42’lik Anne / Özlem Y. Uçak

Sonda söyleyeceğimi en başta yazayım. Anne olmanın yaşı yok. Çünkü her kadın anne olmak ister. Kimi yirmisinde kimi kırkından sonra son şansı değerlendirerek. Ben son şansı değerlendirebilenlerdenim. Ama herkesin bildiği gibi ideal olan yirmi beş ile otuz beş arası. Hadi belki kırk… Ah o yaş aralığı ah! Bunun bir kanun gibi karşımda dikildiğini, tüm gençliğimi, en güzel çağımı esir aldığını itiraf ediyorum. Bu yaş olayı modern, çalışan,  idealist, özgürlüğe düşkün bir şehir kadını için nasıl bir korkulu rüya biliyor musunuz? 

Geç anne olmak biyolojik anlamda pek çok sorun yaratabilir, kabul ediyorum. Biyolojik yaşı geçmiş kadın anne olma fikrini-isteğini- rafa kaldırmalı mı? Ya da kırkını geçen kadın nasıl bir anne olur? Anlatmak istediğim bunlar değil. Ben duruma diğer taraftan bakmak istiyorum. Peki ya genç bir anne adayının psikolojisi, istek ve arzuları, gelecek planı, buna hazır mı?  Yazıyı okudukça bu sorulara benim yanıtlarımı bulacağınızı umuyorum.

Diyelim, yirmi beş yaşındasın. “Artık evlenme yaşına geldin!!!” Koca adayı bulana ya da evlenene dek yüzünde bu cümle yazar. Sen insanların yüzünü başka okursun onlar sana bakarken bunu okur. Ailen, dıdının dıdısı, kim varsa bir yasanın uygulanırlığını kontrol eden denetmendir, bu ciddiyetle, üzerine basa basa bu lafı söyler. Değer verdiğin büyüklerin söylediklerini bazen dikkate alırsın, kafan allak bullak olur. Üzerine yatarsın, birden bir kulağından giren öbüründen çıkar. İşe başlayalı henüz birkaç yıl olmuş. Kendi paranı kazanmanın ve harcamanın keyfini sürüyorsun. Para biriktirmeye daha başla-ma-mışsın. Özgürsün. Hesap vereceğin kimse yok. Gezmek, görmek, yemek, içmek için yapıyorsun planlarını. İlerisi için elbette daha büyük planların var. Basit değildir onlar. Zamana, değere, ilgiye ihtiyacı vardır. Olursa olur değildir. İşte böyle bir durumdayken alnında yazan o cümleyi duymaktan nefret edersin. Başka dünyadan biri gibi hissedersin kendini. Algın, bakışın, hislerin, duyguların bambaşkadır. Yapılacak o kadar çok şeyin vardır ki; ikinci dil öğrenmek, uzun seyahatlere çıkmak, kariyer hedeflemek, master yapmak; hepsini bir kenara koyup evinde oturup çocuğunu büyütme fikri, uzaya çıkmakla aynıdır yirmi beşinde. Yaşama, öl diyorlar gibi gelir.

Yaş geliyor otuzlara. Bir erkekle aynı evi paylaşma fikri sana sıcak gelmeye başlar. İnsanoğlu benmerkezci, ama gün geliyor yatağı, banyoyu paylaşmaya göz yumuyor. En iyi aday önündedir. Evlenirsin. Diğer yandan, etraf hiç zaman kaybetmez; insanlığın üremesi senin ellerindedir; büyük bir ciddiyet ve gereksinimle çoğalmanı bekler. Kulaklarını kapatır duymazdan gelirsin. 

 Bir köpeğin olur. Köpeğin evin küçük ferdi gibidir. Hiç ölmeyecek, yarın ölecek gibi yaşamaktasındır. Planların kısa ve basittir. Köpeğinle o kadar ilgilisindir ki herkes, sen de dahil, onun annesi olduğuna inanmışsındır. Başka annelik rolü aramazsın.

Çocuğun dediğin köpeğin yaşlanır ve ölür. Yıkılırsın. Tüm dengelerin değiştiğini hissedersin. Onun ne kadar önemli bir duyguyu beslediğinin o an farkına varmazsın belki. Ama yıllar öyle hızla geçiyordur ki, birden her şeyin sıradan, tekdüze olduğunu ayrımsar telaşa kapılırsın. Ertesi gün olur. İşe gidersin. Çalışırsın. Eve gelirsin. Her şey aynıdır. Ama fazla değildir. Hayat eksiktir. Artık çevrende senden umudu kesip sana baskı yapmayı bırakan, haline üzülen insanlar vardır. Hatta hiç bebek konusunu açmamaya yemin etmiş gibidirler. Bir sırrı paylaşıyormuş gibi suskundurlar. Sen yine onları umursamaz kendi yoluna bakarsın. Ve gün gelir, hayatının kararını verirsin. Sigarayı bırakırsın…

 Konuyla ilgili yazılar okumaya başlarsın. Korkarsın. Vazgeçersin. Sonra bir şey izlersin. Tekrar karar verirsin. Mutluluğun formülü ile ilgili onlarca madde duyarsın. Bulanların nasıl bulduklarına bakarsın. Ama aslında o mutlulukların da yeterli olmayacağını hissettiğin bir an olur. O an anne olmanın gerekliliğini anladığın andır. Ya da olmak istediğinin. Birden ne olduysa buna hazırsındır. Gücün, yumurtaların, beynin, kalbin… Doktorunun dediklerinden dışarı çıkmazsın. Bebeğin tek tarafın istediğiyle olmadığını anlarsın. Biyolojik açıdan değil psikolojik açıdan da önemli olduğunu kavrarsın. Kocanı rahatlatır, ona güven verirsin. Yüreğinin pompaladığı kan beynine sıçrar. Yumurtalarına akar. Besler onları, harekete geçirir. Hormonlar coşar. Biyolojik bazı değişimlerin farkındasındır. Çünkü bunu anlayacak kadar koca kadınsındır.

Artık sen bir anne adayısındır. Günlerce, haftalarca elin karnında gezersin. Hayat değişir. Kocan, odan, yatağın, eşyaların, giysilerin. Baktıkların aynıdır ama gördüklerin. Hayattan çok korkarsın. Karnındakinden kendinden, her şeyden. Gökyüzündeki buluta asarsın kendini gezinir durursun. Aylar geçer. Sen değişirsin. Bayağı bir değişirsin. 

İlk üç ay ve  son üç yatarsın. Yaşının cilveleridir bunlar. Saçının beyazlarıyla karnının uyumuna hayran olursun. Bir sabah ansızın çıkıp geliverir koynuna. Bundan önceki her şey birden uzun, uzak bir geçmiş zamandır, unutursun. Tüm yaptıkların, yaşadıkların, planladıkların, uyguladıkların, hepsi sadece bu an için olduğunu anlarsın. Geç kaldığını düşünmezsin ama fazla zamanının olmadığının da ayrımındasındır. Çünkü yaşın kırk ikidir.

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*