Aşk, Diken Çiçek Açtı Diye Sevinmektir / Halil Semer (17 Yaş)

 

Sezer on yedi yaşındaydı ilk âşık olduğunda. Aylin’in gözlerine hayrandı, her gün onu görmek için delicesine bir istek duyuyordu. Her gördüğünde ona sarılmak, bütün zamanını onunla geçirmek istiyordu. Rüyalarında hep onu görüyordu. Rüya da olsa ona sarılmak mutlulukların en doyulmazıydı. Yaşamak bu olsa gerek, diye düşünüyordu. Okulda bütün teneffüsleri birlikte geçiriyorlardı.

Sezer birkaç gündür üzgündü. Arkadaşları üzgün olmasının sebebini biliyor, ona yardım etmek istiyorlardı; ama o, kimseyi kendine yaklaştırmıyordu. Öğretmenleri de fark etmişti Sezer’deki tuhaflığı.

Bir gün edebiyat öğretmeni sınıfa gelince Sezer’in moralinin yine bozuk olduğunu gördü, nedenini sormak istedi. Ne olduğunu sorarsam bana saygısından söyleyecektir belki, diye düşündü. Ama bu, Sezer için çok özel bir durum da olabilir, söylemek istemeyebilirdi. Sormaktan vazgeçti. Sonra aklına başka bir fikir geldi. Elindeki kâğıtları gösterip “Sınav olacaksınız,” dedi. Kâğıtları dağıttı. İki soru vardı dağıtılan kâğıtlarda:  Biri “Aşk nedir? diğeri “Yaşam felsefenizi beş cümle ile özetleyiniz.”

Sezer kâğıda ve sorulara uzun uzun baktı. Hocanın bunları sormasının sebebini düşündü. Aşkla ilgili gerçek görüşlerini yazıp yazmamakta tereddüt etti. Gerçeği yazarsa öğretmeni onun acı çektiğini anlayacaktı. Anlasın, dedi içinden. Yazmaya başladı:

“Hocam, bir büyüğümüzün de dediği gibi, aşk kovalamaktan çok kaçmayı, görmekten çok özlemeyi, dokunmaktan çok düşlemeyi sever. Öyle namussuz bir arı ki aşk nerde imkânsızlık çiçeği varsa gider ona konar. Aşk üzerine her şey söylenmiştir bugüne kadar; ama bu yönüne değinildi mi bilmiyorum. Şairler ve yazarlar aşkı anlatmak için hep güzel sözlerden medet ummuşlardır. Yanlış. Sözlerden çok gözlerdedir aşk. Onu anlatmaya çalışmak en büyük aptallıktır. Kim anlatabilmiş ki ben anlatabileyim. Aşk var ya bu namussuz aşk, gülün dikeni var diye üzülmekten ziyade, bir diken çiçek açmış diye sevinmeye benzer. İlk bakışta değil, son bakıştadır aşk, yani giderken sana nasıl bakıyorsa o kadar sevmiştir seni. Bilmem anlatabildim mi hocam?”

İkinci soruyu cevaplamadan bıraktı kalemi. Dersin sonunu bekledi. Zilin çalmasına yakın götürüp kâğıdı öğretmen masasının üzerindeki kâğıtların en altına koydu.

Öğretmen, Sezer’in içindeki acıyı anlamış, kâğıda dökerse rahatlayacağını düşünmüştü. Bu çalışmayı da onun için yapmıştı. Sezer’in kâğıdını okuduğunda ise duygulandı, kendisi de o yaşlardayken yaşadığı acıyı anımsadı. Geçmişe yaptığı kısa yolculuktan hemen dönüp bir sonraki derse girmeden önce Sezer’i yanına çağırdı. Anlatmak ister misin, diye sordu.

Sezer, “Madem sordunuz anlatayım hocam, ben ilk defa âşık oldum. Güzel bir kızdı, zamanımı hep onunla geçirmek istiyordum. Bir dakika bile görmeden duramıyordum ama o benim kadar derinden yaşamıyordu sanki aşkı. Bakışlarında bir boşluk var gibiydi. Aşkımı hafife alıyor gibi geliyordu bana. Sevdiğim için katlanıyordum. Seven katlanmaz mı hocam sevdiğinin çektirdiği çilelere? Ama bir gün beni gerçekten çok incitti. Sanki dilim tutuldu da bir şey diyemedim; kızamadım, konuşamadım. Belki yanlış değerlendiriyorum, diye düşündüm. O akşam, en yakın kız arkadaşının sınıfından birisiyle çıkıp geldi yanıma. Sigara içiyorlardı. Oysa sigara içtiğini hiç görmemiştim o güne kadar. Ters giden bir şeyler vardı demek, ya da verilecek bir mesaj.  Hafif bir tebessüm etti. Bir şeyler olduğundan kuşkulanmıştım ama ne olduğunu anlayamamıştım.

Biraz sonra anlatmaya başladı arkadaşı. ‘Bizim sınıftan bir arkadaşın abisi vefat etti bir hafta önce, belki duymuşsundur.’ dedi. Şaka gibiydi. Hiçbir şey anlamıyordum. Nasıl da rahat anlatıyordu.  ‘Neden biliyor musun?  Sevdiği kız onu reddettiği için. İki yıldır hep onun peşindeymiş, dayanamamış reddedilmeye.’ Aylin’in yüzü düştü. Özür diler gibi baktı yüzüme. Anlamıştım reddeden sevgilinin kim olduğunu. Ama bir sorun vardı. Bu durum bana hiç söylenmemişti. Aptal yerine konmuştum. Bağırıp çağırmaya başladım. Kendimi kontrol edemiyordum. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Koşarak uzaklaştım oradan. Eve gidip odama kapandım. İlk defa hıçkıra hıçkıra ağladım. Aylin’in bana ihanet ettiğini düşündüm. Defalarca telefon etti, açmadım; mesaj yazdı, cevap vermedim.”

Bu bölümde biraz durdu Sezer. Gözleri nemlendi. Ağlayacak gibi oldu. Aşk büyük bir delilik hocam, ne yaptığını bilmiyor insan,  dedikten sonra devam etti.

“O gece bileklerini kesmiş Aylin, suçsuz olduğu halde kendini suçladığımı düşünmüş olmalı. Hastaneye kaldırmışlar. Şimdi çıktı hastaneden, durumu da iyi. Ama benimle görüşmek istemiyor. Telefonlarıma çıkmıyor, mesajlarımı yanıtlamıyor. Ya ölseydi hocam, nasıl dayanırdım ben?”

Öğretmen sarılıp öptü Sezer’i. “Sen yaşamın da aşkın da felsefesini çözmüşsün Sezer. Biraz zaman geçsin, özür dilersin Aylin’den. Sana söyleyebilirdi tabi, ona iki yıldır arkadaşlık teklif eden genci; ama senin vereceğin tepkiden ve seni kaybetmekten korkmuştur. Bu konuda kendine de pay biç biraz. Bak, bu da aşk ve hayat felsefesi hakkında eksik kaldığın taraf. Şimdi onu da tamamladın. Aylin’den özür dilemeyi ve aşkın için mücadele etmeyi unutma. Sevgi, emek ister. Hadi bakalım şimdi sınıfa,” dedi.

 

Fotoğraf: http://bit.ly/2NV5Lwj

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.