Ah Keşke / Hava Özcan

Günlerdir yağan kar koca şehri esir almış; hayvanları ayrı, insanları ayrı etkilemişti. Karın büyülü güzelliğini, kaloriferin yanında elinde Türk kahvesini yudumlayarak çıkarmış, çam ağaçları arasında uçuşan kuşların dallara dokunuşuyla yere silkelenen dalların hafiflemesiyle mutlu olmuş, o da hafiflemişti.

     Güneş yüzünü gösterince kar erimeye başlamış, koca şehir bu kez de çamurlaşmış, beyazın rengini değiştirmiş, kar kenara fırlatılmış tamirci kıyafeti gibi temizlenmeyi bekliyordu. “Bu kadar evde kalmak yeter artık. Biraz çıkıp yürüyeyim de beynime oksijen gitsin.” diye düşünüp sokağa attı kendini. İki sokak ilerlemişti ki yanına bir genç yaklaştı. Yüzünde koca bir gülümsemeyle, saygıyla eğilip bir yandan “Hocam nasılsınız?” derken elini öptü. Şöyle geri çekilip gencin gözlerinin içine bakarken tüm öğrencileri film şeridi gibi geçti gözünün önünden.

– Şirin Tunç sen misin? Ne kadar büyümüşsün, adam olmuşsun.

– Sayenizde hocam. Nasılsınız? Şimdi neredesiniz?

– Hiç! Evdeyim. Emekli oldum.

– Sen neler yapıyorsun?

– Babama yardım ediyorum

– Baban ne yapıyordu? Unuttum.

– Tekstil.

– Nasıl? İşler yolunda mı?

– Piyasa durgun hocam. İdare eder.

– Ama ben liseyi dışarıdan okuyorum. Sonra üniversite sınavına gireceğim.

Öğretmen gencin gözlerinin içine bakarak:

– Bu harika! Demek okumaya karar verdin?

– Sayenizde hocam. Keşke sizi baştan dinleseydim.

– Nasıl yani?

– Çok emek verdiniz hocam. Bir tokat daha atsaydınız, daha iyi olurdu.

     Öğretmenin birden gözlerinin önü karardı, başı döndü. Zayıf hafızasında eskilere gitmeye çalıştı. Bir anda insanın aklından ne kadar çok düşünce geçebildiğini kanıtlarcasına dolaştı tozlu arşivinde. Evet, oradaydı. Sürekli her şeye gülen, hiç kitap okumayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen…O sevimli afacan. Zamanda yolculuk muydu bu? Şimdi geçmiş miydi? Yoksa gelecek mi? Bir anda zaman, mekan kayboldu:

     Genç öğretmen yeşil tahtanın önünde bir elini beline koymuş, fularını başına takmış, diğer elini hafif hafif titreterek, belini kamburlaştırarak yaşlı taklidi yapıyordu:

– Evladım; yıllar sonra ben yaşlanacağım. O zaman benim ve daha birçoklarının yerini sizler alacaksınız. Kiminiz öğretmen, kiminiz doktor, kiminiz mühendis, kiminiz çöpçü olacak.( Son cümleyi duyunca ciddi ciddi dinleyen çocuklarda bir gülümseme oldu.) Bir yerlerde karşılaşacağız. Doğal olarak ben sizi tanıyamayacağım. Çünkü siz büyüyeceksiniz. Kızlar güzel, erkekler yakışıklı olacak. Benim de saçlarıma aklar düşecek. Biraz da kırışırım. Sizi sadece gözlerinizden tanıyabilirim belki de. Bana yaklaşırsınız. kendinizi tanıtırsınız. Yaptığınız mesleği söylersiniz. İşte ben o zaman ödülümü alacağım. Gözlerim dolacak, duygulanacağım, gururlanacağım. Bu ağaç o zaman meyve verecek sizinle. Siz böyle sorumsuz davranırsanız hangi meyveyi vereceksiniz? Söyleyin bana! Hayır!

     Birden duruşunu değiştirdi. Elektrik sobası gibi kıpkırmızı olan yüzünü sırıtan çocuğa döndürdü. Eli kocaman kürek gibi açılmış, kolunu farkında bile olmadan çocuğun suratına patlatmıştı. Çocuğun gülümsemesi kesilmiş, parlayan kara gözlerinin feri sönmüştü. Arkadaşlarının çoğu önüne bakmış, bir kaçı da gülmüştü. O ise sönmüş bir volkandan geriye kalan kül gibi yok olmuş, oradan uçmak için rüzgarın esmesini bekliyordu. Öğretmen yaptığı hareketin farkına varınca çocukların hiç alışık olmadığı bu tutum karşısında ortamı toplama telaşına düşmüştü:

     “Yarın adam olmak istiyorsan, bugün sorumluluğunu yerine getir. Sana verdiğim ödevi yap! Kitabını oku. Eksik malzemeyle gelme okula. Tırnaklarını kes. Beni çıldırtma. Otur yerine.”

     O gün yerine oturmaya giden küçük çocuk şimdi karşısına dikilmiş:

– Keşke bir tokat daha atsaydınız hocam. Belki okur adam olurdum.

– Üzgünüm ya, aslında tokat atmak adetim değildi biliyorsun. Elimden kaçtı.

– Haklıydınız hocam. Çok emeğiniz var üzerimde.

– Bana moral olsun diye mi böyle konuşuyorsun? Sen gerçekten adam olmuşsun.

– Yok hocam benim için çabaladığınızı idrak ettim. Verin elinizi bir daha öpeyim.

    Elini öpüp giden gencin görüntüsü, sınıftaki çocuktan çok farklı geldi yaşlı kadına.

   ” Ne idealdi ama! Bıraksaydım da ödevini yapmadan gelseydi. Tırnaklarının içi kara olsaydı. Yıllar önce yaptığım hata, erimeyi bekleyen siyah kar dağları gibi dikildi karşıma. Alnıma yazılmış kara bir yazı gibi. Bir de “Bir tokat daha atsaydınız.” diyor ciddi ciddi.

    Sokağın başında sokak lambası gibi dikildiğini fark edince  yürüyüşe çıktığını anımsadı. Yürürken bir yandan da ” Aferin çocuğuma adam olmuş. Ahh benim bir bakıştan ne demek istediğimi anlayan çocuklarım. Bir de evde dayağa alıştırılan, ne yaparsan yap o tokadı isteyen gariban çocuklarım. Keşke hep güçlü kalıp ta o tokadı atmadan adam edebilseydim sizi.”

9 Yorum Ah Keşke / Hava Özcan

  1. Alkışlıyorum sn. Hava hocam,Çok ayrı bir keyif aldım.Öykünüz benide ilk okul yıllarına götürdü…Tebrikler,teşekkürler…

    akdevrim.01.07.2017.İstanbul.Zeytinburnu.

  2. Öykünüzü heyecanla okudum.Beni ilk okul yıllarına kadar götürdü.Üzerimde emeği olan merhum ilk okul hocam Ekrem OLTULU’yu saygıyla yad ettim.Allah rahmet etsin.Dünyamızda tüm değerler öğretmenlerin,annelerin eseridir diyenlerdenim.Saygı ve sevgiyle Hava hocam…

    akdevrim.01.Temmuz.2017.İstanbul,zeytinburnu.

  3. Havva hanım her zamanki gibi çok güzel gözümde canlandı resmen, emeğinize sağlık 👍🏻👏🏻👏🏻

  4. (….) “O ise sönmüş bir volkandan geriye kalan kül gibi yok olmuş, oradan uçmak için rüzgarın esmesini bekliyordu. Öğretmen yaptığı hareketin farkına varınca çocukların hiç alışık olmadığı bu tutum karşısında ortamı toplama telaşına düşmüştü:

    – Yarın adam olmak istiyorsan, bugün sorumluluğunu yerine getir. Sana verdiğim ödevi yap! Kitabını oku”.

    Şurası muhakkak ki çocukluğumuza damga vuran karakterlerdir öğretmenler. Kimini okuldan nefret ettiren, kimini ise bir ömür okumaya müptela kılan… Ama hiç kuşkusuz yaşamımızda iz bırakan, öğretmenler… Öykünüz beni çocukluğumun okul yollarında, üstü karalanmış, tozlu sıralarında dolaştırdı. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Çok teşekkür ederim bu güzel yolculuk için.

  5. Tebrik Hava Hocam. Beni de öğrencilik yıllarıma götürdünüz. Aslında bu öyküde anlatılmak istenen o kadar çok şey var ki… Zevkle okuyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Saygılar…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.