Öykü demek “An” Demek

Dilsiz Annelerin Sessiz çocukları, bir solukta onlarca kadını, çocuğu okuyacağınız bir öykü kitabı. Gerçek kadınlar, gerçek çocuklar ve gerçek hüzünler anlatılıyor bu kısacık kitapta. Ne dilinde, ne anlattıklarında en ufak bir abartı var. Çok yeni bir kitap, çok yeni bir yazar. Kitabı okuduktan sonra tanımak istiyorsunuz yazarını, nasıl yazdığını, nereden beslendiğini merak ediyorsunuz.

 Genç, güzel bir kadın. Henüz çok yeni, yeni olduğunu her fırsatta dile getiriyor, ‘’Sadece 3 yıldır öykü yazıyorum.’’ diyor. Oysa en ufak ayrıntısına kadar öyle güzel biriktirmiş ki yıllardır sandığında; kadını, çocuğu, acıyı.

 Kısacık cümlelerle anlatıyor öykülerinde; sıkmadan, yormadan, üzmeden.

Sıcak gülümsemesi ile sohbete başlıyoruz. Öykülerinden bahsederken mavi, sıcak ama hüzünlü gözlerinde, ufacık bir damla her an düşmeye hazır bekliyor. Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları’nın  nasıl dile geldiğini görüyorsunuz ve daha anlatacağı çok öykü olduğunu.

11868809_10153091514103404_1414738768_n

Bize Dilsiz Annelerin Sessiz Çocuklarından bahseder misiniz?

Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları yaklaşık iki yılda yazılmış, aslında birbirinden bağımsız konuları olan ama temelde hepimizin yaşayabileceği olayları anlatan, on beş kısa öyküden oluşmuş bir kitap. Henüz dört aylık.

Birçok yazarın biriktirdiği acı kumbaraları vardır, bu kumbaralar taşınca ortaya bir eser çıkar. Sizin de yazma ihtiyacınız, duyduğunuz acı kumbaranızdan ötürü mü çıktı Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları’nı?

Bir acı kumbaram yok, desem yalan söylemiş olurum. Kişilik olarak da oldukça duygusal ve melankolik biriyim ve sanırım bardağın boş kısmı daha çok gözüme çarpıyor, her daim. Mutluyken değil mutsuzken, kalabalıklarda değil tenhalarda beni buluyor yazma güdüsü.

Roman yazarlığıyla öykü yazarlığı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Kitabınızda roman konusu olacak birçok öykü var. Roman yazmayı düşünseniz ve konu olarak bu öykülerden birini geliştirseniz hangisini seçersiniz?

Yayımlanmamış bir roman dosyam var aslında ama henüz onu ortaya çıkarma niyetinde değilim. Çünkü dört beş yıl önce yazmıştım ve baştan gözden geçirmem gerekir. Roman yazarlığı ya da öykü yazarlığı diye bir ayrım yapmak doğru mu bilemedim. Yazmaya gönül veren her kişi roman, öykü, deneme, şiir hepsini deneyebilir. Roman yazmak öykü yazmaya göre daha çok zaman ve daha çok sabır gerektiren bir iş, o kesin. Kitabımdaki öykülerden roman olabileceğini daha önce de söyleyenler oldu. Hangi öykümü romana dönüştürmek isterdim? İlk aklıma Kara Kedi geldi…

 Bundan sonraki süreçte yol haritanız nedir? Başka projeleriniz var mı?

Öykü yazmaya devam etmek istiyorum. Yeni dosyamı hazırlamaya başladım. Daha iyi öyküler yazmak istiyorum tabii ki ama zaman ne gösterecek bilmiyorum.

Gerek yayınevleri gerekse kitap satış noktalarının verilerine baktığımızda, roman okuyucularının çok fazla olduğunu görüyoruz. Deneme ve şiir kitaplarına neredeyse hiç rağbet yok. Öyküler ise bunların biraz önünde seyrediyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Edebiyatın diğer alanlarına da okuyucunun ilgisini çekmek için ne gibi önerileriniz olur?

Roman okuru fazla çünkü piyasada popüler kültür dediğimiz çerez niyetine okumak için yazılmış çok kitap var. Bunların birçoğunun yazarı bile belli değil. Kolektif çalışılarak yazılmış, tüketiciye göre yazılmış kitaplar. Arz-talep meselesi sonuçta ve eleştirme hakkımız da yok. Çok iyi romanlar da var, çok iyi öykü kitapları ve şiir kitapları da ama öykü ve şiir okumak hem özel bir zaman hem özel bir dikkat gerektiriyor bence ve biz de toplum olarak bunu istemiyoruz. Yorgunuz sanırım.

11896993_10153091514013404_1079776529_n

Bir öykü nasıl ortaya çıkar? Sizi besleyen nedir?

Öykü demek “an” demek benim için. O “an”ı nerede yakalayacağım belli olmaz. Kendi yaşamımda, sokakta, evde, televizyonda, bir arkadaşımda ya da okuduğum bir kitapta saklı olabilir. Önce kafamın içinde benimle gezer, gezer, gezer, bir şekle oturur. Sonra canı ne zaman isterse o zaman kendini yazdırır. Beni besleyen de bu anlar topluluğu sanırım.

Gerçekleri öykülemek daha zor değil mi?

Gerçekler hayatımızın kendisi. Hiçbir zaman bir gerçeği bütün çıplaklığıyla yazamazsınız zaten. Öyle yazınca  öykü değil de anı ya da haber gibi olur konusuna göre ama hayata öykü gözüyle bakıp “an”ları yalanlarla yoğurup bir öykü kurabilirsiniz. Gerçek midir, değil midir; kimse bilmez sizden başka. Bu da öykü yazmanın en sevdiğim yanlarından biri benim için.

Yazmaya nasıl başlıyorsunuz? İlham denen güce inanır mısınız?

Yazmaya kafamdaki öykü “ben oldum” deyince başlıyorum. İlham gücüne kesinlikle inanıyorum. Gelmeyince gelmiyor.

Bir öyküye ne kadar süre ayırıyorsunuz?

Öyküsüne göre değişiyor. Ana taslak, yazmaya başladığım gece oluşuyor ama dinlendirme ve gözden geçirmeler içime sinene kadar devam ediyor. İki haftadan bir aya kadar belki.

Sizce yazmak öğrenilebilir mi?

 Bilmiyorum. Ben tamamen içimden geldiği gibi yazıyorum. Herhangi bir kurs, atölye vs. görmedim. Oralarda neler anlatıyorlar hiçbir fikrim yok, o yüzden bu soruya cevap veremiyorum.

 Neden öykü? Roman yazmayı düşünüyor musunuz?

 Bir nedeni yok ki. Şimdilerde öykü yazmayı seviyorum. Yarın ne olur bilemem.

 Kitap okurken seçici misinizdir?

Evet tabii ki! Okudukça zamanla bazı kriterleriniz oluşuyor, siz bunu fark etmeseniz de. Benim de kendime göre sevdiğim kitaplar, sevdiğim yazarlar  ve okuyamadıklarım var.

 Okumayı sevdiğiniz yazarlar var mı?

Çok var ama ilk aklıma gelenler Oğuz Atay, Sevgi Soysal, Raymond Carver, Tomris Uyar, Füruzan, Saroyan. Bir de yeni öykücüleri mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum.

Çok teşekkür ederiz Ayşegül Hanım, Sizinle sohbet çok keyifliydi.

 Ben teşekkür ederim.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*