Abuşka’ya Gelen Görünmez Mektup / Mervegül Dağköylüoğlu

 

 

Bilirim,

Bu bir çemberdir.

Kış biter, yaz gelir.

Bilirim,

Bahar bir geçiştir,

Yaz biter, yine kış gelir.

 

Bahar mevsimini sevimli ve yaşlı kadın Abuşka, turşu kurmakla ve örgü örmekle geçirdi. Bazen ormandan kurumuş dallar topladı bazen de değirmenden un taşıdı ardiyesine.

Kış gelecekti yine. Biliyorsunuz Abuşka’nın yaşadığı ormanda kışlar çok uzun ve soğuk geçer…

Kış geldi…. Kurumuş sararmış yerlere dökülmüş yaprakların üzerine karlar yağmaya başladı. Orman, bembeyaz ağaçlar ve bembeyaz bir gökyüzünden başka bir şey değildi artık.

Ve böyle bir sabah uyandığında Abuşka, Mozalak’ı göremedi. Evin içini aradı, taradı. Yok! Mozalak tavşan, bu kulübede değildi.

Mozalak’ın hiçbir yerde olmadığını anlayınca telaşlanmaya başlayan Abuşka, kendi kendine “Bu havada acaba nereye gitmiş olabilir?” diye düşündü.

Dışarı çıkıp Kara Mozalak’ı aramaya karar verdi. Paltosunu, atkısını, şapkasını giydi. Kapıdan tam çıkacaktı ki kapının kenarında duran yumak sepetinin bomboş olduğunu gördü. İp sepetinde ne ipleri ne de şişleri vardı! Abuşka, “Acaba Mozalak almış olabilir mi onları?” diye şaşkınlıkla söylenerek çıktı kapıdan.

 

Evet evet, bizce de kesinlikle Mozalak almıştır ipleri. Çünkü düşünsenize aynı sabah hem Mozalak kayboluyor hem de Abuşka’nın sepet dolusu ipleri…

 

Abuşka, avluyu geçip ormanın içine yöneldi. Beyaz çarşaf gibi yerleri kaplamış karın üzerinde yalnızca Mozalak’ın ayak izleri vardı ve Abuşka onları hemen tanıdı, takip etmeye başladı.  Ama yok, Abuşka daha fazla gidemedi ormanın içine. Çünkü orman iplerden geçilmez bir haldeydi. Orman, çöpleşmiş koca bir yumağa benziyordu. Geldiği yerde durup seslenmeye başladı: “Mozalak, Mozalak, Moozaaaalaaaaaakk” …

Mozalak’tan herhangi bir yanıt gelmedi. Ama Abuşka’nın sesini duyan diğer hayvanlar bu birbirine girmiş kalın renk renk iplerin arasından zar zor geçerek Abuşka’ya yaklaştılar.

Sincap Kuyrukgül, kuyruğunu iplerden kurtara kurtara geldi Abuşka’nın yanına ve “Bu ormanda neler oluyor böyle?” diye sordu.

Abuşka ona tam cevap verecekti ki burnu iplere takıla takıla gelen Uzunburun tilki, “Abuşka, bu ipler senin mi?” diye sordu.

Geyik Çatalcan, “Lütfen, biri bana yardım edebilir mi? Ah bu ipler! Benim çatallı boynuzlarım var. Kim yaptı bunu?” diyerek yardım istedi, seslendi, söylendi.

Abuşka, “Ah çocuklar ah! Bu ipler, evet, benim. Ama ben yapmadım bunu. Ne olduğunu ben de bilmiyorum,” derken Kara Mozalak göründü elinde kendinden büyük şişlerle. Herkes dönüp ona baktı. Hepsi birden çıkışacak oldular.

 

Ama durun! Hemen kızmayın ona. Önce bir sormanız gerekmez mi Mozalak’a, ne yapmak istediğini? Ben, bu kitabın yazarı olarak soruyorum, Mozalak, sen o iplerle ne yapmak istiyordun? O sana büyük gelen şişleri neden aldın?

 

Arkadaşlarının ve Abuşka’nın biraz kızdığını hisseden Mozalak’ın o kara kocaman gözleri biraz sulanır gibi oldu. “Ben, şey, ben… Ben sadece bu ormana kazak örmek istemiştim,” dedi.

 

Bakın, gördünüz mü? Mozalak aslında sizi, yani arkadaşlarını düşünmüş. Soralım, bunun böyle olduğunu anlayacaksınız. Mozalak, sen bu ormana dev bir kazak örmeyi arkadaşların için mi istedin?

Mozalak, “Evet, ben düşündüm de havalar çok soğudu. Hepiniz üşüyorsunuz. Eğer ben bu ormana kazak giydirirsem içerisi sıcak olur zannettim,” diyerek yanıtladı.

Ah sevgili Mozalak!

 

Orman sakinlerinin, Abuşka’nınki de dahil, bir anda yüreği ısındı. Abuşka onu hemen kucakladı. Diğerleri bunu pek yapamadılar. İplerden geçip gelebilseler, onlar da Mozalak’a sarılacaklardı.

Abuşka, “Benim sevgili Mozalak’ım ve sizler, beni burada bekleyin, hemen geliyorum,” diyerek kulübeye gitti. Geri geldiğinde kucağında bir sürü atkı, kazak, şapka vardı. “Ben bunları onlara örmüştüm,” dedi. Abuşka, kucağındakileri Kuyrukgül, Çatalcan ve Uzunburun’a verdi.

 

Eh, durun sevgili çocuklar, ben de bu ipleri toplayayım. İpleri en iyi ben toplarım. Aa bakın, postacı mı o? Evet evet, postacı sanırım Abuşka’ya bir mektup getiriyor yine.

 

Orman sakinleri, yeni kıyafetlerini memnuniyetle giyerlerken Abuşka ve Mozalak, onlara veda edip yanlarından ayrıldılar. Postacı da o sırada Abuşka’nın yanına varmıştı. Mektubu verdi. Abuşka’nın imzasını almayı da ihmal etmedi. Zarfın üzerinde bir ayı elinin izi vardı. Abuşka, hemen mektubun Haydar’dan geldiğini anladı.

Mozalak ve Abuşka kulübeye girdi. Fare Pembiş de yanlarına geldi. Üçü birlikte mektubu açtılar. Ama zarfın içinden boş bir kâğıt çıktı, boş buruşuk bir kâğıt!

Önce kâğıda sonra birbirlerine sonra tekrar kâğıda baktılar. Kâğıdın arkasını çevirdiler, önünü çevirdiler. Kâğıdı ışığa kaldırdılar, kâğıdı karanlığa soktular. Ama yok bir türlü okuyamadılar. Bu boş buruşuk kâğıdı Haydar’ın neden yollamış olabileceğini merak ettiler. “Yoksa başı mı dertte?” diye düşündüler. Abuşka, “Toplanın evlatlarım, Haydar’ın mağarasına gidiyoruz,” dedi.

Yaşlı kadın hemen yolculuk hazırlıklarına girişmeliydi, geç kalmamalıydılar. Belki de Haydar, çok hastaydı. O yüzden elini bile kaldırıp yazamamıştı. Şimdi hepsi panik içindeydiler.

O panikle ayağa kalkarken mektubu da yere düşürmüşlerdi. Abuşka, çantasını arıyordu. Pembiş, kapının arkasındaki süpürgeyi devirdi. Süpürgeden kaçarken Mozalak, kara bakırı tıngırdattı, bakır devrildi. İçindeki su odaya dağıldı.

 

Ama bir dakika durun! Hepiniz sakin olun! Bakın kâğıtta sanki birtakım yazılar beliriyor. Hişt, size sesleniyorum, durun, sakin olun!

 

Boş, buruşuk kâğıt ıslanınca üzerinde gerçekten de yazılar belirmeye başlamıştı! Beliren yazıyı hemen tanıdılar, Haydar’ın kocaman harflerle yazdığı yazıyı… Abuşka, okumaya başladı:

 

Sevgili Abuşka,

Sevgili Pembiş ve Çok Sevgili Mozalak,

Eğer bu satırları okuyabiliyorsanız mektubumun nasıl okunacağını çözmüşsünüz demektir. Buna çok sevindim. Böyle gizli mektup yazma yöntemini yazın okuduğum bir kitaptan öğrendim. Ve bu yöntemi kullanarak gizli mektup yazacağım kimse olmadığı için kışın size göndereceğim mektubu böyle yazmaya karar verdim, şakacıktan yani…

Bu sulu mektubun nasıl okunacağını bulacağınızı biliyordum.

Ben, size yakında geleceğimi haber vermek isterim. Belki de siz bu mektubu okurken ben kapınızı çalmak üzereyimdir…

Mektubun devamını getirmeden kapıya yöneldiler. Sahiden de Haydar valizi ve pembe-beyaz benekli şemsiyesi ile kapıya yaklaşıyordu. Abuşka’nın geçen kış onun için ördüğü kazağı giymişti. Ama artık bu kazak ona, çok daha küçük geliyordu.

 

Sevgili arkadaşlar,

 

Dilerseniz siz de Haydar’ın mektubu gibi görünmez bir mektup yazabilirsiniz. Tek yapmanız gereken iki kâğıt ve bir kalem almak ve aşağıdaki tarifi uygulamak!

 

  • Kağıtlardan birini suyla ıslatın.
  • Islak kâğıdı cama serin.
  • Cama serdiğiniz ıslak kâğıdın üzerine diğer kuru kâğıdı yerleştirin.
  • Kurşun kalemle bu kuru kâğıt üzerine mektubunuzu yazın.
  • Alttaki ıslak kâğıdı kurumaya bırakın.
  • Kuruyan kâğıt sizin artık görünmez mektubunuz olacak.

 

NOT: Görünmez mektubu nasıl mı okuyacaksınız? Onu siz zaten biliyorsunuz. Cevabı hikâyede saklı. 😉

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2Hl9obX

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.