Alper Sezener: “Ben, cinslerin birbirleriyle arasının iyi ya da kötü olmasından ziyade konuya varolmak ile sahip olmak arasındaki ilişki açısından yaklaşıyorum.”

Söyleşi: Deniz Zeybek

Aralık sayımız için GİO Ödülü Öykü Kitabı’na aday gösterilen yazar Alper Sezener ile söyleştik.

Alper Sezener ile hem felsefe hem de edebiyatın alanına girip önce Dünyanın Kıyısındaki Adam’ı anladık; sonra ödüle aday gösterilen “Büyülü Öyküler” adlı kitabının içini açtık.

Ortaya da işte böyle büyülü bir sohbet çıktı efendim!

  • Eylül’de ilk baskısını yapan kitabınız, Edebiyatist Yayınları’ndan çıktı. Kitabınızın adı “Dünyanın Kıyısındaki Adam”. Dünyanın kıyısı neresidir? İnsanın insana kıyısı sizce var mıdır? Varsa biz bu kıyılara nasıl ulaşabiliriz?

Dünyanın kıyısı herkes için farklı bir yerdir, diye düşünüyorum. Bana göre, bu kıyı tek bir yer değildir; kimi zaman kişinin kendi vicdanıdır, kimi zaman hayal gücüdür ve çoğunlukla kişiyi kişi yapan biricik varoluşudur. İnsanları birbirine bağlayan kıyılar ya da yakalardan bahsettiğimizde, sanırım insanı insan yapan şeyin temelinde gizli tümü ve bu tür heyecan verici durumlar yüzyıllardır filozofların ve bilim adamlarının çözmek için çabalaladığı ana problemler olarak gizemini korumaya devam ediyor. Bana göre, edebiyat ve felsefe yoluyla her türlü kıyıya ve limana ulaşmak mümkün.

  • “Varlığımın kanıtı, düşünememenin tiksindirici yalnızlığına gömüldüğüm anlarda açığa çıkıyordu.” cümlesi gibi felsefe içerikli pek çok dokundurmalar var kitapta. Felsefe bölümünden mezun olmuş bir yazarın felsefi öykü yazmasının dışında kitapta okuyucuyu etkisi altına alacak başka neler var?

Öncelikle şunu söylemeliyim; kitabı yazarken çok keyif aldım, okuyucunun da bunu satır aralarında hissedeceğini düşünüyorum. Hem felsefi hem de edebi atıfların olduğu ve okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya, araştırmaya itecek, fakat basit okumaya da izin veren bir kurgu oluşturmaya dikkat ettim. Dolayısıyla, kitapta sadece felsefi bir çerçeve yok. Bir kahraman etrafında düğümlenen ve onunla içine girdiğimiz heyecan verici bir macera mevcut. Öykünün kurgusu, birbirinden farklı karakterlerin de dahil olmasıyla beraber kimi zaman gerçeküstü, kimi zaman eğlenceli, zaman ve mekan sınırının ortadan kalktığı yarı düşsel bir serüven üstüne inşa edildi diyebilirim. Bu anlamda, kitap okuyucuyu farklı bir deneyime davet ediyor.

  • “Sayılarla ve kadınlarla aram pek iyi değildi; hep yanlış kadınlara oynadığım gibi hep yanlış sayıların üzerine oynuyordum.” cümlesi hep merak edip kendime sorduğum soruyu size sormam gerektiğini aklıma getirdi: Yazar ve şairler hep karşı cinsle sorunlar yaşadığını, kendilerini aşık olduğu insanlara açamadıklarını dile getirirler. Sizce neden karşı cinsle aramız iyi değil?

Zor bir soru sordunuz. Kitabın kahramanı gibi ben de bu soruya yanıt vermek de oldukça zorlanıyorum. Söyleyebileceğim tek şey, bunun sadece yazar ya da şairlere özgü bir duygu durumu olmadığı, içine doğduğumuz dünya ve yarattığımız düzen ile doğrudan ilintili olduğudur. Ben, cinslerin birbirleriyle arasının iyi ya da kötü olmasından ziyade konuya varolmak ile sahip olmak arasındaki ilişki açısından yaklaşıyorum, ki bu başlıbaşına ayrı bir araştırma konusu.

  • Öykü, kurguya dayalı edebi bir tür. Felsefe okumanızın etkilerinin kitaba oldukça yansıdığını görüyoruz. Okuyucuyu yaşantısı içinde düşünmeye itmek kitabı yazarkenki kurgunuz arasında mıydı?

Yazarın yetiştiği çevre, aldığı eğitim ve uzmanlaştığı alan bir şekilde eserlerine yansıyabiliyor. Çoğu zaman yazarın tarzı dediğimiz şey de bu ve buna benzer kişisel ve kültürel tarihin bir bileşkesi aslında. Bu yüzden, felsefe ve edebiyat hemen hemen tüm öykülerimde gayet doğal bir şekilde bir arada. Özellikle bu kitabı yazarken okuyucunun da bir şekilde düşünce dünyasını kurcalamak, rahatsız etmek ama bunu yaparken de sıkıştırıp boğmadan, lafı eveleyip gevelemeden keyifli bir şekilde sunmak gibi bir derdim vardı.

  • Varoluş, birkaç sayfada bir kendini okuyucuya hatırlatıyor. Varlık felsefesinden gidersek yazar, varlığını yok olduğunda da sürdürebilmek için mi yazar?

Varoluşu içsel bir aydınlanma sonucu ulaşılan son düzey olarak görüyorum. Yarattığım tüm karakterler önünde sonunda eksik varoluşlarını tamamlamak için içsel bir yolculuğa çıkar. Dikkatli okuyucu, basit cümlelerin, sözcüklerin ve söz oyunlarının ardında yazarın, karakterlerin ve aslında kendisinin de bu varoluşsal yolculuğun bir ve tek parçası olduğunu görebilir ya da göremez. Burada çizgisel bir döngü yok, çoklu ve birbirine kapanan bir döngü var, kanımca. Burada bir akıl oyunu var, yazar bir süre sonra oyunu başlatan ve içinde eriyen birden fazla karaktere dönüşüyor, onların arasında bölünüyor.

  • Öykünün sonunu yazar mı getirir yoksa karakterler intihar mı eder?

Yukarıda da iyice karmaşık hale getirdiğim gibi, öykü sona ermez, karakterler intihar etmezler, çoklu bir döngü içinde olayların ötesinde birbirine geçerler, birbirlerine dönüşürler, yazar aradan çıkar ve perde iner.

  • “Kelimelerden korkuyordum” diyor Artun Aydın. Peki ya Alper Sezener?

Kelimelerden çoğu yazar çekinir, kanımca. Çünkü, kelimeler söze/vücuda geldiklerinde hep bir tamamlanmamışlık ya da yarım kalmışlık hissi yaratır.

  • Atıf’a yazılan mektupta dikkatimi çeken cümle şu oldu; “Gitmelerden ve kalmalardan kurulu bir dünyada gitmeyi seçtim, sen de kalmayı.” Gitmek ve kalmak eylemlerini insan ilişkileri bağlamında nasıl yorumluyorsunuz?

İlişkilerin önünde sonunda karşı karşıya kaldığı bir yol ayrımı mutlaka vardır. İnsanın yaşamının nereye evrileceğini belirleyen ana unsurlardan biri bu seçimlerde gizlidir.  Bu durumda, belirli bir kriz anında, iki seçenekten biri, kalıp devam etmek ya da ayrılıp yeni bir yol açmak zorunluluğu ortaya çıkar. Kitapta da Artun içinde bulunduğu birçok ruhsal ve durumsal kriz karşısında birtakım seçimlerde bulunuyor ve sonuçlarına katlanıyor.

  • Kitapta kendimi bulduğum bir cümle vardı ki o da: “Rüyalarım yaşantılarım kadar gerçektiler.” cümlesi. Aslında rüyalar da yaşantıya dahil olduğu için gerçektir diyemez miyiz?

Rüyalar bizi biz yapan temel öngörülerdir. Öyle ki, yaşamın aslen bir rüya olduğunu bile öne sürebiliriz. Gerçeklik algısı dediğimiz şeyin kırılgan yapısı hepimizi hiper-gerçeklik fanusuna hapsetmiş durumda ve rüyalarımızdan uzaklaştıkça daha da zombileşiyoruz. Dolayısıyla, burada gerçek nedir? diye sormakla işe başlamak gerekiyor. Yarattığımız, kurguladığımız bir şey mi? Yoksa, bizim dışımızda bizi şekillendiren bir dünya tasarımı mı? Karmaşık bir konu… Ayrıca, oldukça felsefi. Geçmişin hayallerinin şimdinin gerçekleri olduğunu da görmezden gelemeyiz, diye düşünüyorum.

  • “Tamamen Türkçe konuşulan bir dünyada yaşamak istiyordum.” diyen bir yazar Türkçe-Edebiyat ilişkisi hakkında ne düşünmekte ve günümüz yazar, şairlerinin dili kullanma biçimini nasıl değerlendirmektedir?

Edebiyat, felsefe ve bilim elbette anadilde yapılmalı ve bugün güçlü bir Türk Edebiyatı’ndan bahsediyorsak bunu Türkçe’ye ve onu geliştiren eserlere borçluyuz. Zengin ve değerli bir dile sahibiz. Günümüzde az da olsa Türkçe’yi muazzam iyi kullanan şairler ve yazarlar var, onları okumaktan büyük bir keyif alıyorum. Diğer büyük çoğunluğu ise zaten konuşmaya bile gerek olduğunu düşünmüyorum. Amacım sosyal mesaj vermenin ötesinde bir durum tespiti ama zamanımız ve yerimiz kısıtlı olduğu için bu konuyu burada kesmek istiyorum.

  • Felsefeyle edebiyatın birleşiminden kanımca okunmalı dedirten bir eser ortaya çıkmış. Sizi bu türde yazmaya iten neydi?

İnsanı anlamak, kendimi anlamak ve dünyayı anlamak, beni bu türde yazmaya iten temel şeyin bir anlam arayışı olduğunu söyleyebilirim. Felsefe yolun kendisi ve edebiyat bu arayışta ilerlememi sağlayan bir araç.

  • Büyülü Öyküler adlı kitabınız GİO Ödülleri kapsamında takdir görüldü. Düşünce ve hislerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?

Evet, bu beni çok mutlu etti. Özellikle, büyük yayınevleri tarafından yayınlanan diğer aday kitaplara nazaran, Büyülü Öyküler küçük, butik bir yayınevi olan Arion Yayınları tarafından basıldı. Kitapçılarda kendine diğerleri gibi yer bulamadı, sadece internet ortamında satıldı ya da hakkında tanıtım yazıları yapılmadı ama yine de bir döngüyü kırarak GİO Ödülleri’nde finale kalan beş kitaptan biri oldu. Bunu yeterli bir başarı olarak görüyorum. Benim için en önemli şey yazmak, üretmek ve okuyucuya ulaşabilmek. Bahsettiğim gibi, ödüllere aday olmak ya da ödül almak bu işten keyif almanızı sağlayan küçük mutluluklar sadece.

  • Ben okuyucuya ulaştığınızı düşünüyorum, kitabı okurken de sizinle bu söyleşiyi gerçekleştirirken de keyif aldığımı belirtmek isterim. Tebrik ve teşekkür ederim.

1 Yorum Alper Sezener: “Ben, cinslerin birbirleriyle arasının iyi ya da kötü olmasından ziyade konuya varolmak ile sahip olmak arasındaki ilişki açısından yaklaşıyorum.”

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.