarken “İnsanları anlayamadan öleceğim.” demiyormuş.

Günün birinde, bir zaman yolcusuyla karşılaşmış. İhtiyar bir bardak su içtikten sonra, efsaneyi anlatıp geldiği gibi gitmiş. Önce anlamamış, “zavallı, bunak” demiş içinden, acımış. Yaşlanmadan ölmenin en iyisi olduğuna karar verdiğinde, efsaneyi düşünmeye başlamış. Tüm hayatı bir film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden. Aklının en kuytu köşelerinden, tüm ayrıntılar ortaya çıkmış, her şeyi hatırlamış. Ne düşünürse, gözlerinin önüne geldiğini fark etmiş. Korkmuş önce, sonra denemek istemiş. İnanmakta acele etmek, tekrar hayal kırıklığına uğramak istemiyormuş. Hatırlamadığı annesini düşünmüş. Dünyalar güzeli bir kadın görmüş. Dalgalı, uzun kızıl saçları rüzgarda sallanıyormuş. Yemyeşil gözleri, büyüleyici bir güzelliği varmış. Gülümseyip avuçlarının arasındaki minicik eli öpmüş, koklamış. Kel kafasını okşamış kucağındaki minik oğlunun. O an bebeği fark etmiş. Kendini tanımış. Hemen düşünmeye son vermiş. Zaman yolcuları, gördükleri yüzün geleceğini görüp dokunduklarına yeteneklerinden bulaştırıyorlarmış.

Aklı karışmış. Gücünü nerede, nasıl kullanması gerektiğini düşünmüş. İyiye hizmet etmeyi seçmiş. Fakat gücünü her kullanmak isteyişinde önüne engeller çıkmış. Kötü, böyle bir gücün kendine hizmet etmesini istiyormuş. Duyduğu kıskançlık ve öfkeyle, önüne engeller çıkartıp yenilgiye uğratıyormuş. Her denemesiyle biraz daha güçlenmiş. Her yenilgisinden sonraki denemesinde, biraz daha yaklaştığını görüyormuş şekil değiştiren. Ama kullanılmayan gücünün heba oluşuna dayanamıyormuş. Gücünü farklı şeylere yöneltmiş. Eşyaların yerini değiştirmeyi öğrenmiş önce. Amacı, ışınlanmayı becerebilmekmiş. Yıllar geçtikçe, ihtiyarlık gelip çökmeye başlamış. Çok acı çekmiş ama eskisi gibi çok ağlamamış. Ağladıkça gücünün arttığını biliyormuş artık. İhtiyaç duyduğunda ağlayıp gücünü kontrol etmeye çalışırken, pes etmeden hala hizmet etmeye çalışarak yaşlanmış. Hiç başarılı olamamış olsa da asla kötüye hizmet etmeyişini, beceremese de hizmet etmeye çalıştığı iyinin, bir jesti kabul ettiği günlerde ışınlanmayı öğrenmiş. Artık ne olduğunu biliyormuş. Artık insanların içlerini görüyor, onları anlıyormuş. Bir gün ağlarken, “Artık gözüm açık gitmez!” sözü dökülmüş titreyen dudaklarından.

Sonunda yüzünü insanlardan çevirmiş. Öyle çok insanın içini görmüş ki daha fazlasını içine sığdıramaz olmuş. Kötüye hizmet edenlerin çokluğundan yorulmuş. Gözleri yüce dağları, ulu ağaçları, kuşları, çiçekleri arar olmuş. Ve kararını vermiş. Doğan güneşle birlikte, kimsenin olmadığı bir adaya gitmeye karar vermiş. O gece uyuyamamış yaşlı şekil değiştiren. İçini hüzün kaplamış. Ağlamak istememiş önce, tutmuş kendini. Sonra ışınlanmak için güce ihtiyacı olduğunu fark etmiş. Ne de olsa eskisi kadar dayanıklı değilmiş. Artık zaman farklı çalışıyormuş yaşlı şekil değiştiren için. Daha fazla tutmamış kendini, gözyaşlarına boğulmuş. Yaşlı kalbi öylesine canını acıtıyormuş ki elleriyle göğsünü parçalayıp kalbini sökmek geçiyormuş içinden. Gökyüzüne kaldırmış kafasını. Gözlerindeki yaştan, yıldızların parıltısı, gecenin karanlığını yırtıyormuş. Gözleri kör edercesine bir şimşek çakmış. Gök kapıları ardına kadar açılmış. Dayanamamış gökyüzü ağlayışına. Dağlar titremiş gökyüzünün gürlemesine. Çocuklarını düşünüyormuş yaşlı adam. Onlar için ağlıyormuş. Gözyaşlarının faydalı olmayışına dayanamıyormuş artık.

Nihayet, güneşin kızıllığının gökyüzünü kaplamasıyla, yağmurla birlikte gözyaşları dinmiş. Yaşlı şekil değiştiren kollarını iki yanına açmış. Gözlerini sıkıca yumup tüm gücüyle yumruklarını sıkmış. Tüm hücreleriyle gideceği adayı düşünüyormuş. Bacakları titriyormuş, dişlerini sıkıyormuş. Bütün gücünü kullanmış ve kaybolmuş, ışınlanmış. Bulutlardan oluşan bir tüneli, git gide hızlanarak geçerken içi geçmiş ve bayılmış yaşlı şekil değiştiren. Kuş sesleri arasında kendine gelmeye başlamış. Tatlı bir rüzgar yalayıp geçmiş yüzünden. Yavaş yavaş gözlerini açmış. Bir dağın eteklerinde, bin bir renkli, mis kokulu çiçekler üzerinde yatıyormuş. Elmaslarla süslenmiş bir kubbenin içindeymiş. Gökyüzüne cömertçe serpilmiş yıldızlar öyle güzelmiş ki aklı başından gitmiş. Yanındaki adamı fark edememiş. Gözlerini yummuş, gerçek olup olmadığından emin olmak için tekrar bakmaya hazırlandığında yanındaki adamın konuştuğunu duymuş.

“En güzel geceleridir buraların.” demiş. “ Birkaç dakikada bir, bir yıldız süzülerek kayar gider. Seni daha önce görmemiştim ihtiyar, kimsin sen?”

Yaşlı şekil değiştiren gözlerini açmak istememiş. İnsansız bir adada olması gerektiğini düşünüyormuş. Yanlış yere ışınlandığını anlamış. Gözlerini sımsıkı kapatıp yumruklarını sıkmaya çalışmış ama bütün gücünü kullandığından, tekrar ışınlanamamış.

“Avcı derler bana,” demiş adam. “Ne uçan, ne kaçan kurtulur elimden.”

Gözlerinden iki damla yaş süzülmüş yaşlı şekil değiştirenin. “Bir şeyi beceremeden ölüp gideceğim.” diye geçirmiş içinden bu kez.

“İsmim Kartal, rahmetli peder koyu Beşiktaşlıydı.” demiş adam. Gözlerinden süzülen yaşları görmüş, susmuş. Gözleri, yumrukları gevşemiş, sanki içi boşalmış yaşlı adamın. O an öleceğini, ölüp kurtulacağını sanmış. Kurumuş dudaklarını aralamış fakat, birkaç kesik nefes alabilmiş ancak. Su istiyormuş ama konuşacak gücü bulamamış. Ilık bir rüzgar yüzünü yalamış. Boşalan içini dolduracak bir şeye ihtiyacı varmış. Yanındaki adamı düşünmeye başlamış. Gerçek olup olmadığından emin olmak için gözlerini kapattığı gelmiş aklına. Düşünmeye devam etmiş. Sesindeki hüznü fark etmiş önce yanındaki adamın. Kederini görmüş gözleri hala kapalıyken. Konuşmasını beklemiş ama konuşmuyormuş adam. Rüzgarın ve yaprakların sesinden başka ses duymuyormuş yaşlı şekil değiştiren. Bir de arada bir duyulan baykuş sesi varmış. Boşalan içini merak sarmaya başlamış. Yanındaki adamın içini merak ediyormuş. Ama önce, gerçek olup olmadığından emin olması gerekiyormuş. Gözlerini açmadan önce yapması gereken bir şey varmış. Durmuş. Zaman gezgininden aldığı yetenek sayesinde başladığı yere dönmüş. Ne olduğunu görmüş. Işınlanmayı öğrendiği günlerde, hiç başarılı olamasa da iyinin bir jesti olarak, asla kötüye boyun eğmediği için kendini başarılı sayarak teselli bulmuş.

Gözlerini açmadan önce, kaderine razı olması gerekiyormuş. Başarılı sayılmayı umut ediyorsa iyiliğinden de, kendinden razı gelmiş olması gerektiğinden, kendinin de, kaderinden razı olması gerektiğini biliyormuş. Derin düşüncelere dalmışken, yanındaki adam yanına uzanıp ellerini başının altına koymuş.

“Yıldız’ım ne de güzel derdi, Kartal! Gülüşüyle sarsılıp gözlerindeki ışıltıyla sarhoş olurdum. Hey gidi günler, hey! Nereden, nereye?” demiş.

Yaşlı şekil değiştiren, içini saran meraktan cesaret bularak kaderine razı olmuş ve yavaşça gözlerini açmış. Tam o sırada bir yıldız kaymış.

“Dilek tutmaktan vazgeçer insan ilk gecede burada.  Alışkın olmayışından hüzün kaplar içini aynı gece. Gözlerini kapayıp yüzünü yalayan rüzgarın içindeki hüznü dağıtmasını bekle ihtiyar.” demiş adam ve ikisi birden gözlerini kapatıp yıldızlara selam göndermişler…”

2 Yorum Avcı-2- / Nalan Katı

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*