Aşk / Yeşim Teke

Merdivenleri hızlı hızlı çıkarken yavaş yavaş geçmişime koşuyor olmanın ürpertisi vardı içimde. Ürpermekte haklı, merdivenleri hızla çıkıyor olmakta hatalıydım. Fakat bazen hayat size istediğini zorlayarak verir. Beynimin kaçamak köşeleri kapıları çarparken suratıma, akıl oyunlarının bile işe yaramayacağını anladım. Kalbim, güneşi gören bir vampir gibi erimeye başlamış, yok olmak üzereydi. Canımın yanışı, belki de benim son hissim olacaktı. Çaresiz olmak, kötü bir çareye teslim olmaktan iyidir. Benim böyle bir şansımın olmayışı ayaklarımı daha çok hızlandırıyordu. Yüzleşmeliydim, yüzleri eşleştirmenin vaktiydi. Peki merdivenleri çıkarken benimle karşılaşan siz, onun kim olduğunu bilmek istiyor musunuz?

Güneş ışıkları yüzüne vurduğunda ihtişamı ile gözleri kamaştıran, karanlıkta ise tehlikeli bir hayalete dönüşen benim zavallı ve korkunç sevgilim. Saç köklerimden alyuvarlarıma kadar sevgisini hissettiğim son hikâyem. Onu ilk gördüğümde yüzünün ve vücudunun her noktasını uzun uzun seyretmiş, onu kendi bedenim kadar benimsemiştim. Kimsesiz iki çocuk gibi duran kaşları, izini kaybettirmiş, hırsız elmacık kemikleri, tam ortasına geldiğinizde halatlarından biri kopmak üzere gibi duran burnu, tek bir şarkı için yaratılmış kulakları, Afrika’da tecavüze uğramış kadınların memesi gibi sarkmış, acılı yanakları, anlaşılmayı bir tehlike gibi gören, koridordan koridora yer değiştiren kaçak gözleri ve aşkı işlenmesi beklenen bir cinayet gibi düşleyen dudakları vardı. Dizleri, iki kuklanın birbirlerinin iplerine takılıp düşmesi ile kırılmaları gibi güçsüz duruyordu. Omuzları ise el sıkışan Josef Stalin ve Napolyon Bonapart gibi karşımda dimdik ve sanki omuzların altından farklı omuzlar çıkacakmış gibi duruyorlardı. Kollarıydı beni en çok etkileyen. Bukowski gibi savruk, bildiğini okuyan, zeki ve çirkinin çekiciliği ile adeta tek başlarına bir beden idiler. Etrafında dönmeye başladığımda gördüğüm sırtı, koruyucu meleğim olmuştu benim. Bir kâbus veya bir hırsız. Her durum ve koşulda ona sırtından sarılmak bana güven verecekti. Biliyordum. Kokusu beni, buna ikna etmişti. Uzun, çok uzun zaman geçmişti ya da belki de bir gündü ve bana çok uzun zamanmış gibi gelmişti. Onunlaydım, onun dünyasındaydım. Benim değil. Kimsesizliğini, kayıplarını, yanmış kimliğini, kayıp hafızasını ve onun karanlık yüzünü gördüm. Sağ eli her gün ateşin üzerinde tutturulan bir çocuğun, elini kaybettiğinde sol eliyle tüm insanları yakmasıydı onun hayatının özeti. Onu anlamaya çalışmak, beni eninde sonunda mutlak yangına götürecek ateşi kabullenmek demekti. Göğüs uçlarımdan omuzlarıma doğru çıkan parmakları öylesine sıcaktı ki boynuma ulaştığında kulak deliklerimden alevler çıkabilirdi. Dokunduğu tenim küle dönüşene kadar dayanabilirdi ama kalbim güçlü değildi.

Onu tanıyorsunuz. O  burada ve ona koşuyorum. Artık neden içimin ürperdiğini biliyorsunuz. Kalbim için tercih ettiğim yoldan geri, tekrar felaketime döndüm. Onun ipleri görünmez ve elleriniz bağlıyken acı yerine zevkten kan ve teri iç içe bulursunuz. Çünkü o beni büyüsü ile bağladı. Ondan vazgeçmenin vereceği acıyı anladıktan sonra kalbimi çiğneyip ona doğru koşmaya başladım. Merdivenin sonunda ve kaderimin başındayım. İşte yaşamak istediğiniz aşk bu. Belki de bu hikâyenin kahramanı sizdiniz. Hikâyenin sonunu bildiğiniz halde okudunuz. İşte aşk bu!

 

1 Yorum Aşk / Yeşim Teke

  1. Aşkı yaşayan aşkı anlarmış da aşkı anlatmak için yaşamak yetmiyor anlaşılan.
    Aşkı bu kadar güzel betimleyen sözcükleri bir araya getirmek müthiş bir şey.
    Kalemine yüreğine sağlık Sevgili Yeşim.
    Bir kezden çok daha fazla okunacak bir yazı olmuş.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*