Anadolu’da Saklı Kalan Yusuf’lar

Bir sonbahar ayının eylül akşamıydı… yazılı olmayan ama titizlikle tüm aile fertlerinin sanki bir emirmiş gibi köy işlerini bölüştürdüğü ve o işlerini o gün de tamamlamanın huzurlu mutluluğuyla eve döndükleri bir gündü.  Elinde çay bardağı durduğu halde sırtını dayadığı duvarla yekpare olmuş misali sessiz ve hareketsiz duruyordu Mehmet Efendi. Gecenin sessizliği muhtarın “Şevketi soruyorlar!” demesiyle bozulmuştu. Odanın tek ve küçük olan penceresinden “Hayırdır İnşallah” diyerek karşılık veren Mehmet Efendi bir yandan da oğlu Şevket’i evde en son ne zaman gördüğünü düşünüyordu.

“Şevket evde yok! Soran kim Muhtar!”

“Jandarma…”

 “Jandarma” sözünden sonra muhtarın hiçbir sözünü duymamıştı. “Jandarma” ismi bile köyde “olay” demekti oysa şimdi Jandarmanın kendisi kapının önündeydi. Şapka Kanunu’nu radyodan duyduğu gün kasabadan sipariş verdiği ve hiç yanından ayırmadığı şapkasını alarak dışarı çıkan Mehmet Efendi mahcup bir şekilde kendi oğulları yaşıtında olan askerlerin önünde öylece, yarım büklüm kaladurdu. Ne diyecekti ki? Ne diyebilirdi? Jandarma demek devlet demekti, hükümet demekti. Akılına birden ne çok şey gelmişti… Radyo Haberleri, Cumhur-u Reis olan Kenan Evren’in sesi… Düşüncesini Jandarma Çavuşu bölmüştü.

“Amca Şevket oğlun mu?”

 Muhtara ve Jandarma Çavuşuna utanarak bakan Mehmet Efendi;

“Oğlumu neden soruyorsunuz?” Dedi ve sustu… Aslında konuşuyordu, diliyle değil belki ama gözleriyle konuşuyordu, duruşuyla, suskunluğuyla çok şey anlatıyordu. Ama karşısında kendi köyündeki durum yoktu, devletin kanunu vardı; kanun da cevap arıyordu; Şevket neredeydi? Mehmet Efendi de merak ediyordu oğlunu,  Oğlu ne yapmıştı?

 Mehmet Efendi’nin oğlu Şevket’ten haberdar olmadığına kanaat getiren Jandarma köyden ayrıldılar, ayrıldılar ama Mehmet Efendi yerinde sabit durmuş oğlunu düşünüyordu. Aslında oğlunda değişiklikleri fark etmişti ama gençlik diyip önem vermemişti, ilgilenmemişti. Acaba oğlu suçlu muydu, o yüzden mi jandarma gelmişti? Bundan bir ay önce evlerine birkaç günlüğüne yatıya kalan oğlunun arkadaşları aklına geldi. Oğluna, Şevketi’ne baktığında ne kadar da masum gözüküyordu onlar arasında!

 Şevket’ten gelen haber Mehmet Efendi’yi heyecanlandırmıştı. Oğlu her şeyden haberdardı ve bir yerde gizleniyordu. Suç mu işlemişti gerçekten, bu yaptığı suç değildi ki! Onlar arkadaşı olmasaydı bile evinde ağırlardı. Çünkü büyüklerinden bunu görmüş ve inanmıştı. Şevket’i amcası Ali şikayet etmişti, Şevket yardım ve yatakçılıktan aranıyordu.  Mehmet Efendi bu sözleri oğlundan duyduğunda hem şaşırmıştı hem de muhtarın evinde toplandıklarında radyodan duyduğu haberleri düşünüyordu. Devletle uğraşanlara ne de çok kızıyordu! “gül gibi memleket” diyordu kendi kendine. Oysa şimdi oğlu aranıyordu

Mehmet Efendi karar vermişti; oğlu suçlu değildi ve devlet de suçlu olmadığını anlayacaktı. Oğlu gelmem dese de “hakkımı helal etmem” dedi ve beraber kasabaya gittiler.   Oğlunu almak için köye gelen jandarma bu kez oğlu orada olmasına rağmen sanki orda yokmuş gibi davranıyorlardı. Karakolda ne de çok genç vardı! Karakolda tam iki gün bekledikten sonra Şevket önce savcılığa sonra da mahkemeye çıkmıştı; Şevket askerlik dahil 7 yıl ceza almıştı köyde misafirperverlik dedikleri olaydan yani Yardım ve Yatakçılıktan.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*