Afişteki Adam ve Kadın / Ayhan Şimşek

 

“Sanki aşk sustu!” dedim,

“Aşk hiç susar mı?” dedi.

“Sen sustun ya!” dedim,

“Ben aşk mıyım?” dedi.

“Aşksın!” dedim,

“Sustu!!!

N.F.K.

Gecenin oldukça ilerleyen saatlerinde başlayan yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyordu karanlık gecenin üzerine. Bir taraftan da yağmura inat, güneş yeni bir güne “merhaba” demeye hazırlanıyordu. Yağmur, gecenin karanlığına isyan edercesine yağıyorken, güneş ise karanlığa aldırış etmeden, aydınlığının haşmetini sergilemek istiyordu sanki.

Issızdı sokak, ıpıssız. Sokak köpeklerinin seslerinden başka bir ses işitilmiyordu gecede. Gecenin karanlığında aheste aheste yürüyen kadının topuk sesleri sessizliği bir nebze olsa da bozuyordu. Topuk seslerinin ritmine uygun tiz bir sesle mırıldanan bir şarkı söyleyerek, daha önce bu sokaktan onlarca kez geçmiş birinin rahatlığıyla, yürüyordu kadın. Gece yutuyordu hemen kadının yürürken çıkardığı sesi ve mırıldadığı şarkısını.

Islanmıştı kadın. Beline kadar inen saman sarısı saçları ıslanıyor ve yüzündeki makyaj boyaları sicim gibi akıyordu yüzünden. Oldukça kısa olan elbisesi ıslanmış, yağan yağmurla birlikte esen rüzgar kadının daha fazla üşümesine neden oluyordu. Bu şekilde daha fazla dayanamayacağını anlayınca az ileride üzeri tahtayla kaplanmış bir duvar dibine doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Tam bu sırada ayakkabısının topuğu kırılıverdi ve yere kapaklandı kadın. Yerden kalkmaya çalışırken okkalı bir küfür savurdu etrafa. Gece hemen yuttu küfrü ve kadının boğuk sesini.

Saçlarını savurarak hışımla kalktı kadın yerden ve aksak adımlarla yürüyerek duvar dibine ulaştı. Gecenin ilerleyen saatleriyle birlikte yağan yağmur sesini tekrar tüm çıplaklığıyla duymaya başladı. Bu sessizliği yalpalaya yalpalaya yürüyen sarhoş adam bozmuştu. Adam biraz sonra  kusmaya başlamıştı ve kusarken çıkardığı sesler adeta gök gürlemesi gibi gelmişti kadına. Esen rüzgar, kusmuk kokusunu kadının burnuna kadar taşımıştı. Bu durumdan rahatsız olan kadın, sessizce bir küfür ediverdi adama. Gece yuttu küfrü, dağıldı kelimeler gecenin karanlığında.

Kadını fark eden adam, kendisine biraz çeki düzen vermek ister gibi, üzerini sildikten sonra kadına doğru yürümeye başladı ve birden kadının önünde bitiverdi. Kadını uzun uzun süzdükten sonra bir şeyler söyledi ama kadın oralı bile olmadı. Gece yutuverdi adamın bakışlarını ve sözlerini. Kadın alışıktı bu duruma ve aldırış etmedi. Umduğunu bulamayan adam yoluna devam etti. Gece yutmuştu adamı.

Şiddetini artırınca yağmur, kadın da küfürlerini arttırıyordu. Zaman geçmek bilmiyordu ama gerçi zaman da umurunda değildi kadının. Merak edeni mi vardı sanki? “Ama şu yağmur da dursaydı kötü olmazdı hani!” dercesine bekliyordu. Derken sessiz bir çığlık gibi olan gece sessizliğini bir adamın sesi bozmuştu.

Kadın bir heyecan ve korkuyla etrafına bakındı, kimseleri göremeyince “Kim o?” diye seslendi etrafına. “Benim” dedi bir ses, “Tam arkanızdayım.” Kadın heyecanla arkasına döndü ama yine kimseyi göremedi. O kadar hızlı dönmüştü ki yüzü duvara çarpacaktı az daha. Bu duruma sıkılan kadın bir küfür savurarak, “Kimsin sen be!” “Kim konuşuyor öyle?” dedi ve durdu. “Benim” dedi gene biri. Kadın duvara dikkatli bakınca, sesin duvara yapıştırılmış afişten geldiğini gördü. Duvarda asılı olan afişteki adam konuşuyordu.

Boyaları dökülmüş duvarın üzerindeki afişte yan yana yapıştırılmış iki ayrı afiş duruyordu, bir kadın ve bir adam resmi. Adam konuşmaya devam ediyordu ama kadın susuyordu ve kendisine benziyordu sanki. Bu durum karşısında donup kalmıştı adeta! Ne yağmur sesini duyuyor ne de gece soğuğunu hissediyordu artık. Böyle bir şey olabilir miydi gerçekten? Ama olmuştu işte, konuşuyordu afişteki adam.

Adam kadının heyecanını dindirmek için “Sakin olun lütfen.” dedi. “Ben hep buradayım ama herkesle konuşmam, senin bu halini görünce dayanamadım ve konuştum.” dedi ve devam etti konuşmasına “Üşümüşsün galiba, al bu ceketi giy.” dedi kadına. Kadın titreyerek uzattı elini ve aldı ceketi. Biraz sakinleşince konuşmaya başladı. “Kimsin sen, neden bana yardım ediyorsun, ne işin var burada..?” Adam tek tek yanıtladı kadının sorularını. Sonra adamın yanında asılı duran kadın resmine baktı ama kadın uyumuştu. O da yağan yağmurda ıslanmıştı ve dökülüyordu boyaları. Kadın adama dönerek “Onun gözüne ne oldu?” dedi, Adam yanıtladı: “Can sıkıntısını gidermek için duvar dibinde bekleyen bir adamın yırttığını söyledi. Şaşkınlıktan ağzı açık kalan kadın ne diyeceğini bilemedi. Ama kadın için üzülmüştü. Bu sırada ceket aklına geldi ve teşekkür etti adama. “Önemli değil.” dedi adam ve konuşmaya başladı. Adamın yüzünde tuhaf bir ifade vardı ve kadın bu durumu tarif edemiyordu. Tatlı bir tebessüm eşlik ediyordu adamın yüzündeki ifadeye. Yağmur şiddetlendikçe adamın yüzünü ayırt edememeye başladı kadın. “Eriyorsun.” dedi adama. Adam, “Öyleyse bu anı yaşayalım.” dedi kadına ve “Anlat, neler yapıyorsun?” diyerek kadını beklemeye başladı.

Kadın sanki yıllardır bu soruyu bekliyormuşçasına hiç tereddütsüz anlatmaya başlamıştı. Aşklarını, hayal kırıklıklarını, isyanını… Ama tüm aldanmışlıklara rağmen aşkı yaşamak istiyordu ve saf bir aşkın özlemi içinde olduğunu anlatmıştı. Hepsini anlatıverdi bir çırpıda. Durdu sonra, “Ne yaptım ben, neden anlattım bunları hiç tanımadığım birine?” diye düşünerek hayıflandı ve bir küfür savurdu kendine. Gece yuttu küfrü. Adam gülümseyerek “Kızma kendine, ihtiyacın vardı buna.” deyince, kadın hafiflediğini hissetmişti. Yan afişteki kadına kaydı gözleri, hızla akıyordu kadın yağmurla birlikte. Sadece bacakları kalmıştı, birkaç dakika içinde bacakları da akarak yağmur sularının arasına karışmıştı. Boyasız duvarda kadından kalanlar ince şeritler halinde renk renk akıyordu. Gece yutmuştu kadını.

Korkuyla adama baktı kadın, O da erimek üzereydi. Ojeli tırnaklarıyla ellerini artık seçilemeyen adamın yüzünde gezdirdi. “Ceketin, ceketin bende kaldı!” dedi. “Kalsın” dedi adam. “Senin ona ihtiyacın var.” Bunu söyledi ve o da yağmur sularına aktı. Gece adamı da yutmuştu.

Ağlıyordu kadın. Şaşkınlık, heyecan, korku ve hüzün karışımı duygularla ağlıyordu. Alışık değildi çünkü böyle şeylere. Alışık değildi karşılıksız gerçekleşen hiçbir şeye; aşka, sevgiye, muhabbete… Ne yapacağını bilmeden bakakaldı yağmur sularına karışan adama. Sonra omzundaki ceketi hisseti ve ağlamaya başladı söken şafağın ufkunda. Artık üşümediğini fark etti çok sonra.

Güneş iyiden iyiye doğmaya başlamıştı. Gece her şeyi yutmuş, insanlar yeni güne hazırlanıyordu güneşin doğuşuyla birlikte. Kadın duvarın dibinden ayrıldı, aşk susmuştu, her şey susmuştu. Kim bilir belki de gerçekti bu yaşadıkları ve aşk tekrar konuşmaya başlamıştı.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*