Abuşka’nın Kış Şarkısı ÇALI SÜPÜRGESİ / Mervegül Dağköylüoğlu

Abuşka’yı hatırladınız mı? Hani ormandaki küçük kulübesinde yaşayan sevimli bir kadın vardı… Kış biterken en son şöyle bir şarkı söylüyordu hani:

Benim adım Abuşka,

Beni uzakta arama.

Ben hep buradayım,

Sen kapağı her açtığında.

          Ben, bugün bu yeni kitabın kapağını açınca gördüm ki Abuşka doğruyu söylüyormuş. İşte Abuşka, burada ve kulübenin önünü süpürüyor bir çalı süpürgesiyle…

Merhaba Abuşka.

Bu kitapta da şarkı söyleyecek misin?

Benim işim hiç bitmez,

Dinlemek istersen eğer

Benim şarkım da bitmez.

Abuşka, yaza çıkarken ayı Haydar’ı ve balık Pullugül’ü uğurlamış, fare Pembiş ile kalmıştı baş başa…Şimdi ise yanında yeni bir arkadaş görüyorum.

                 O kim Abuşka?

O mu? Ha, o benim eski bir dostum, eski dostum tavşan Mozalak.

             Mozalak, upuzun siyah tüyleri olan bir tavşandı. Diğer tavşanların aksine onun kulakları biraz daha kısaydı. Ama gözleri… Mozalak’ın gözleri koooocamandı ve kapkaraydı…

Elime aldım çalı süpürgesi,

Mozalak’ın var aslan gibi yelesi,

Sana ektim maydanoz,

Yiyesin ninesinin bir tanesi.

Mozalak, kulübenin yan tarafındaki maydanoz tarhına doğru arka ayaklarının üzerinde zıp zıplayarak giderken, Abuşka’ya bir mektup geldi. Mektubu getiren postacı giderken, Abuşka merakla mektubu açtı. Mektupta aynen şunlar yazılıydı:

Sevgili Abuşka,

            Görüşmeyeli uzun zaman oldu ve seni çok özledik. Ayrıca sana yeni bir elbise diktim.  Önümüzdeki günlerde seni dükkanıma bekliyorum. Sevgiler.

İdris Çatalboynuz

 

  Abuşka, mektubu okuyunca çok sevindi. Bu davete gidecekti. Ama nasıl gidecekti? Tabii ki, uçarak! Hayır, sevinçten uçarak değil! O resmen uçarak gidecekti!

Abuşka, mektubu eteğinin cebine koydu. Kulübesine dönüp yolculuk hazırlıkları yapmaya ve yol için kendine ufak bir çanta hazırlamaya başladı.

Çantasının içine biraz fındık, biraz maydanoz ve biraz da üzümlü kek ile sütlü börek koydu. Elbette Pembiş ve Mozalak’ı da yanında götürecekti. Onlar yarın yola çıkmaya karar verdiler.

Madem yarın yola çıkacaklar, Abuşka süpürgesine de biraz bakım yapmalıydı. Kulübenin önüne çıktı. Eline kocaman bir makas almıştı. Çalı süpürgesinin yıpranan kısımlarını bu makasla budadı. Ve işte süpürge artık uçmaya hazırdı!

Yola çıkacakları gün, Abuşka, Mozalak ve Pembiş erkenden uyandılar. Hava mis gibi tertemizdi ve gökyüzünde hiç bulut yoktu… Yolculuk vakti gelmişti. Abuşka, çantasını süpürgesinin uç kısmına yani bagaj kısmına bağladı. Mozalak’ı oturttu. Ardından Pembiş’i oturttu ve en son kendisi süpürgenin dümen kısmına bindi. Süpürgeye sıkı sıkı tutundular…

Ve yavaşça yemyeşil ormanın üstüne yükseldiler… Neşeyle uçuyorlardı şimdi. Kulübe gittikçe küçülmüştü. Artık bir nokta gibi görünüyordu yukarıdan…

Süpürgem saçaklı,

Saçım ak aklı.

Biz gidiyoruz terziye,

Özledik birbirimizi diye.

 

 İdris Çatalboynuz, ormanın diğer tarafında yaşayan terzi bir geyikti. Renk renk bobinler, makaralar, düğme kutuları ve çeşit çeşit kumaşlarla dolu bir dükkânı vardı. Terzilik, İdris Çatalboynuz’un aile mesleği idi. Zaten dükkanının duvarlarında da terzilik yapmış dedelerinin, halalarının portreleri asılıydı.

Uzunca bir yolculuktan sonra Abuşka’nın süpürgesi bu dükkânın önünde durdu. Ahşap kapıyı ittirip açınca kapının çan şeklindeki zili çın çın öttü. Zili duyan İdris terzi, kumaş yığınlarının arasından başını kaldırıp kapıya baktı. Çatal çatal boynuzlarına renk renk ipler, kurdeleler takılıydı.

“Merhaba dostum” dedi Abuşka.

“Merhaba dostum” diye yanıt verdi Terzi İdris.

Sevgi ve özlemle kucaklaştılar. Abuşka, hemen şarkısına başladı:

Maharetli ellerin,

İdris, beceriklisin.

Terzilik gereklidir,

Dostluk önemlidir.

           Onlar hasret giderirken İdris Çatalboynuz’un küçük kızı göründü kapıdan. Geldi Pembiş ile Mozalak’ın yanına… Terzi İdris, beyaz ve kırmızı çiçek desenli fincanlarına çay doldurdu. Çaylarını içtiler.

Çaylar bitince, Terzi İdris, Abuşka’ya “Sana diktiğim elbiseyi denemelisin!” dedi.  Dolaptan Abuşka için diktiği elbiseyi alıp getirdi. Ama o da? Elbisenin etekleri uzadıkça uzadı. Bir türlü sonu gelmedi elbisenin. Elbise büyüdükçe büyüdü. Daha da büyüdü. Onlar çektikçe elbise geldi durdu…

Şimdi bir oda dolusu kadardı Abuşka’nın elbisesi…

 “Ah!” dedi İdris Terzi, “Kesmeyi unutmuşum eteklerinin boyunu, Abuşka!”

Bize bir makas gerek.

Eteklerini ölçmemiz gerek.

 Ama tabi önce birbirimizi,

Bu kumaş yığını arasında,

Bulmamız gerek.

        Dükkânın içini kaplayan elbisenin kumaşı arasında kaybolup gitmişlerdi. Birbirilerini göremiyorlardı. Bu yığın arasından önce birbirlerini bulmalı sonra fazla kumaşı katlayıp yerine koymalıydılar. Ama daha birbirlerini göremezken nasıl yapacaklardı bunu?

Hepsi de debelenip duruyordu… Dükkânın içi karmakarışık olmuştu. Bu karmaşaya makaralar, bobinler, ipler, kurdeleler da katılmasın mı? Eyvah ki eyvah…

Bu elbise bana çok büyük,

Dükkân şimdi oldu küçük.

Acaba kapıya giden yol neresi?

İnsanın bu elbiseyi geliyor sevesi.

          Dükkândan sesler geldiğini duyan Bayan Çatalboynuz, dükkânın kapısında belirdi. Hemen anlamıştı ne olduğunu. “Tamam, şimdi herkes sakin olsun ve sesime doğru gelsin!” dedi.

  Bayan Çatalboynuz’un sesine ilk ulaşan, en küçükleri Pembiş oldu. Pembiş’in ardından Mozalak ulaştı sese… Sonra Terzi İdris’in kızı Maral geldi annesinin yanına. Abuşka da göründü birazdan. Geriye Terzi İdris kalmıştı. Ama onun çatal çatal boynuzlarını bu karmaşadan kurtarmak biraz zor olacağa benziyordu.

Abuşka, “Bu elbiseyi dükkândan çıkarmamız gerek!” dedi. Onun da aklına hemen bir fikir gelmişti. Kapının önünde duran çalı süpürgesini aldı eline. Sonra elbisenin kollarını yakaladı yığının arasından. Atladı süpürgesine. Havalandı gök yüzüne.

Çıktı, çıktı, çıktı…

Şimdi gök yüzü kocaman bir elbise ile kaplanmıştı. Sanki bulutlar güneşin önünü kapatmış gibi her yer gölgede kalmıştı….

Bayan Çatalboynuz, kumaşın ucu görününce başladı onu katlamaya. O katladıkça kumaşı, indi Abuşka gök yüzünden. Gölge azaldı, güneş de yeniden aydınlattı ortalığı.

  Terzi İdris Çatalboynuz, eline makası aldı. Tam Abuşka’nın boyuna göre kesti elbisenin eteklerini.

Sonunda, el birliğe ile topladılar, eski haline getirdiler terzi dükkanını. “Hoş geldiniz hepiniz!” dedi Bayan Çatalboynuz. Yine beyaz, kırmızı çiçekli fincanlarda çaylarını içmeye koyuldular. Bayan Çatalboynuz, onlara çikolatalı kek de ikram etmişti.

Yeni elbisesini üzerine giyen Abuşka, yanında onlara getirdiği hediyesini çantasından çıkarıp verdi. Toprak dolu bir saksıydı bu hediye.

“Ben bir tane ektim ama o bin tane açacak.” dedi, “Obrizya adında bir çiçektir bu.”

Kulübeye dönüş vakti gelmişti artık. Yeniden çalı süpürgesine binip havalandılar.

Mor çiçeklerle kaplı olur Obrizya.

Kenarları tırtıklı, tüylü yaprakları vardır.

Birbirine dolanır dalları, bu kumaş gibi.

Tomurcukları yumuşak ve yeşildir.

Kayalara tutunur Obrizya, dostluğumuz gibi.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.