garip
garip
garip

“hariç” şiire “dahil”

01 Eylül 2019 0
reklam

Emre Ay, 1994 yılında doğdu. Gazi Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünü ve Anadolu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümünü bitirdi. Vurgu Edebiyat Dergisinin editörlüğünü yürütmektedir. “Hariç” (2019) adlı şiir kitabı yayımlandı. İstanbul’da yaşamaktadır.

Söyleşi: Yiğit Ergün

-“yutkunma” şiirinde şu iki dize geçiyor :

“geniş korkulardır göğsümü daraltan / göğsüm incelik için tek solukluk”

İnceliğe hasret kaldığımız bu dünyanın incelikten epey yoksun coğrafyasına sitem anlıyorum bu iki dizeden ben. Size tek solukluk bir incelik tanıyan korkuların genişliği nelerden kaynaklanıyor?

Genel olarak yaşadığımız çağdan. Biraz daha özele inersek elbette ki coğrafyamızdan, mevcut sosyoekonomik, sosyokültürel ve daha pek çok etkenden. İkili ilişkilerin sağlıksız görüntüsü ve içeriği, varoluş sancısının derin yaralar bırakması korkuyu genişletiyor ve bu durumda inceliği gerçekleştirebilmek hem madden hem de ruhen çok güç hâle geliyor. Sanki tek solukluk bir zaman diliminde veya bir anda tezahür ediyor incelik. Sonrası zaten güç ne yazık ki.

-“askıda bırakılmış soluğunuz /çerçevelerde kalmış sıcaklığınız / odalar dağınıklığı hüznünüz her yerde / içinizden hariç / bari birini bırakmasaydınız bana / “

kıtası geçiyor ‘yolculuk’ şiirinde. Şiirin yüklü olarak depresif kuyulardan beslendiği açık. Birçok genç şair hüzün ve acıyla katışık dizelerle kuruyor şiirlerini. Şair hüznü, elemi, yokluğu, eksikliği bir mıknatıs gibi hep üzerine mi çeker? Neden?

Şairin bu bahsettiğiniz duygu ve durumları mıknatıs gibi çekmesine gerek yoktur. Bahsettiğiniz duygu ve durumları bütün insanlar yaşamaktadır ve şairin bir birey olduğu da göz ardı edilmemelidir. Şair bu işi sadece sözlü değil yazılı olarak da –elbette ki bazı disiplinler ve metotlara esasen- aktardığı için daha çok göz önünde ve daha çok merkezindeymiş gibi algılanıyor bu duygu ve durumların.

Şair yalnızca bireysel duygular içine hapsolup sadece onları dillendirmez. Çağına tanıklığı, coğrafyasına tanıklığı, ayrıntılara tanıklığı şairin duygu ve düşünceden ayrılmasına müsaade etmez. Müsaade etmediği gibi bir tavır ve duruş meselesi içinde de bunları dillendirir. Yani duygular, düşünceler, durumlar şairin içindedir, şairin yanındadır, şairin gözü önündedir. Şair her şeyin merkezindedir.

-Şiirinizin bir merkezi ya da merkezleri var mı? Neler?

Her şairin şiiri, şiir anlayışı –poetikası- merkezdir. Bireyin kendi merkezi. Yoksa otorite, dernek, kurum, il gibi şeyler merkez değildirler, olamazlar da. Şiir üzerinden bir merkez olacaksa ancak onun üzerine ilgilenecek, onun üzerine düşecek akademik merkezler olur. Ve onlar şiire dahil değildirler, şiirle dahildirler.

-‘göç’ şiirinde geçen  “hiçbir şair görülmedi / bin dokuz yüz seksen yediden beri /kaldırım taşlarından yüksek bir yerde” dizelerinde imlemek istediğiniz durum/durumlar nedir?

Şiiri veya herhangi birimini açıklamak pek hoşuma gitmez ama madem ki sordunuz söyleyeyim. “göç” şiiri, şair Nilgün Marmara’nın gözünden yazılmış bir şiirdir. 1987’de 5. kattan sonsuzluğa gitmesi ve sonrasını görmemesidir orada imlemek istediğim. Metnin bütününe bakacak olursa sevgili okur, bunu daha iyi anlayacak ve çözümleyecektir diye düşünmekteyim.

-‘depar’ şiirinde “atlardan ödünç ciğer çıtalardan hevesli ayak /yarını giyinmek için koştu bugün / yalnızlığı soyunup kardeşliği ceket diye omzuna asarak / … / istanbul’un ortasında orman / deniz ve gökten daha parlak /aşkla ve isyanla yıkandı çünkü her yaprak” dizeleri geçiyor. Bu şiirinizde, özelde de bu dizelerde vurgulamak istediğiniz politik izdüşümlerden bahsedebilir misiniz?

“Gezi” Cumhuriyet tarihimizin en büyük eylemlerinden biridir. Bunu etkilerine bakarak rahatça söyleyebiliyoruz. Bu eyleme tanıklık eden, bu eylemin içinde yer alan ben de bir şiirle bunu söylemek, bunu bağırmak, bunu vurgulamak, bunu yarına ses olarak aktarmak istedim. Hiçbir lideri olmadan, herhangi bir siyasi partiye, sivil toplum örgütlerine bağlı kalınmadan, tamamen vicdani bir kararla sokaklara, caddelere inen insanımızı görmezden gelmek, buna kayıtsız kalmak son derece etik dışı olurdu.

-‘ayna’ şiirinin finalinde bir insan kir döngüsü kurmuşsunuz. Bu döngü sizce ezeli ve ebedi midir? Üstümüze yapışmış ve insanlara bulaştırdığımız kirlerden arınmak sizce mümkün mü? Mümkünse nasıl?

Evet, inançlı bir insan için de inançsız bir insan için de bu böyledir; ezeli ve ebedidir. Bütün kutsal kitaplarda, bütün öğreti metinlerinde iyi ve kötü mutlaka anlatılmıştır. İnsanın varlığından beri iyi ve kötü dolaylı olarak temizlik ve kirlilik yeryüzünde mevcut olmuştur. Bizlerden önce yaşamış şairler, yazarlar, filozoflar, düşünürler bu zıt kavramları maddi ve manevi yönden incelemişler ve bu kavramlar üzerine düşüncelerini dillendirmişlerdir.

Freud’un “bastırma” savunma mekanizmasıyla bazı kirlerin unutuluşu gerçekleşebilir. Bazı dinlerin kendilerine has yöntemleriyle de bu mümkün görünmektedir. İç muhasebeyle, vicdani bir öz yargılamayla da mümkün olabilir bu temizlik. Ama bu eylem, yöntem veya araçlardan hiçbiri sonsuz temizliği temin etmiyor. Hiçbirinin kirliliği sonsuza dek yok edemediği gibi. İnsanın var olduğu her yerde kirlenmeye müsait bir şeyler mutlaka vardır, olacaktır.

-‘israf’ şiirinde şu dizeler geçiyor :

“ayaklar sağlamken yakışmıyordu oturmak / hak etmiyorum bunu dediğimdi/ yaşamak”

Bizim kuşağın –büyük çoğunluğunun- temel sorunlarından biri şüphesiz gelecek kaygısı. Bu kaygı içine doğduğumuz ve içinde bulunduğumuz yaşam koşullarından bağımsız değil. Ve bu koşullara isyan günümüz genç şiirinde önemli yer tutmakta…

‘temel’ şiirinde ise şu dizeler geçiyor:

“kaynağına kadar girdim de / kaymağını görmedim / görseydim / sönerdi mürekkebin alevi / yanmazdı / tahttan görünen köylerin değirmeni”

Yaşam zorluğunu ömrümüze böyle derin biçmese şairliği bırak belki şiir bile yazmazdık alt metnini çıkarıyorum ben bu dizelerden. Sorum şu, konfor şiiri öldürür mü? Şairin mürekkebinin alevi değişen yaşam koşullarına göre nasıl değişir? Günümüz Türk şiirinden örneklerle bu durumu açabilir misiniz?

Konfor şiiri öldürmez ama şiirin niteliğini, kalibresini, temasını değiştirir.
Elbette elbette değişir. Metin Eloğlu, maddi sıkıntılar yaşadığını özellikle ilk iki kitabında (Düdüklü Tencere (1951), Sultan Palamut (1957) ) çok net bir şekilde bizlere imlemiştir. Daha sonraki kitaplarında biraz poetik bir meseleden biraz da yaşam koşullarından dolayı, ilk iki kitabındaki tema, muhteva ve şekilden uzaklaşmıştır. İsmet Özel’in şiir yazmaya başladığı zamanlardaki ele aldığı temalar ile son kitapları arasındaki temalar ne kadar da farklı birbirinden. Dünyaya bakış açısının değişmesi, farklı yorumlar getirmesi gördüğü şeylere, poetik olarak vurgulamak istedikleri, şairin yaşam koşullarıyla birlikte şekillenir mutlaka. Bu örnekleri pekala çoğaltmak mümkün*. Edebiyat tarihimizi kazımadan dahi nice nice örnek vererek bu cevabı uzatabiliriz.

-Hariç’te ‘ali’ ve ’13.03.2016’ gibi politik şiirler de var. Toplumsal olayların belleğinizde ve şiirinizde kapladığı yerden bahsedebilir misiniz?

Belleğimde kanlı görüntüler mevcut. Kitabın girişinde de yazdığı üzere “hafızamda görkemli acılar koleksiyonu” mevcut. Toplumsal olaylar da elbette ki bu koleksiyonda. Çevik gibi. Kanlı. Yaşadığım coğrafyayı, ülkeyi, vatanı çok seviyorum. Burası benim. Burada olmaktan rahatsız değilim. Buradaki olaylardan rahatsızım. Buradaki bazı uygulamalardan, buradaki maruz bırakıldığımız hadiselerden. Bu hadiselerin hepsi beynimi, ruhumu işgal etmekte. Ve şiir olarak da dışarıya çıkmaktadır yer yer. Salt olarak bu hadiseleri işlediğim metinler var. Belirtmiş olduğunuz şiirler bunlardan birkaçı. Ama bu şiirlerin dışındaki şiirlerde de toplumsal olaylara imleme mevcuttur. Bireysel bir dil üzerinden gerçekleşmektedir bu imlemeler.

-‘daima hazır’ şiirini elinde ne zeytin dalının ne de silahın eksik olmadığını vurgulayarak bitiriyorsunuz. Şairden yazdığı dizeler, bıraktığı ürünler dışında bir duruş beklenmeli midir? Burada kastettiğim; ‘aydın’ duruşu, toplumsal olaylar karşısında konumlanış ve dizelerinde kılıç kalkan çeken şairin hayatında büründüğü tavır…

Şairin duruşu şiirdir. Duruşundan taviz veren; kişiye, kuruma, statüye göre şiirini şekillendiren şairin şiire dair söylediklerinin hiçbir hükmü yoktur. Hayata dair de. Varsa, psikolojiye dahildir. Şair duruşuyla gerektiği yerde zeytin dalını uzatmalı, silahını da çekmelidir. Tamamen saldırgan ya da tamamen barışçıl şairlerle hemfikir değilim. Tamamen barışçıl, her şeye gülümsemek için zemin arayışı içinde olan, hiçbir düşmanı olmayan şairin yanında olmadım olamam da. Herkesle barışık insan en dikkat edilmesi gereken insandır. Şiir üzerinden söyleyecek olursak da “Herkesle barışık şair en dikkat edilmesi gereken şairdir”. Her şeye saldırıp bütün güzellikleri yok etmek veya hiçbir şeyin güzel olmadığını iddia eden şairin yanında da olmadım, olmayacağım da. Dünyada güzellikler mevcut, hâlâ, her şeye rağmen, bir parça da olsa.

-Hariç ‘çağ’ şiiriyle sonlanıyor. Çağdan memnuniyetsizliği kendinize ve çağa asık surat yerleştirerek dile getirmişsiniz. Çağın ve sizin suratınızı asan etkenler nelerdir? Bu çağın ve çağa kayda düşen şairlerin yüzü gülebilir mi?

Toplumun ve kendi vicdanının temiz, güzel olduğuna inanan şair varsa elbette gülebilir. Benim vicdanım rahat değil. Toplumun da. Ben rahat gülemem. Ben uzun gülemem. Ben güzel olduğuna inandığım bazı şeylere gülebilirim. O da çabuk geçer. Çağ, uzun süreli mutluluklar için müsait değil. Çağ, derin yanıkların yankısına müsait.

-Günümüz genç şiirini yayımlanan ürünler ve şairler ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz? Genç şairlerin ülke edebiyatındaki konumu nedir? Genç şairlerin maruz kaldığı baskılardan, muhatap olduğu sorunlardan bahsedebilir misiniz?

Cumhuriyet tarihinde şiirin nicelik olarak en fazla  yer aldığı yıllardayız. Niteliğe ise edebiyat tarihimiz karar verecektir. Ben İkinci Yeni’den sonraki en büyük sıçramanın önümüzdeki yıllarda yaşanacağına inanıyorum. Hatta yaşanmaya başladı bile. İkinci Yeni’den sonraki dönemde şairleri ve yazdıklarını yok sayıyorum gibi bir şey çıkarılmasın lütfen buradan. Ama bu aradaki dönemden çok daha büyük sıçrama gerçekleşecektir. Ortaya konan ürünler, şairlerin şiire olan hassasiyeti buna işaret etmektedir.

Genç edebiyatçıların veya şairlerin Türk edebiyatındaki konumuna değinecek olursak bu yine edebiyat tarihiyle açıklanabilecek bir durumdur. Bunu şu an -günümüzde- değerlendirmenin pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Ama gerek nicelik gerekse nitelik bazlı olarak baktığımız zaman yayınevlerinin, bazı editör ve genel yayın yönetmenlerinin, genç şair veya yazarlara epey mesafeli yaklaştıklarına inanıyorum. Bu ideolojik ikili ilişkiler, amca-dayı, ahbap-çavuş gibi çıkara dayanan ilişkiler içinde bazı kişilerin konumlarının belirlendiğine inanıyorum. Duruş sahibi, tavır sahibi, herhangi bir ideolojik meselenin arkasına saklanmayan veya birileri tarafından beğenilme uğraşısına girmeyen şairlerin biraz göz ardı edildiğine inanmaktayım ve buna artık ne yazık ki hayret dahi edemiyorum.

Akranlarımın günümüz edebiyatındaki konumlarını belirleyecek olan yine akranlarımın kendilerinin olacağına inanıyorum. Eğer ki akranlarım herhangi bir otorite diye nitelendirilen yerlerin, derneklerin, kurumların, şahsiyetlerin ağzına bakmadan, onlardan bir beğeni, bir güzelleme beklemeden metinlerini oluşturmaya devam ederlerse -ki etmeyenlerin etmeleri gerektiğine inanıyorum- edebiyattaki konumlarının, konumlarımızın daha da sağlam yere basan bir hale geleceğini düşünmekteyim ve buna kuvvetli bir şekilde inanmaktayım. Yıllardır yayınevi kovalamak(!) zorunda kalan şair ve yazar arkadaşlarımız, küçümsenmekte, niteliksiz olarak kayda geçirilmek istenmektedir bazı yayınevleri sahiplerince. Ve akabinde bu arkadaşlarımızın çalışmaları güzel ses getirdiğinde, sanki kendileri keşfetmiş, sanki kendileri yaratmışlar gibi bu başarıyı; yersiz, sebepsiz ve son derece ahlaksız bir kutlama, bir övünme şenliği düzenleyerek pastadan en büyük payı yine kendileri almak istemektedirler.

Ve son olarak yinelemekte fayda var:

Genç şair ve yazar arkadaşlarımızın yani akranlarımın otorite olarak değerlendirilen kurum, şahsiyet ve benzeri şeylere karşı alacağı tavır edebiyatımızdaki konumumuzu belirleyecektir.

Son Gemi okurları adına Şair Emre Ay’a bu keyifli sohbet için teşekkür ederim.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR