Abuşka’nın Kış Şarkısı KARA BAKIR / Mervegül Dağköylüoğlu

Abuşka, yaşlı sevimli bir kadındı. Rengarenk etekler giyer ve ormanın içinde, güzel küçük bir kulübede yaşardı… Abuşka’nın bir de kara bakırı vardı, kapkara…

Havaların iyice soğumaya başladığı bir gün Abuşka, kara bakırını koluna takıp evden çıktı.

Şimşek çaktı,

Kara bakır tıkır tıkır.

Gök gürledi,

Kara bakır kıpır kıpır.

Sonra birden yağmur yağmaya başladı. Abuşka, kara bakırı su dolsun diye yağmurun altına bıraktı.

Yağmura bıraktım bakırı,

Dol kara bakırım dol.

Abuşka, su ile dolunca kara bakır, onu tekrar koluna takıp kulübesine geri döndü. Bir de baktı ki kapıda ıslak bir fare var ve çok üşümüşe benziyor. Üşüyünce yanakları pespembe olmuş beyaz bir fare… Abuşka ona şöyle dedi:

 

Yorgan var delikli

Sana pek gerekli.

Hadi içeri girelim,

Şimdi sıcaktır evim.

Yufka yürekli Abuşka, fare ile birlikte kulübeye girdi. Kulübenin içi gerçekten de sıcacıktı. Köşede üzeri minderle dolu bir divan vardı. Kulübenin ortasındaki soba da gürül gürül yanıyordu.

Farenin beyaz tüyleri hemencecik kuruyuvermişti. Ama yanakları… Yanakları hala pembe pembeydi. Bu yüzden Abuşka, ona Pembiş adını verdi. Pembiş, Abuşka ’ya sordu: “Fındık verir misin bana?”

Sevimli kadın Abuşka, Pembiş’e bir sürü fındık verdi ve kara bakırı da Pembiş’in önüne koydu ki Pembiş fındık kabuklarını onun içine atabilsin… Sonra Abuşka yine şarkısını söylemeye devam etti…

Yaparız üzümlü kek,

Yeriz sütlü börek.

Sen de artık burada yaşa,

Ooh gönlümüz olur paşa.

Yavaş yavaş akşamın karanlığı ormanı sarmıştı…

Gece olunca Abuşka hayal kurmayı çok severdi ama hep hayal kurarken uyuyakalırdı. Abuşka uyuyunca Pembiş de yerdeki minderin üzerine kıvrılıp yattı.

Sabah ışıkları, kulübenin içini aydınlatmaya başlarken, ilk uyanan Pembiş oldu. “Abuşka! Uyan, uyan… Bak her yer oldu ayan” dedi.

Abuşka, kalktı. Pencereye gitti. Dışarıya baktı. Bir de ne görsün? Kar yağmış, her yer bembeyaz bir güzelliğe bürünmüştü. Şarkı söylemeyi çok seven Abuşka, bu fırsatı kaçırmak istemedi, hemen şarkısını söylemeye başladı:

Ben severim karı,

Kışın yaparım lapayı.

Bu ormana kar çok yağar,

Koca bir ayı ininden yazın çıkar.

 

Abuşka’nın şarkısındaki ayı, kulübenin çok uzağında yaşayan Haydar adında bir ayıydı. Abuşka, onu da çok severdi. Şimdi havayı böyle görünce aklına hemen o gelmişti. Düşündü, acaba Haydar iyi miydi? Acaba mağarada üşür müydü? “Yok bu böyle olmayacak, gidip onu buraya getireceğim.” dedi Pembiş’e…

Abuşka, Haydar’a renk renk iplerden ördüğü kazağı yanına alıp, kulübeden çıktı.

Haydar’a ördüm kazak,

Tahtadan yaptım kızak,

Oldu bana kayak.

Kazağı koydum kara bakıra,

Vardım Haydar’ın mağarasına.

 

Abuşka, Haydar’ın mağarasına gelince onun, mağaranın girişini koca bir kaya ile kapattığını gördü. Ve “Aç kapıyı Haydarcığım, seni göreyim!” diyerek seslendi kayanın arkasından.

Haydar homurdandı. Haydar homurdanınca kaya yuvarlandı.

Abuşka, “Bak, canım, sana kazak ördüm.” dedi.

Ayı Haydar, Abuşka’nın ona verdiği kazağı giydi. Ama kazak Haydar’a biraz küçük gelmişti.

Girdim mağaradan içeri

Haydar olmuş iyice iri.

Hadi bize gidelim,

Birlikte kızak sürelim.

Kara bakıra bal koyarım,

Ekmek banarsın yarım.

Abuşka ile Haydar birlikte kulübeye geldiler. Haydar, balını yedikten sonra Abuşka ’ya, “Ben uyurum divanın altında, Abuşka beni uyandır yaz başında!” dedi.

Neredeyse akşam olmak üzereydi. Haydar, divanın altındaki yerini alınca, Abuşka ve Pembiş mutlulukla gülümsediler. Ayının hemen uykuya daldığını, onun koca koca horlamasından anladılar.

Bir müddet sonra, onlar da uykuya daldılar. Gece çabuk bitti. Ertesi sabah Abuşka uyanınca hemen dereye gidip kara bakıra su doldurmak istedi. Onu yine koluna taktı ve evden çıktı.

Kol kola gittik kara bakırla dereye

Su taşıyacağız eve.

Kulübenin arkası uzun dere,

Nereden gidersin nereye?

Abuşka, derenin kenarına geldiğinde kıyıda, soğuktan titreyen, yüreği ürperen pullu bir balık gördü. Hemen ona dedi ki: “Suyun dibi ılık, oraya in.”

Balık da Abuşka’ya “Ben korkarım, çok derin” diyerek cevap verdi.

Bu kış, o pullu balığın ilk kışıydı. Hem o diğer balıkların aksine suyun dibinden de korkuyordu. Abuşka’nın gönlü onu orada bırakmaya asla razı olamazdı, “Pullu balık, atla kara bakıra, kalma burada, kulübede soba yanar.” dedi.

Pullu balık, zaten tir tir titrediği için hemen atladı bakırın içine ve “Abuşka, hadi beni götür eve, kış bitsin dönerim dereye.” dedi… Böylece pullu balık Abuşka’nın evinde, kara bakırın içinde kışı geçirebilecekti. Abuşka, ona da Pullugül adını verdi.

O kış, çok kar yağdı. Kulübenin sobası kış boyu hiç sönmedi.

İşte böyle!

Onlar kışı hep birlikte geçirdiler. Abuşka, başka başka şarkılar da söyledi kış bitene dek. Ve kış bitene dek ara sıra divanın altındaki Haydar’ı da yoklamayı ihmal etmedi, üstü açıldığında üstünü örttü.

Kış bitti. Taptaze havayla bahar mevsimi geldi.

Önce Haydar çıktı divanın altından…Ayrılık vakti gelmişti.

Abuşka’dan ayrılırken gözleri doldu Haydar’ın. Ama mektup yazacağına, her kış geleceğine söz vererek gitti…

Sonra Abuşka kara bakırı aldı, Pullugül’ü dereye götürdü.

Şimdi siz, “Zaten suyun içinde!” diyebilirsiniz ama belliydi, pullu balığın da gözleri de dolmuştu ve hep buralarda yüzeceğini söyledi.

Pembiş ise hiçbir yere gitmeyip Abuşka’ya çiçekler ekerken yardım etti.

Biz bu satırları yazarken Abuşka en son şu şarkıyı mırıldanıyordu:

 

Benim adım Abuşka

Beni uzakta arama.

Ben hep buradayım,

Sen kapağı her açtığında!

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.