Araba / Meral Şahin

Ahmet beş kardeşin en büyüğü. Ahmet’in küçüğü Mehmet, Mehmet’in küçüğü Nazire, dört numara Nazife, en küçükleri de Nazlı. Beş çocuklu ailede kimsenin canı sıkılır mı hiç? Onlar kirletsin,  anneleri temizlesin. Çocuklar yesin, içsin, giysin; babaları sepet örsün, para kazansın. Türlü türlü hikâyeler, oyunlar, gırgır, şamata. Eh! Biraz da kavga.

Babaları işten gelir gelmez yer sofrasının başına sıralanan çocukların her biri tıka basa doyurdular karınlarını. Anneleri sofra bezinin üzerindeki tepsiyi kaldırdı kaldırmasına da çocuklar kalkmadı sofradan. Yemekten sonra ortaya gelecek kirazı bekliyorlar.

Anneleri:  “Yemeği yeni yediniz. Rahatsız olursunuz, biraz sonra yersiniz.” dese de dinletemedi.

Ahmet: “Ben büyüğüm, rahatsız olmam.”

Mehmet: “Kiraz yemeden kalkmam.”

Nazire: “Ben kirazdan küpe yapacağım.”

Nazlı: “Ben de ablamın küpesinden isterim.”

Nazife, onlar yer de ben kalır mıyım, deyince babaları,  “Akıllarında duracağına karınlarında dursun. Yesin çocuklar.” dedi. Anneleri poşetteki kirazı küçük bir leğene döküp sudan geçirdi. Ortaya koydu. Güle oynaya leğenin dibini getirdi çocuklar. En son da kulaklarına küpe diye taktıklarını yediler.

Sofradan kalkan çocuklar bir o tarafa bir bu tarafa koştular.  Ahşap döşemeler onlarla beraber gıcırdayıp durdu.  Bir süre sonra her biri bir tarafa serildi. Neredeyse uyuyacaklar. Onlar uyumadan anneleri yer yataklarını hazırladı. Odada iki tahta divan arasındaki yer yatağına sıralandılar. Nazlı bir o yana bir bu yana dönmeye başladı. Nazlı’nın yanında Nazire, “Nazlı,  senin çişin geldi galiba, gece  yatağı ıslatırsın, tabi yatakla beraber bizi de. Git, annem seni çişe tutsun.” dedi. Nazlı yorganın altından çıktı. Diğerlerinin ayaklarına basa basa, gitti. Yarı uykulu, suratsız.  Tuvaletini yaptıktan sonra diğerlerinin ayaklarına basa basa girdi yatağa. Uykusu açılmış, bu sefer mutlu.

Çocuk bu, saklar mı hiç güzel haber?  “Babam araba alacakmış.” der demez birden uykular kaçtı.

Ahmet: “Nereden biliyorsun?”

Nazlı: “Babam anneme söylüyordu. Pazara sepet götürecekmiş.”

Mehmet: “Ne zaman alacakmış?’’

Nazlı: “Yarın.”

Arabanın alınacağını duyan çocuklar, uykuyu bir tarafa bırakıp başladılar hayal kurmaya.

Ahmet, ellerini başının altında kilitledi, fal taşı gibi açılmış gözlerini tavana dikti. Gözleriyle tavana çizdiği hayallerini anlatmaya başladı. Ağzı kulaklarında,  “Hem erkek hem en büyük ben olduğuma göre araba kullanmayı ilk önce bana öğretir babam.  Şoför koltuğuna oturup pencereyi açacağım. Hava çok sıcak, içerisi serinlesin. Kolumu pencereye koyacağım, diğer elimle direksiyonu tutup basarım gaza.”

Mehmet: “Eh! Hem erkek hem iki numara ben olduğuma göre abimin yanına ben oturacağım.”

Nazire: “Ben, Ahmet abimin arkasındaki koltuğa.”

Nazife: “Ben de Mehmet abimin arkasındaki koltuğa otururum.” deyince  Nazlı, kulak tırmalayan ince sesiyle  başladı ağlamaya.

Ahmet:  “Ne oldu, niye ağladın şimdi?”

Nazlı hem ağladı hem söylendi. “Bana yer kalmadı.”

Ahmet: “Kız,  ne  ağlıyorsun? Sen de Nazire ile Nazife’nin arasına oturursun. Orta boş ya!”

Arabanın sevinciyle hayaller kurarken bir süre sonra uyuyup kaldılar. Daha onlar kalkmadan babaları evden çıktı. Çocuklar o gün akşama kadar arabacılık oynadılar. Yatakta planladıkları gibi oturdular hayali arabalarında. Tencere kapağını da direksiyon yaptılar. Kardeşlerini kıramayan Ahmet, arabayı sırayla hepsinin kullanmasına izin verdi. O gün hayatlarındaki en uzun günü yaşadılar.  Bir türlü bitmek bilmeyen günün sonunda nihayet güneş görünmez olmuş, hava kararmaya başlamıştı.  Tahtaları iyice koyulaşmış giriş kapısının önünde  beklemeye başladılar babalarını. Aslında hayalini kurdukları arabayı.

Ahmet: “Ben  balkonda bekleyeceğim. Sokak başından görürüm geldiğini.” dedi.

Ahmet önde,  diğerleri arkada balkona koştular. Küçük,  ahşap balkona yan yana zor sığdılar. Gözlerini hiç ayırmadan baktılar sokak başına doğru. Beklediler, bekledikçe sabırsızlandılar. Her geçen arabayı kendilerinin sandılar.

Mehmet:  “İşte o, beyaz araba.”

Nazlı: “Keşke kırmızı  olsaydı.”

Ahmet:  “Ben kırmızı istemem. Beyaz iyi.”

Onlar böyle tartışırlarken arabalar evin önünden geçip gitti. Bir süre sonra sokak başından bir at arabası göründü. At arabasının, kendilerinin hayalini kurdukları araba olduğunu, arabanın üstündeki kişinin babaları olduğunu tahmin bile edemediler. At arabasına, elinde bir poşet kirazla arabadan inen babalarına  donmuş gözlerle  baktılar.  Sokağı  ikiye  ayıran yol, evler, birkaç insan, balkonda bekleyen çocuklar,  hatta ağaçlar bile siyah beyaz bir fotoğraf karesine dönüştü.  Bir süre sonra sessizliği bozan Nazlı oldu.

“Yaşasın! Bugün de kiraz var.”

1 Yorum Araba / Meral Şahin

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.